Bir tanıdığımız çocuğunu özel öğretmenler, özel okullar, dershaneler ile büyüttü. Ben o zaman çocuktum ama kazandığı üniversite sınavı bile olay olmuştu bu abimizin. Hepimiz sonucu o kadar merak ediyorduk ki ciddi gündem olmuştu tüm tanıdıklar arasında.
Onu hatırlıyorum...
Gerçekten de ailenin çabaları yerini bulmuş, abimiz iyi bir üniversitenin hukuk fakültesini kazanmıştı.
“Savcı olmuş.” dediler çok sonraları da...
Geçenlerde de açığa alındığını duyduk.
Para ile dava dosyalarında oynama yapıyormuş. İçeriğini çok bilmiyorum ama davaları para karşılığı manipüle ediyormuş falan filan işte.
Şuna benzer o kadar hikayesi var ki bu toprakların.
…
Ve okullar açıldı.
Herkes çocuğu güzel yerlere gelsin, büyük adam olsun istiyor. Bu o kadar insani ve olağan bir şey ki. Kim çocuğu kötü olsun ister.
Anlayabiliyorum...
Ama bu hırs ve yarış içinde çocukların asıl ihtiyacını kaçırıyor olabilir miyiz ya?
Saygının sınavda aldıkları notlardan daha önemli olduğunu, rızkına tevekkülün kariyerden daha kazanç getirdiğini, makam dediğimiz şeyin gönül tahtına oturmaktan daha önemli olmadığını, tevazu elbisesinin tüm elbiselerden daha çok yakıştığını çocuklarımıza öğretmek zorundayız.
Çocuklarımız gönül almayı da öğrenmeli iyi not almayı öğrenirken. Kul hakkını da Akdeniz bitki örtüsü ile beraber bilmeli. Sabrın ve sadrın faziletlerini de ezberlemeli en az yüksek plazma fiziğinin formülleri kadar.
…
Yoksa o çok diplomalı adamların yaptıkları binaların altında kalırız. Bol sertifikalı adamların verdiği kararlar “kamu vicdanını” yaralar. Üç beş dil bilen adamların bir gece kullandığı uçaklar üzerimizde dolaşıp bizi bombalar. İyi kimyagerlerin yaptığı formüller ile yapılan uyuşturucular zehirler evlatlarımızı.
Yoksa insanlık bir adım geride kalır.
