TR EN

Dil Seçin

Ara

1978 - Giden Gelmez, Gelen Gider / Ölüm Son Değildir

Hiç bir yaş, ölümü düşünmek için erken değildir.

 

Yahya Kemal Rindlerin Ölümü adlı şiirinin bir kelimesi için mânâyı bozuyor endişesiyle yıllarca uğraşıp, nihayet ‘siyah’ yerine ‘serin’i kullanarak mısrayı;

“Ve serin serviler altında yatan kabrinde” şekliyle tamamlamıştır. Şairimizle alâkalı bu hatırayı aktarırken, şunu anlatmak istedik. Bazı cümleler hatta kelimeler vardır ki, başlıbaşına bir paragraflık bazen de bir kitaplık düşünceyi içine alırlar.

Bir gül yaprağı gibi binbir muamma ile örtülü kâinat kitabında, bir satırlık ömrü olan her canlının diğer bir ifadeyle her gelenin gidip, her gidenin de gelmemek üzere ardından bıraktığı mesaj, üç hecelik bir “el-ve-da”dır...

Evet “Gece gündüzün dönmesinde her dost veda eder.” Şimdiye kadar bu sondan hiçbir kimse kendini kurtaramamıştır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Nasıl ki insan küçük bir âlemdir; yıkılmaktan kurtulamaz. Âlem dahi büyük bir insandır; o dahi ölümün pençesinden kurtulamaz.”

Bir satırlık hayatımızın hangi harfinde, hangi hecesinde olursak olalım değişmeyen hakikat şudur ki, “Hiç bir yaş, ölümü düşünmek için erken değildir.” Bu gerçek bir hayat prensibi olması gerekirken, nedendir bilinmez başımıza hastalık gibi bir musibet gelmeden uyanamaz olmuş insan.

Aldandığımız diğer bir husus, hislerimizin çizdiği rotadır ki, fâni olan şu dünyayı ölümsüz ve daimi zannediyoruz. Neden? Çünkü kendimize, etrafımıza ve dünyaya baktığımızda her şeyin sabit ve âdeta hiçbir değişikliğin olmadığı düşüncesine kapılıyoruz. Her doğum müjdesinin bir ölüm haberi demek olduğunu unutmuş olsak bile, bizden öncekiler neredeler?

Bunların yanında en gizli mahlûkun ahını işiten şu dünya sarayının sanatkârı bize bu hâleti; gece ve gündüzü, kış ve yazı ile dünyayı bir kitabın sahifeleri gibi kolaylıkla çevirip, yazıp, bozup değiştirmesi ile hissettirmektedir. Ve âdeta “hazırlanınız daimi ve başka bir memlekete gideceksiniz” diye ihtar etmektedir.

Rahmetli Dr. Halûk Nurbaki Hoca’nın bu konudaki görüşleriyle yazımızı tamamlayalım: 

“Ölüm ötesini düşünürken, kâinatın temel kanunlarını, Yaratanın sanat inceliğini sezerek, hatta ona hayran olarak yola çıkmak gerekir. Yoksa, kâinat düzenini bir rastlantı, hayatı ve canlılığı basit bir uyum sanarak insanın yüceliğindeki sırları çözmek imkânsızdır. Böylece temel düşünce tarzında maddecilerden ayrılıyoruz. Madde ilimlerine aslında onlardan daha fazla saygılıyız.

Maddeyi kuru kalıpları içinde görerek ondan başka varlık kabul etmemek bir gaflettir. Eğer her şeyi madde sanarsak o zaman hayat ‘Ardından koşup tutamadığımız ümitler, mutsuzluklar... heyecanlar, üzüntüler, yorgunluklar ve bunlara son damgasını vuran ölüm...’ senaryosundan ibaret olur. Kâinatın güzelliklerinden, ince sanatından, derin şuurundan böyle bir sonu beklemek imkânsız. Kâinatın yüce yaratıcısı, âlemlerin en güzeli, insana böyle bir son damgasını vurmaz.”