TR EN

Dil Seçin

Ara

Medeniyet Nedir?

Tarih, hafızamızdır.1 Tarih, insanlığın geçmişini anlatır, geleceğine yön verir. “Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz.”2 Geçmişimiz köklerimizdir. Ağacın kökleri ne kadar sağlamsa, meyveleri de o kadar kaliteli olur. Bu yönüyle “istikbal köklerdedir”3 denilebilir. Geleceğin semasına yükselmek, köklerimizi bilmeye ve ders almaya bağlıdır. “İstikbal, maziden doğacaktır, mazinin bütünü ile kavranmasından.”4 

Merhum Mehmet Akif şöyle der:  

“Geçmişten adam hisse kaparmış, ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

Tarihi, tekerrür diye tarif ediyorlar.

Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”5

Tarihin “siyasî, askerî, coğrafî” gibi kısımları vardır. Medeniyet Tarihi de onun önemli kısımlarından biridir.

Kur’anın bildirdiği üzere, insan yeryüzünün halifesidir.6 Tabir yerindeyse, insana “yeryüzünü imar görevi” verilmiştir. Hz. Salih, bunu kavmine şöyle tebliğ eder:

Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Sizi yerden (topraktan) yaratıp, orayı imar etmenizi dileyen O’dur.”7

Ayette geçen “istimar” kelimesi, umran kökünden gelir. Ayet, bir yönüyle “medeni olmayı emretmek” olarak değerlendirilebilir. 

Medeniyet; yaşama biçimimiz, insanlarla olan bağlantımız, hayat tarzımızla ilişkili bir kavramdır.8 Medeniyet kavramı on sekizinci yüzyıl Fransız düşünürlerince “barbarlık” kavramının karşıtı olarak geliştirilmiştir. Medeni toplum ilkel toplumdan farklıdır; çünkü medeni toplum yerleşmiş, kentli ve okur-yazar bir toplumdur. Medeni olmak iyi; medeni olmamak ise kötü bir şeydir.9 

Toplumların medeniyet merhalesinden önce vahşet ve bedeviyet dönemleri vardır. Ancak bunu “tarihin düz akışı” şeklinde de anlamamak lazımdır. Çünkü günümüz şartlarında da “şehirleşme, teknolojik gelişmişlik, evrensel kültürel değerler” gibi yönlerden insanlığın ilk devir görüntülerini görebileceğimiz ilkel toplumlar da bulunmaktadır. 

Medeniyet ifadesi “şehir” anlamındaki “medine”den gelir. Mukabili, bedeviliktir. İnsanların sosyal ilişkilerinin pek de olmadığı küçük yerleşim yerlerinde medeniyet meydana gelmez. Mağara insanının medeniyetinden söz edilemez. Nitekim “İslam Dini de medeniyetle ilgili kalıcı adımlarını Medine’de atmıştır.”10

Ancak bu genel ifadelerden hareketle küçük yerleşim birimlerinde yaşayan herkesi ilkel ve bedevi görmek yanlış olur. Çünkü “genellemeler genelde yanlıştır.” Genel hükümlerin istisnaları da olabileceği göz ardı edilmemelidir. İtibar, ekseriyetedir. Bu noktada Necip Fazılın şu ifadelerini hatırlayabiliriz:

“Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?

Bazı geriden gelen, yüz bin devir ilerde!”11

Medeniyet, günümüz Arapçasında daha çok “hadâra” kelimesiyle ifade edilir. Eskiden ise aynı kavram “imar, umran” kelimeleriyle ifade edilmiştir. Bizde “medeniyet” şeklindeki kullanımı 19. yüzyıla dayanır. İngilizce’de ise aynı kavram “civilisation” kelimesiyle anlatılır.12 

Günümüz Türkçesinde medeniyet yerine “uygarlık” kelimesi kullanıldığı da olur. Bu, “belli yasalara uyarak şehirde yaşayan halk” manasındaki “uygur”dan türetilmiştir.13 

Günümüzde medeniyet terimi esas itibariyle üç ayrı anlamda kullanılır:

1- Başkalarına karşı görgülü davranma konusunda insana kendini kontrol etme yeteneği veren kural ve değerler bütünüdür. Gündelik dildeki “medenî insan” deyimi bu anlamda kullanılır. 

2- Gelişmiş olarak kabul edilen toplumu, gelişmemiş sayılan toplumlardan ayıran özelliklerdir. Bu anlamıyla medeniyet, insanlığın topyekûn ulaştığı birikim ve gelişmişlik düzeyini ifade eder.

3- Ortak özellikler gösteren sosyal gruplar veya bunların bütünüdür.14 

Medeniyetin bir başka tarif ise şöyledir: 

“Medeniyet, yazının kullanıldığı, şehirlerin ortaya çıktığı, siyasi teşkilatlanmanın olduğu ve ekonominin geliştiği kültürlerdir.”15

Yani medeniyette,

- Yazı vardır, insanlar yazı vasıtasıyla fikirlerini, bilgilerini, bulgularını, tecrübelerini birbirine naklederler.

- Şehir vardır. Kalabalık ortamda insanlar iş bölümü yaparlar, birbirlerinin özelliklerinden, çalışmalarından istifade ederler.

- Belediye, adliye, hastane gibi teşkilatlanma vardır. Bu sayede insanlar daha rahat yaşarlar, insaniyete lâyık imkânlara kavuşurlar.

- Ekonomi gelişmiştir. Bu sayede insanlar ihtiyaçlarını daha kolay elde ederler.

 

Kaynaklar:

1. Bkz, Ziya Kazıcı, İslam Medeniyeti ve Müesseseleri Tarihi, İFAV Yay. İst. 2010, s. 11

2. Ahmet Akgündüz & Said Öztürk, Bilinmeyen Osmanlı, OSAV Yay. İst.1999,  s. 378

3. Mustafa Özel’in “İstikbal köklerdedir” adıyla yayınlanmış kitabı vardır. (İz Yayıncılık)

4. Meriç, Sosyoloji Notları, s. 365

5. Ersoy, Safahat, s. 477

6. Bakara, 30

7. Hûd, 61

8. İsmet Özel, Üç Mesele, Şule Yay., İst. 2006, s. 16

9. Huntington, Medeniyetler Çatışması Ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması, s. 46-47

10. Aydın, Siyasetin Aynasında Kültür ve Medeniyet, s. 154

11. Necip Fazıl Kısakürek, Çile, b.d.Yay. İst. 1988, s. 404

12. Bkz. İlhan Kutluer, “Medeniyet”  DİA,  XXVIII, 296-297

13. Tahsin Görgün, “Medeniyet”  DİA, XXVIII, 298; Kasım Şulul,  İbn Haldun’a Göre İslam Medeniyeti, İnsan Yay. İst. 2011, s. 20. Cemil Meriç, uygarlık kelimesini şöyle değerlendirir: “Umrandan habersizdik, medeniyete de ısınamadık. İnsanlığın tekâmül vetiresini ifade için kendimize layık bir kelime bulduk: uygarlık. Mazisiz, mûsikîsiz bir hilkat garibesi.” Umrandan Uygarlığa, İletişim Yay., İst. - 2013,  s. 86. Yusuf Kaplan da bu kelimenin sadece mülk âlemine, yani sadece maddî olana baktığına, manadan uzak olduğuna dikkat çeker. Kaplan, “Medeniyet tasavvuru manifestosu”, Yeni Şafak Gazetesi, 18 Ekim 2015

14. Şulul,  İbn Haldun’a Göre İslam Medeniyeti,  s. 20-21

15. İbrahim Sarıçam & Seyfeddin Erşahin, İslam Medeniyeti Tarihi, TDV Yay. Ankara, 2011, s. 2