TR EN

Dil Seçin

Ara

İslam’da İlkler: İlk Vahiy

Peygamberimiz (sav), kendisine vahiy gelmeden önce, içinde yaşadığı müşrik toplumun inanışlarına itibar etmiyor ve çoğunluğunun putperest olduğu bu toplumdan uzaklaşıp Hira Mağarasında yalnızlığı tercih ediyordu. İbadetle ve duayla meşgul oluyordu.

Hz. Aişe’nin (ra) rivayetine göre, Peygamberimiz yine böyle bir gece Hira mağarasında yalnız başınayken Cebrail (as) gelip kendisine “Oku!” dedi. Hz. Peygamber, “Ben okuma bilmem!” dedi. 

Cebrail, Hz. Peygamberi tutarak takati kesilinceye kadar sıktı ve tekrar “Oku!” dedi. Peygamberimiz yine “Ben okuma bilmem!” dedi. Cebrail ise Peygamberi ikici kez tutup sıktı ve “Oku!” dedi. Peygamberimiz yine aynı cevabı verdi. Cebrail, Peygamberi üçüncü kez tutup sıktı ve “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O insanı alâktan yarattı. Oku! Rabbin en büyük kerem sahibidir. O insana kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.” (Alâk, 1-5) ayetlerini vahyetti. Peygamberimiz korku içinde yüreği titreyerek Mekke’ye evine döndü. Hz. Hatice’ye, “Beni örtünüz, beni örtünüz!” dedi. Hz. Hatice, Resulullah’ın üzerini örterek hadisenin tesirinin geçmesini bekledi.

Daha sonra halini soran Hz. Hatice’ye durumu anlattı ve “Kendimden çok korktum.” dedi. Hz. Hatice ise “Asla! Vallahi Allah seni mahcup etmez. Çünkü sen akrabayla ilişkiyi kesmezsin, işini göremeyenlerin yükünü yüklenir, fakir fukaranın gönlünü kazanır, misafiri ağırlar ve hak yolunda karşılaşılan sıkıntılarda yardım edersin.” dedi.

Sonra Hz. Hatice, Peygamberimizi amcası oğlu Varaka b. Nevfel’e götürdü. Varaka, Cahiliye döneminde Hristiyan olmuş İbranice bilen bir kişiydi. Âmâ ve yaşlıydı. Hz. Peygamberi dinledikten sonra, “Bu Allah’ın Hz. Musa’ya (as) gönderdiği melektir. Ah keşke genç olsaydım, kavmin seni yurdundan çıkardığında keşke hayatta olsaydım.” dedi. Bunun üzerine Rasulullah, “Beni çıkaracaklar mı?” diye sordu. Varaka, “Evet, senin getirdiğin gibi bir şeyi (yani vahyi) getiren kişi mutlaka düşmanlığa uğramıştır. Eğer senin peygamberlik günlerin bana ulaşırsa sana çok yardım ederim.” dedi. Çok geçmeden de Varaka vefat etti.

Peygamberimize gelen bu ilk vahiyle, insanlığın vahyin ışığından ayrılıp karanlıklara saptığı böyle bir cahiliye döneminden Allah’ın rahmetiyle çıkıp, tekrar nurlu bir yola çağrılmasının yolu açılmış oluyordu.

Bu vahyin özünde “okumak” ve “öğrenmek/öğretmek” vardı. Ancak bu “Oku!” emri gelişigüzel bir emir değildi. Bu okuma, “Yaratan Rabbinin adıyla” olmalı denilerek okumaya bir ruh katılmış oluyordu. 

Ortada henüz bir kitap yokken ne okunmalı sorusu da cevapsız bırakılmıyordu. Emrin akabinde hemen insanın yaratılışına ve sonra da Rabbinin kerem sahibi olması nazara veriliyordu. Dolayısıyla insandan, kendi yaratılışından başlayarak önüne ikram olarak konulan bu büyük kâinat kitabını okuması isteniyordu. Haddizatında ümmi bir zattan okumanın istenmesi, bu okumanın farklı olduğunun bir işaretiydi.

Ayrıca bu kâinat kitabının tefekküründen elde edilen neticenin yazıya geçirilerek ilmin yazılı hale gelmesi ve yazarak öğrenmeye dikkat çekiliyordu. 

“Oku!” emri ikinci kez tekrar edilerek hem öğrenmenin tekrar ile olacağı ve birinci oku emriyle elde edilen bilginin ikinci emirle insanlara okunması ve tebliği ifade ediliyordu.

Bunların da ötesinde okumak ve öğrenmek, bir Müslümanın günlük hayatının en önemli bir parçası haline geliyordu. Günde beş defa eda ettiği namazında “kıraat” ile hem afakî ve enfüsî ayetleri tefekkür ederken hem de dinin temel emir ve yasaklarını öğrenmiş/tekrar etmiş oluyordu.

İlk emri “Oku!” olan bir dinin müntesiplerinin, insanlığa ilim ve tefekkür sahasında sunabileceği önemli eserleri olması gerektiği muhakkaktır. Yeter ki bugünün Müslümanları da tarihin bir döneminde yaptıkları gibi ilmi birinci öncelikleri haline getirsinler.