TR EN

Dil Seçin

Ara

Elimizden Gelen Ne Var ki?

Elimizden Gelen Ne Var ki?

“(İsrailoğulları) …’Sen ve rabbin gidin savaşın; 

biz burada oturacağız!’ dediler.” (Mâide Suresi)

“Onlarla savaşın ki, 

Allah onları sizin elinizle cezalandırsın, 

onları rezil rüsvâ etsin, size yardım edip 

onlara karşı zafer yolunu açsın…” (Tevbe Suresi)

 

Ey kavmim! Allah’ın sizin için (vatan olarak) yazdığı kutsal topraklara girin, sakın geri dönmeyin, sonra kaybedenler siz olursunuz.”

Dediler ki: “Ey Mûsâ! Orada zorba bir topluluk var, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Ama oradan çıkarlarsa biz hemen gireriz.”

Allah’tan korkanlar arasından Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu iki (yiğit) adam şöyle dedi: “Kapıdan üzerlerine hücum edin; oraya girdiğiniz an artık kesinlikle siz galipsiniz. Eğer müminler iseniz ancak Allah’a güvenin.”

İsrailoğulları, “Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukları sürece biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız!” dediler.

Mûsâ, “Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık bizimle bu yoldan çıkmış kavim arasında sen hükmet” dedi. (Mâide Suresi, 21-25)

Dilimizde dua…

Sosyal medyada görüyoruz dua ediyoruz, tv de görüyoruz dua ediyoruz…

Aramızda konuşurken konusu geçiyor dua ediyoruz…

Gazze’deki, Doğu Türkistan’daki, Filistindeki kardeşlerimize, dünyanın her yerinde zulüm gören, sıkıntıda olan kardeşlerimize dualar ediyoruz.

Elimizden başka bir şey gelmiyor diye düşünüp dua ediyoruz.

Evet elimizden başka bir şey gelmediğinde dua etmek rahatlatır, teselli sağlar. Fakat dua sadece kavlî duadan mı ibaret? Elimizden bir şeyler gelecekse, sebepler dairesinde yapacaklarımız varsa, işte o yapacaklarımız hep duadır, fiilî duadır. 

Dua, aynı zamanda sonucu Allah’ın yarattığını bilen müminin, sonuç için gösterdiği çabalardır. Herkesin yapabileceği, yani duası farklı olacaktır. İşte onu bulup yapmalıdır.

Sosyal medyada kınamanın, eleştirmenin, protesto etmenin binbir farklı çeşidine şahit oluyoruz. İnsanlar düşünüyor, buluyor ve kendi çapında tepkisini ortaya koyuyor. Bunlar hep fiilî duadır. Aklını, tecrübelerini, duygularını kullanan, empati yapan, mazlumların dertleriyle dertlenen herkese Allah bir tepki yolunu da ilham ediyor… 

Herkes bir şeyler yapmakla ve de yapabileceğinden sorumlu. Kimseye kaldıramayacağı yüklenmiyor, kimseden yapamayacağı şey beklenmiyor. Önemli olan yerini, safını belli etmek; hakkın yolunda, mazlumun yanında yerini almak, kardeşlerini yalnız bırakmamak…

Yazının başındaki ayetlerde İsrailoğullarının, üzerlerine düşen sorumluluk karşısındaki tavırları yer alıyor. Onlara zorba bir kavmin yaşadığı şehir için savaşıp oraya yerleşmeleri emredilince, onlar Musa Peygambere “Sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız!” diye cevap veriyorlar. Emri yerine getirmek için gerekeni yapmak, kendilerini değiştirmek yerine, o düşman kavmin değişmesi şartını da koşuyorlar: “İsrailoğulları, ‘Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukları sürece biz oraya asla girmeyeceğiz…”

Bu tavır ve duygu, nefsin insana hâkim olmasının bir göstergesi. Ve hepimiz nefsimizi dinlesek belki aynı şeyi söyleyecek. 

Hiçbir şey yapmadan sadece beddua etmek, onları kahret, onları perişan et, onları mahvet… Sanki İsrailoğulları ile aynı dilden konuşmak gibi oluyor: bizden bu kadar, onları sen hallet…

Bu duruma düşmemek için nefs-i emmaremizi alt etmeliyiz. Umursamayan, “sana mı kalmış, senin çabanla ne değişecek” diyen fedakârlıktan kaçan, tembelliğe meyilli, “dua ediyorsun işte yeter” diyen, hasılı şeytandan aldığı yardımla gayrete gelmemizi engelleyecek pek çok düşünceyi fısıldayan nefsimizi gayretimizle susturmalıyız.

Şu an “benim hiçbir gücüm yok, elimden bir şey gelmiyor” diyen birisi en azından israil ve destek olanların ürünleri boykot edilebilir, sosyal medyada bunlara karşı çaba gösterenleri destekleyebilir mesela…

Bizler sadece boykota kararlı olarak ve yılmadan devam edersek, onlar elbette fazla dayanamayacak. Çünkü tek değerleri maddiyatları ve sadece dünyaları var, ona zarar geldiğinde her şeyden vazgeçerler. 

Yeterki biz kararlı ve ciddi olalım “Allah için sevelim, Allah için buğz edelim,” elbette Allah bizim elimizle onlara hak ettikleri karşılığı verecektir.

Bu ayeti kerime bizi gayrete getiriyor: “Onlarla savaşın ki, Allah onları sizin elinizle cezalandırsın, onları rezil rüsvâ etsin, size yardım edip onlara karşı zafer yolunu açsın, inananların yüreklerine su serpsin, kalplerindeki öfkeyi yatıştırsın. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah her şeyi bilir, her işi hikmetle yapar.” (Tevbe suresi 14-15)

Evet unutmayalım, Allah’ın gücü elbette onları ve tüm güçlerini yok etmeye yeter, ancak Allah (cc), bunu bizim elimizle yapmayı murad ediyor. Bizlere hak yolunda, zulme karşı savaşanlardan olmakla şeref kazandırmak istiyor…