TR EN

Dil Seçin

Ara

Modern Sanat Sahtekârlık mı?

Modern Sanat Sahtekârlık mı?

Bu yaz Avrupa’daki çoğu büyük şehirlerde bulunan müzeleri gezdim. Özellikle modern sanat müzelerinin kültürel alışverişten çok ticari kazanç kapısına dönüştüğünü fark ettim. Hatta Düseldorf’ta yan yana üç modern sanat müzesi var ve her birine giriş 10 Euro; birisinde Matisse sergisi var onu gezmek istersen 20 Euro. Amsterdam’da Ermitage müzesi var. Petersburg’daki Ermitage müzesinin şubesi. İçerisinde Rusya’dan getirilmiş bazı sergiler var. Tamamen ticari kaygılarla kurulmuş. 

Baudrilard Sanat Komplosu adlı kitabına günümüzde sanatın toplumu maddi ve manevi nasıl manipüle ettiğini açıklıyor. Ona göre sanatçı, sanat galerici, küratör (sergiyi organize eden), sanat eleştirmeni, müzayedeci (piyasayı kızıştırıyor) ve müzeciler el ele vermişler toplumun sanat hakkındaki değer ve yargılarını yönlendiriyorlar. Örneğin duvara bantlanmış bir muzun yüz yirmi bin dolara satılması gibi.

Modernizim, on dokuzuncu yüzyılın başlarında sanayi devrimi ile birlikte ortaya çıkmıştır. Özellikle bir sanat anlayışı tabiri olarak fotoğrafın icadı, renk ile ilgili yeni bilimsel teoriler ve yeni felsefi akımlar, sanat alanında modernizmin tetikleyicisi oldular. Modernizm öncesine klasik dönem tabir edilmektedir. Resim ve heykellerin fotoğraf gibi gerçekçi olduğu bu dönem, aslında 1500’lü yıllarda Rönesans ile birlikte başlar. Ondan önce Avrupa için Ortaçağ yani karanlık dönem demektir. Aynı dönemde İspanya Endülüs Devleti ve Osmanlı Devleti, bilim ve sanatta zirveye çıkmıştır. 

Avrupa’da özellikle şato ve kilisenin baskısı ile bilim, sanat ve felsefe alanındaki gelişmeler engellenmiştir. Ortaçağ döneminde sanatçılar, kilisenin ustaları ve hizmetçileridir. Klasik dönemde ise patron, saray ve soylu sınıfıdır. 

Modernizm ile birlikte gelişen sanayici ve esnaf yani yeni burjuva sınıfı, sanatın yeni patronu olmuştur. Sanatçılar onların portrelerini, aile resimlerini, beğendikleri manzara ve çiçek resimlerini yaparlar. Onların arzu ettikleri dekora göre resim ve heykel üretirler. Aslında mimari, edebiyat ve müzik gibi sanatlarda da durum çok farklı değildir.

Modernizm dönemi, sanatçılara bireysel bir benlik ve özgüven kazandırır. Sanatçı artık kimsenin işçisi veya hizmetçisi olmak zorunda değildir. Ayrıca artık resim ve heykeli fotoğraf gerçekliğinde yapma zorunluluğu da kalmamıştır. Zaten isteyen gidip portre veya aile fotoğrafı çektirebilmektedir. Bu dönemde sanatçılar atölyelerinden gün ışığına çıkıp açık havada izlenimlerini resmederler. Modern sanatın ilk akımı izlenimcilik (Empresyonizm) olur. Daha sonra farklı sanat arayışları Kübizm (remin geometrik biçimlerle parçalanışı), Fovizm (vahşi, çiğ renkler kullanmak) ve Sürrealizm (gerçeküstücülük, rüya, hayal ve fanteziler) gibi akımlar ortaya çıkar. 

Daha 20. Yüzyılın başlarında Duchamp bir pisuvarı imzalayarak bir sergiye yollar. O zaman sanat eseri olarak kabul edilmeyen pisuvar, bugün modern sanat müzelerinde başköşede yer almaktadır. Andy Warhol’un konserve ve makarna kutularını Avrupa’da bütün modern sanat müzelerinde görebilirsiniz; adam her müzeye satmış. Bugün Popart akımının babası kabul ediliyor. 

Hatta avangart-öncü adı altında akla gelebilecek her şey sanat adına denenmektedir. İnsan vücutlarını boyayıp baskı yapmak, boyaları damlatmak veya sıçratmak, farklı malzemeleri hatta çöpleri kullanmak; daha da vahimi dışkı kullanan sanatçılar bile var. 

Ülkemizde de sanat eğitimi gören öğrenciler modern sanat akımlarına özendiriliyor. Henüz klasik anatomi ve desen çiziminde ustalaşmadan, gençler soyut veya kavramsal sanat türlerine yönlendiriliyor. Zaten Batı taklitçiliği yüzünden Avrupa sanatını yüz yıldır geriden takip ediyoruz. Batı dünyasının müzelerinde hemen hemen hiç Türk sanatçı yok. Kendi kültürümüzü yansıtan bir Türk sanatı oluşmadı. Hiçbir Türk sanat akımı geliştiremedik. Türk sanat manifestosu yazan varsa gelsin söylesin.

Yüzyılın başında aşkla şevkle çalışan ve manifestolar yazan modern sanatçıların yerini bugün saçma sapan işler üreten ve kendilerini modern hatta postmodern olarak tanımlayan bir sürü sanatçı müsveddesi almış. Tabi bütün sanatçıları suçlamak doğru olmaz, adam gibi sanat eseri üreten sanatkârlar her dönemde olduğu gibi günümüzde de var ve gayet güzel çalışıyorlar. Bunların parayla ve şöhretle işleri olmaz. 

Gerçek sanatçılar gönül insanı ve fikir işçisidir. Tabiatı bir kitap gibi okurlar ve ilahi sanatın aynası olarak görürler. Küçük hesapların peşinde olmazlar. Kestirmeden adam olmak gibi bir hedefleri yoktur. Andy Warhol’un “Birgün herkes bir saatte ünlü olacak.” felsefesi onlara göre değildir. Büyük eserler büyük çilelerin ve emeklerin sonucunda doğarlar. Sanat eseri ruhun güzelliğinin yansımasıdır. Her cemal ve kemal sahibi, kendi güzellik ve kemalini görmek ve göstermesi sırrınca, onlar da içlerindeki estetik tecrübeyi ve güzellik sevdasını kendi eserlerinde temaşa eder ve diğer insanların beğenisine sunarlar.


Resim 1: Köln Ludwig müzesinde Andy Warhol’un ambalaj kutuları. Foto: Rasim Soylu


Resim 2: Frankfurt Komünikasyon Müzesinde Nam June Paik’in bir Video-art heykeli.


Resim 3: Giocometti’nin modern bir heykel çalışması


Resim 4: İstanbul Modern Sanat Müzesinde ünlü bir Türk sanatçının eseri.