Snobizm, bir kişinin başka biri gibi davranması, başka bir kimsenin yaşamı gibi yaşaması ve yaptıklarını yapmasına denir. Yani aslında “kişinin olmadığı gibi görünmesi” de diyebiliriz. Özellikle lüks tüketim konularında kendini daha çok gösterir bu olay. Bir nevi gösteriş de diyebiliriz bu davranışa.
Sekülerizm ise daha genel bir kavram olup snobizmi besleyen ana damardır. Sekülerizm, semavi öğretilerden uzak dünyevileşme anlamında kullanılmaktadır. Küreselleşme ile birlikte tek bir şehir haline dönüşen dünyada, insanların birbirinden maddi ve manevi etkilenmesi çok hızlanmıştır. Bu etkileme işinde dünyevi maddi imkânları daha üstün olanların taklit edilmesi öne çıkmıştır. Küresel güçlerin koordine ettiği medya araçları, internet ve sosyal medya mecraları ile neredeyse ortak kültür, ortak kıyafet, ortak eğlence, ortak yiyecek, ortak inançlar vb oluşturulmaya çalışılmaktadır. Kültürleri ve inançları kasıp kavuran bu sekülerizm ve snobizim afeti tüm insanları sardığı gibi Müslümanları da sarmıştır. Maalesef Müslümanlar da hem dünyevileşmiş hem de âfâkileşmiştir.
“Gösterişsiz hayat” Müslüman bireyin ana felsefesi iken bunun değişime uğradığını hayretle müşahede ediyoruz. Müslüman yaptığı yemekten “kokusu gitmiştir” diye komşuna da yollarken, elindekini “göz hakkı” deyip gören ile paylaşırken, veremeyecek durumda ise bunu gizlerken, maalesef günümüzde fotoğrafını çekip sosyal medyada tüm dünyaya göstermektedir.
Mahremiyet meselinde çok hassas olan Müslüman, farkına varmadan özelini paylaşmaktadır. Ana karnında olan cenin bebeğinin fotoğrafını dünya ile paylaşıyor, neyi yaptığını farketmeden. Dünyadaki en kıymetli varlığı olan çocuğunun fotoğraflarını paylaşıyor, kötü niyetli pedofili sapkınlarının eline geçebileceğini düşünmeden… Evini yabancı gözlere, ellere karşı kilitleyip kapatıyor, lakin sosyal medyada tüm dünyaya açıyor!
İyi tanıdığım biri yeni bir otomobil almıştı, simsiyah rengi ve kışkırtıcı sportif görünümü ile çok göz alıcı bir havası vardı. O kadar dikkat çekiyordu ki trafiğe çıkar çıkmaz trafik polislerini dahi kıskandırmış olacak ki, hemen bir bahaneyle ceza kesmişlerdi! Bu olaydan hemen ders çıkaran araba sahibi otomobili aylarca yıkatmamış idi, öylece tozlu ve çamurlu kalmasına gönlü razı olmuştu. Kendisine bu durumu soranlara şöyle derdi “insanların kıskançlık damarını tahrik etmenin hem vebali hem de dünyada cezası (karşılığı) var…”
“Nazar / göz değmesi” kavramını duymuşsunuzdur. “Nazar haktır, deveyi kazana, adamı mezara sokar.” sözü, insanımızın hem hadis-i şeriflerden etkilendiklerini ve hem de nazarın toplum nezdinde ne kadar güçlü bir inanışa sahip olduğunu göstermektedir. Hz. Peygamberin, “(Nazar’dan) Allah’a sığının. Çünkü göz değmesi gerçektir.” (İbn Mâce, Tıb, 32) buyurduğu rivayet edilmektedir. Kur’an’da da, göz değmesinin/nazar gerçekliğine değinilmektedir: “O inkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâlâ da (kin ve hasetlerinden), ‘Hiç şüphe yok o bir delidir.” derler.” ( Kalem, 5)
Aslında nazarın ana kaynağı kıskançlık ve hasettir. Haset ile nazar eden karşı tarafı olumsuz etkilemektedir. Kur’an-ı Kerim’de “Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden (Allah’a sığınırım) de.” (Felâk Suresi, 5) şeklinde öğütlenmektedir.
Nazar konusunu pozitif bilimlerin yöntemiyle açıklama imkânı bulunmamaktadır. Normal sınırlar çerçevesindeki duyuş, düşünüş ve davranışları aşan olayları inceleyen parapsikoloji nazarı, psikokinetik (telekinezi) olaylar içinde mütalaa etmekte ve bu tür hadiseleri birer vâkıa olarak kabul etmektedir. Meydana gelişlerini ise bedenin elektromanyetik güç alanına sahip bulunması, elektromanyetik ışıklar yayan gözlerin bu alanı etkilemesi, özenme, imrenme ve haset gibi duyguların bu tür bakışları beslemesi, bakışlardaki duygu yoğunluğuna paralel biçimde nazarın gücünün artması (Kırca, XXII/1 [1986], s. 42-44), ayrıca zihin gücünün bu tür olaylarda etkili bulunması şeklinde açıklamaktadır. (DİB, İslam ansiklopedisi)
Yani huzurlu hayat felsefesinde “görünür değil” bilakis “görünmez olmak” kişinin menfaatinedir. Çünkü Bediüzzaman Hazretlerinin, “Gel o dersi benden al, şöhret aynı riyadır, kalbi öldüren zehirli bir baldır” ifadesi ile mesele özetlenebilir. Hz. Mevlana’nın, “Ya olduğun gibi görün veya göründüğün gibi ol” öğüdüne uymaya gayret gösterilebilir.
İnsanın hiçbir şeyi zayi olmuyor. Hem insan, Allah (cc) indinde çok kıymetli, eşref-i mahlukat ve halife-i arz olduğu için her eylemi ve söylemi günün 24 saati, haftanın 7 günü, yılın 365 günü kesintisiz bir şekilde teknoloji üstü bir kayıt ile görüntülü-sesli-yazılı olarak kayıt altına alınıyor. İnsana düşen şey hayırlı eylem ve söylemlerini artırmak ve hayırsız olanlarını tövbe ve istiğfar silgisi ile silmeye çalışmaktır, vesselam…
