TR EN

Dil Seçin

Ara

Büyük Gerçeği Örten Küçük Mendil

Büyük Gerçeği Örten Küçük Mendil

Bir filmin etkileyici bir sahnesinde, yan karakterlerden biri, elinde bir silah, petrol dolu bir varilin önünde duruyordu. İntihar edecekti. O sırada başrol oyuncusu, kahraman edasıyla devreye girdi. Uzun uzun konuşup ikna etmeye çalıştı. Hayattan, umutlardan, yaşamanın güzelliğinden bahsetti. Ancak adam, bu sözlere kulak asmadı. Tek bir hamleyle tetiği çekti ve yankılanan silah sesinin ardından cansız bedeni yere düştü.

Tam o anda, kahramanımız hızla adama doğru koşmaya başladı. Seyirciye, onun ölüme engel olamasa da belki de bir yardımda bulunacağını hissini verdi. Ama hayır... Başrol oyuncusu, yere düşen adamla hiç ilgilenmedi. Bunun yerine, koşarken ceketinin üst cebinden çıkardığı mendil ile petrol variline gitti. Meğer onun derdi, yerde yatan bir insanın canı değil, patlayan silahtan seken kurşunun deldiği petrol varili ve sızan birkaç damla petrol imiş.

Aslında bu film, sadece bir kurgu değil, ekranın dışındaki bir gerçeği de anlatıyordu. İnsanlık gözümüzün önünde can çekişirken, bize kahraman diye sunulan figürler, yalnızca sistemin küçük hesaplarını kapatma derdindeydi.

İşte bugünün dünyası... Televizyon ekranlarında, sosyal medyada, gazetelerde hep aynı oyun sergilenmiyor mu? Kadın hakları, insan hakları, hayvan hakları.. diyerek türlü gürültü patırtı, gözlerimizin önünde yaşanan gerçek katliamları gizlemek için değil mi!? Gazze’de, dünyanın başka yerlerinde insanlar katledilirken, bizlere bambaşka hikâyeler anlatılmıyor mu?

Hani Kur’an’da buyurulmuş ya: “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın…”

Acaba bize gerçek olduğu söylenen, hedef olarak gösterilen şeyler, gerçeği gözümüzden gizlemek için birer perde mi!? Korumamız gerektiği telkin edilen şeyler, asıl korumamız gereken şeyleri unutturmak için mi!?

Medya, hayatın gerçeklerini bir kenara bırakıp, orada oyalanalım diye her türlü veriyle doldurulmuş bir havuz mu?..

İşte bu yüzden “bize verilenlere,” gözlerimizi dikip iyi bakmalıyız, ve “araştırmalıyız,” gördüğümüz bir illüzyon mu değil mi diye…