ARAMA SAYFASI

Büyük Patlama Teorisi / Matematiğin Penceresinden Yaratılış Gerçeği

Büyük Patlama Teorisi / Matematiğin Penceresinden Yaratılış Gerçeği

Hubble, kâinatın genişletildiğini dalgaların basit bir özelliği ile keşfetti. Dalga kaynağı alıcıdan uzaklaştıkça, dalganın alınma sıklığı (frekansı) düşer. Meselâ; bize doğru yaklaşan bir arabanın motor sesi tiz iken (yüksek frekanslı), bizden uzaklaşan bir arabanın motor sesi pestir (düşük frekanslı, kalın). Bu olaya fizikte Doppler etkisi denir.

 

O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır.”1

Kâinatın yaratılışını Âlemler Rabbi, Kur’an’da böyle haber vermişti.

Bilimsel veriler de 20. yüzyılda kâinatın yaklaşık 13,7 milyar yıl önce Big Bang (Büyük Patlama) olarak adlandırılan bir patlama sonucu yaratıldığını ve dolayısıyla maddenin ezeli olmadığını gösterdi. Bu gerçeği ünlü fizikçi Stephen Hawking şöyle ifade etmektedir:

“1915’i izleyen onlarca yıl içinde bu yeni uzay ve zaman anlayışı kâinat hakkındaki düşüncelerimizde köklü değişiklere yol açtı. Aslında değişmeyen, hep var olan ve sonsuza kadar varlığını sürdürecek olan kâinat kavramının yerini dinamik, genişleyen, geçmişte sonlu bir zamanda başlamış ve gelecekte sonlu bir zamanda bitecek olan bir kâinat kavramı aldı.”2

O bir başka ifadesinde şöyle demektedir:

“Kâinatın niçin bu şekilde başladığını, bizim gibi varlıkları yaratmaya niyetlenen İlahın işi olarak görmenin dışında, açıklamak çok zor.”3

İşte modern bilim 20. yy.da ilâhî mesajın hakikatine ancak ulaşabilmiştir. Yani “Zaman ihtiyarladıkça Kur’ân gençleşiyor.” Demek ki, Kur’ân bütün zamanları kucaklıyor, bilimlere yol gösteriyor.

 

Kâinatın Genişlemesi

Rus fizikçi ve matematikçi Alexander Friedmann’ın kâinatın genişlemekte olduğunu 1922’de teorik olarak ispatlamasından birkaç yıl sonra, 1929’da Edwin Hubble dev bir teleskop ile kâinatın genişletilmekte olduğunu gözlemledi.

Hubble, kâinatın genişletildiğini dalgaların basit bir özelliği ile keşfetti. Dalga kaynağı alıcıdan uzaklaştıkça, dalganın alınma sıklığı (frekansı) düşer. Meselâ; bize doğru yaklaşan bir arabanın motor sesi tiz iken (yüksek frekanslı), bizden uzaklaşan bir arabanın motor sesi pestir (düşük frekanslı, kalın). Bu olaya fizikte Doppler etkisi denir.

 

 

Işık bir dalga olduğundan ışık kaynağı gözlemciden uzaklaştıkça ışık dalgalarının sıklığı azalacağından kırmızımsı görünür (kırmızıya kayma). Eğer ışık kaynağı gözlemciye yakınlaşırsa dalgaların ulaşma sıklığı artacağından mavimsi görünür (maviye kayma). İşte Hubble, gözlemlediği gökadalardan gelen ışığın kırmızıya kaydığını keşfetti. Dolayısıyla gökadalar bizden uzaklaşmaktaydılar. Bunu bir balon üzerine küçük noktalar koyup balonu hafifçe şişirerek noktaların birbirlerinden uzaklaşması gibi düşünebiliriz.

Hawking bunu şöyle ifade ediyor:

“1929 yılında Edwin Hubble bir dönüm noktası olan gözlemini gerçekleştirdi: Hangi yöne bakarsak bakalım uzak yıldız kümeleri hızla bizden uzaklaşıyorlardı. Başka bir deyişle, kâinat genişliyordu. Bu demekti ki, eskiden cisimler birbirine bugün olduğundan daha yakındılar. Gerçekten de öyle görünüyor ki, yaklaşık on ya da yirmi milyar yıl önce bir anda tüm cisimler tek bir noktadaydı ve bundan dolayı kâinatın yoğunluğu o anda sonsuzdu. Bu buluş, kâinatın başlangıcı sorusunu en sonunda bilimin alanına soktu.”4

Kâinat zaman içerisinde genişlediğine göre, bunun bir başlangıcı olmalıydı. Yani kâinat geçmişte daha küçük olmalıydı, böylece zamanda geriye doğru düşünürsek kâinatın başlangıç noktası var olmalıydı.

Yoğunluk (d), kütle (m) ve hacim (v) arasında

İlişkisi olduğundan ve zamanda geriye doğru gidildiğinde hacim küçüleceğinden ulaşılan bu ifade matematik olarak yazılırsa:

olur. Yani sıfır hacim ve sonsuz yoğunluk vardır. Bu ise fiziksel olarak yokluk demektir. Dolayısıyla ilk yaratılma anında hacim sıfır ve yoğunluk sonsuzdur. Yani kâinat yoktan yaratılmıştır.

Hawking bunu bütün kâinatın sıfır büyüklüğünde bir noktaya sıkışmış hali olarak ifade eder:

“Bütün kâinat sıfır büyüklüğündeki tek bir noktaya sıkışmıştı. O zaman kâinatın yoğunluğu ve uzay-zamanın eğriliği sonsuz olmalıydı. Bu büyük patlama dediğimiz zamandır.”5

Kocaman incir ağacının küçücük incir çekirdeğinde programının yazılmış olması gibi kâinatın programı da tek bir noktaya sıkıştırılmıştı.

 

 

Kuran-ı Kerim 20. yüzyılda ulaşılan bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:

Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz (onu) genişletmekteyiz.”6

Kâinat zamanla genişletildiğine göre, büyüyen her şeyin bir çocukluğu, başlangıcı olmalıdır. Bu başlangıç Bing Bang olarak adlandırılmaktadır.

 

 

Big Bang (Büyük Patlama)

Kâinat yaklaşık 13,7 milyar yıl önce sıfır hacim ve sonsuz yoğunluktaki bir noktadan yaratılmıştır. Bunu şöyle örneklendirebiliriz. Elimizde çok sayıda bilye olduğunu varsayalım. Bu bilyeleri oldukça geniş bir odanın içine fırlattığımızı düşünelim. Eğer bilyeleri çok hızlı atarsak bilyeler dağılıp kaybolacaktır veya çok yavaş bırakırsak bilyeler dağılmadan üst üste yığılacaktır. Fakat uygun bir hızla atarsak birbirlerinden uygun mesafelerde bulunacaklardır. Kâinat da yaratılırken çok yüksek veya çok yavaş bir patlama olsaydı, kâinat teşekkül etmeden dağılacak veya üst üste yığılacaktı. Burada tesadüf olamayacak kadar hassas bir denge mevcuttur.

Profesör Paul Davies, bunu şöyle ifade ediyor:

“Hesaplamalar, kâinatın genişleme hızının çok kritik bir noktada olduğunu göstermektedir. Eğer kâinat birazcık yavaş genişlese çekim gücü nedeniyle içine çökecek, biraz daha hızlı genişlese kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti. Bu iki felaket arasındaki dengenin ne kadar “iyi hesaplanmış” olduğu sorusunun cevabı çok ilginçtir. Eğer patlama hızının belirli hale geldiği zamanda, bu hız gerçek hızından sadece 10 üzeri eksi 18 (milyon kere milyon kere milyon) kadar bile farklılaşsaydı, bu gerekli dengeyi yok etmeye yetecekti. Dolayısıyla kâinatın patlama hızı inanılmayacak kadar hassas bir kesinlikle tesbit edilmiştir. Bu sebeple Bing Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir hadisedir.”7

Sadece Büyük Patlama anındaki hassasiyet bile tesadüf olamaz. Yani tesadüf olma ihtimali 1.000.000.000.000.000.000 (Kentilyon) da 1 dir. Ayrıca, bu durum Hawking tarafından şu şekilde ifade edilmiştir:

“Kâinatın genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Büyük Patlama’dan sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyon da bir (10 üzeri 14) daha küçük olsaydı kâinat şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi.”8

Farklı şekillerde ifade edilen bu hassas durumun tesadüf sonucu olamayacağını Penrose şöyle ifade eder:

“Kâinatın, şöyle mütevazı bir görünüşle de olsa, başlangıçtaki gibi bir tekilliğe tesadüf eseri sahip olması ihtimali nedir? Bu ihtimal 10 üzeri 123’te bir ihtimalden daha küçüktür.”9

Tüm kâinattaki parçacık (proton, nötron, kuark) sayısının 10 üzeri 80 olduğu düşünülürse, 10 üzeri 123 sayısının ne kadar büyük bir sayı olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

 

Kaynaklar:

1. En’âm Suresi 101.ayet, Şurâ Suresi, 11.ayet.

2. Hawking, S. Zamanın Daha Kısa Tarihi. Doğan Kitap 2009.

3. Hawking, S. a.g.e.

4. Hawking, S. Zamanın Kısa Tarihi, Milliyet Yayınları, 1989.

5. Hawking, S. Zamanın Daha Kısa Tarihi, Doğan Kitap 2009.

6. Zariyat Suresi, 47.ayet.

7. Paul D., Superforce: The Searchfor a Grand Unified Theory of Nature, 1984.

8. Hawking, S. Zamanın Kısa Tarihi. Milliyet Yayınları, 1989.

9. Roger Penrose. Büyük Küçük ve İnsan Zihni. Sarmal Yayınevi, 1998.

 

tashih edildi

 

BÜYÜK PATLAMA TEORİSİ

MATEMATİĞİN PENCERESİNDEN YARATILIŞ GERÇEĞİ 1

 

Doç. Dr. Erhan PİŞKİN

Dicle Üniversitesi, Matematik Eğitimi Anabilim Dalı, Diyarbakır.

episkin@dicle.edu.tr

 

O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır.”1

Kâinatın yaratılışını Âlemler Rabbi, Kur’an’da böyle haber vermişti.

Bilimsel veriler de 20. yüzyılda kâinatın yaklaşık 13,7 milyar yıl önce Big Bang (Büyük Patlama) olarak adlandırılan bir patlama sonucu yaratıldığını ve dolayısıyla maddenin ezeli olmadığını gösterdi. Bu gerçeği ünlü fizikçi Stephen Hawking şöyle ifade etmektedir:

“1915’i izleyen onlarca yıl içinde bu yeni uzay ve zaman anlayışı kâinat hakkındaki düşüncelerimizde köklü değişiklere yol açtı. Aslında değişmeyen, hep var olan ve sonsuza kadar varlığını sürdürecek olan kâinat kavramının yerini dinamik, genişleyen, geçmişte sonlu bir zamanda başlamış ve gelecekte sonlu bir zamanda bitecek olan bir kâinat kavramı aldı.”2

O bir başka ifadesinde şöyle demektedir:

“Kâinatın niçin bu şekilde başladığını, bizim gibi varlıkları yaratmaya niyetlenen İlahın işi olarak görmenin dışında, açıklamak çok zor.”3

İşte modern bilim 20. yy.da ilâhî mesajın hakikatine ancak ulaşabilmiştir. Yani “Zaman ihtiyarladıkça Kur’ân gençleşiyor.” Demek ki, Kur’ân bütün zamanları kucaklıyor, bilimlere yol gösteriyor.

 

Kâinatın Genişlemesi

Rus fizikçi ve matematikçi Alexander Friedmann’ın kâinatın genişlemekte olduğunu 1922’de teorik olarak ispatlamasından birkaç yıl sonra, 1929’da Edwin Hubble dev bir teleskop ile kâinatın genişletilmekte olduğunu gözlemledi.

Hubble, kâinatın genişletildiğini dalgaların basit bir özelliği ile keşfetti. Dalga kaynağı alıcıdan uzaklaştıkça, dalganın alınma sıklığı (frekansı) düşer. Meselâ; bize doğru yaklaşan bir arabanın motor sesi tiz iken (yüksek frekanslı), bizden uzaklaşan bir arabanın motor sesi pestir (düşük frekanslı, kalın). Bu olaya fizikte Doppler etkisi denir.

 

resim 1

 

Işık bir dalga olduğundan ışık kaynağı gözlemciden uzaklaştıkça ışık dalgalarının sıklığı azalacağından kırmızımsı görünür (kırmızıya kayma). Eğer ışık kaynağı gözlemciye yakınlaşırsa dalgaların ulaşma sıklığı artacağından mavimsi görünür (maviye kayma). İşte Hubble, gözlemlediği gökadalardan gelen ışığın kırmızıya kaydığını keşfetti. Dolayısıyla gökadalar bizden uzaklaşmaktaydılar. Bunu bir balon üzerine küçük noktalar koyup balonu hafifçe şişirerek noktaların birbirlerinden uzaklaşması gibi düşünebiliriz.

Hawking bunu şöyle ifade ediyor:

“1929 yılında Edwin Hubble bir dönüm noktası olan gözlemini gerçekleştirdi: Hangi yöne bakarsak bakalım uzak yıldız kümeleri hızla bizden uzaklaşıyorlardı. Başka bir deyişle, kâinat genişliyordu. Bu demekti ki, eskiden cisimler birbirine bugün olduğundan daha yakındılar. Gerçekten de öyle görünüyor ki, yaklaşık on ya da yirmi milyar yıl önce bir anda tüm cisimler tek bir noktadaydı ve bundan dolayı kâinatın yoğunluğu o anda sonsuzdu. Bu buluş, kâinatın başlangıcı sorusunu en sonunda bilimin alanına soktu.”4

Kâinat zaman içerisinde genişlediğine göre, bunun bir başlangıcı olmalıydı. Yani kâinat geçmişte daha küçük olmalıydı, böylece zamanda geriye doğru düşünürsek kâinatın başlangıç noktası var olmalıydı.

resim 2

Yoğunluk (d), kütle (m) ve hacim (v) arasında

resim 3

İlişkisi olduğundan ve zamanda geriye doğru gidildiğinde hacim küçüleceğinden ulaşılan bu ifade matematik olarak yazılırsa:

resim 4

olur. Yani sıfır hacim ve sonsuz yoğunluk vardır. Bu ise fiziksel olarak yokluk demektir. Dolayısıyla ilk yaratılma anında hacim sıfır ve yoğunluk sonsuzdur. Yani kâinat yoktan yaratılmıştır.

Hawking bunu bütün kâinatın sıfır büyüklüğünde bir noktaya sıkışmış hali olarak ifade eder:

“Bütün kâinat sıfır büyüklüğündeki tek bir noktaya sıkışmıştı. O zaman kâinatın yoğunluğu ve uzay-zamanın eğriliği sonsuz olmalıydı. Bu büyük patlama dediğimiz zamandır.”5

Kocaman incir ağacının küçücük incir çekirdeğinde programının yazılmış olması gibi kâinatın programı da tek bir noktaya sıkıştırılmıştı.

resim 5

Kuran-ı Kerim 20. yüzyılda ulaşılan bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:

Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz (onu) genişletmekteyiz.”6

Kâinat zamanla genişletildiğine göre, büyüyen her şeyin bir çocukluğu, başlangıcı olmalıdır. Bu başlangıç Bing Bang olarak adlandırılmaktadır.

resim 6

 

Big Bang (Büyük Patlama)

Kâinat yaklaşık 13,7 milyar yıl önce sıfır hacim ve sonsuz yoğunluktaki bir noktadan yaratılmıştır. Bunu şöyle örneklendirebiliriz. Elimizde çok sayıda bilye olduğunu varsayalım. Bu bilyeleri oldukça geniş bir odanın içine fırlattığımızı düşünelim. Eğer bilyeleri çok hızlı atarsak bilyeler dağılıp kaybolacaktır veya çok yavaş bırakırsak bilyeler dağılmadan üst üste yığılacaktır. Fakat uygun bir hızla atarsak birbirlerinden uygun mesafelerde bulunacaklardır. Kâinat da yaratılırken çok yüksek veya çok yavaş bir patlama olsaydı, kâinat teşekkül etmeden dağılacak veya üst üste yığılacaktı. Burada tesadüf olamayacak kadar hassas bir denge mevcuttur.

Profesör Paul Davies, bunu şöyle ifade ediyor:

“Hesaplamalar, kâinatın genişleme hızının çok kritik bir noktada olduğunu göstermektedir. Eğer kâinat birazcık yavaş genişlese çekim gücü nedeniyle içine çökecek, biraz daha hızlı genişlese kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti. Bu iki felaket arasındaki dengenin ne kadar “iyi hesaplanmış” olduğu sorusunun cevabı çok ilginçtir. Eğer patlama hızının belirli hale geldiği zamanda, bu hız gerçek hızından sadece 10 üzeri eksi 18 (milyon kere milyon kere milyon) kadar bile farklılaşsaydı, bu gerekli dengeyi yok etmeye yetecekti. Dolayısıyla kâinatın patlama hızı inanılmayacak kadar hassas bir kesinlikle tesbit edilmiştir. Bu sebeple Bing Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir hadisedir.”7

Sadece Büyük Patlama anındaki hassasiyet bile tesadüf olamaz. Yani tesadüf olma ihtimali 1.000.000.000.000.000.000 (Kentilyon) da 1 dir. Ayrıca, bu durum Hawking tarafından şu şekilde ifade edilmiştir:

“Kâinatın genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Büyük Patlama’dan sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyon da bir (10 üzeri 14) daha küçük olsaydı kâinat şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi.”8

Farklı şekillerde ifade edilen bu hassas durumun tesadüf sonucu olamayacağını Penrose şöyle ifade eder:

“Kâinatın, şöyle mütevazı bir görünüşle de olsa, başlangıçtaki gibi bir tekilliğe tesadüf eseri sahip olması ihtimali nedir? Bu ihtimal 10 üzeri 123’te bir ihtimalden daha küçüktür.”9

Tüm kâinattaki parçacık (proton, nötron, kuark) sayısının 10 üzeri 80 olduğu düşünülürse, 10 üzeri 123 sayısının ne kadar büyük bir sayı olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

 

Kaynaklar:

1. En’âm Suresi 101.ayet, Şurâ Suresi, 11.ayet.

2. Hawking, S. Zamanın Daha Kısa Tarihi. Doğan Kitap 2009.

3. Hawking, S. a.g.e.

4. Hawking, S. Zamanın Kısa Tarihi, Milliyet Yayınları, 1989.

5. Hawking, S. Zamanın Daha Kısa Tarihi, Doğan Kitap 2009.

6. Zariyat Suresi, 47.ayet.

7. Paul D., Superforce: The Searchfor a Grand Unified Theory of Nature, 1984.

8. Hawking, S. Zamanın Kısa Tarihi. Milliyet Yayınları, 1989.

9. Roger Penrose. Büyük Küçük ve İnsan Zihni. Sarmal Yayınevi, 1998.