DEVENİN HÖRGÜCÜ
Develer, özellikle de hecin develeri, uzun çöl yolculuklarına hiç susuzluk çekmeden dayanabilirler. Develerin hörgüçlerini su deposu olarak kullandıkları gibi yaygın bir kanaat vardır. Bu iş bizim bir bidona su doldurmamız gibi basit bir şey değildir. Aslında devenin hörgücünde depolanan su bile değil, yağdır. Bu yağlar susuzluk zamanında parçalanır ve parçalanma sırasında hidrojen açığa çıkar. Hidrojen hayvanın soluma yoluyla aldığı oksijenle birleşir ve devenin yaşaması için gerekli su, vücut içinde bu şekilde yaratılır.
***
KEMİKLERE DE BİR BAK!
“Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz. Sonra da onlara et giydiriyoruz.” (Bakara, 259)
Bir insanın bir denizanasından milyonlarca farklı yönü vardır. Bu farklardan biri de kemikleridir. Yani, bedenimizi ayakta tutan ve bir pelte gibi yere yapışıp kalmamamızı sağlayan iskeletin yapı malzemeleri...
Kemiklerin ne kadar olağanüstü olduğunu göstermesi için, birkaç örnek verelim:
Uyluk kemiği, dikey durumda 1 ton ağırlığı kaldırabilecek kapasitededir. Nitekim atılan her adımda bu kemiğimize, vücut ağırlığının üç katı kadar yük binmektedir. Hatta, sırıkla yüksek atlama yapan bir atlet yere inerken kalça kemiğinin her santimetre karesi 1400 kiloluk bir basınca maruz kalır.
Söz kemiklerden, basınçtan ve yürümekten açılmışken, vücudumuzdaki amortisörlerden bahsetmemek olmaz:
Atılan her adımda vücudun ağırlığı yüzünden, yerden vücuda doğru bir tepki kuvveti doğar. Eğer omurlar arasında bulunan amortisörler olmayıp omurga dümdüz bir yapıya sahip olsaydı, bu kuvvet direkt kafatasına iletilirdi. Bunun sonucunda omurganın üst ucu beynin içine girer, kafatası kemiklerini parçalardı.
***
Bir bal arısı hayatı boyunca 50 gram bal yapar.
