İman böyle bir şey işte: Hiçbir şeyin bizim olmadığının, her şeyin Allah’ın olduğunun farkına varmak... Yanlışları kendinden, günahları nefsinden; hayırları, sevapları, iyilikleri Allah’tan bilmek…
Bütün varlık Allah’tan geldiğine göre, Allah’a yakın olmak var olmaya yakın, yokluktan uzak olmak demektir. Bir ayna ışığın kaynağı olan güneşe döndükçe nura gark olduğu gibi.
Allah’ım sana yaklaştıkça içinde baharlar oynaşıyor insanın. Renk katıyor hayata iman. Allah’ım, seni bilmeyen bir kalbin karanlığında da her şey renksizdir. Sensiz her şey renksiz; güneşsiz gündüz gibi, ayın nurundan nasipsiz gece gibi renksiz… Suat Ünsal ne güzel demiş, “Güneşi bilmeyen çiçek renginden habersizdir” diye…
Hayatımız anlamını sana olan imanımızla bulur. İmanımız hayatımıza renk olur, aşk olur, şevk olur. Baharı bekleyedursunlar dışarıda insanlar. Gerçek bahar kalbimizdeki bahardır.
Kalbin hayatı, kalbin sahibiyledir.
Kalbimizin sahibi O’dur. Kalbimiz ancak O’nun zikriyle mutmain olur, Onu bilmekle doyar, huzur bulur.
Kumruların “hû hû”sunda, rüzgârların uğultusunda, yıldızların ışıltısında, suların şırıltısında, o zikirden bir iz vardır, bir giz vardır. Kâinat o tesbihle nefes alır, o itaatle hayatta kalır.
Resim ressamını anlamaz, yazılar yazanını bilmez ama insan Allah’ın öyle bir eseridir ki, Rabbini bilir, Rabbini zikreder, Rabbine şükreder. Dili O’nu söyler, kalbi O’nu bilir…
Budur yakışan insana. O küçücük insanı kâinat kadar büyütür iman. Halife-i zemin yapar, ve insan cennete layık olur.
