Arılar beylerini daha küçük kurt halinde iken özel bir bakımla yetiştirdiklerine göre, insanlar da ileride toplum için lokomotif olabilecek kabiliyetleri küçüklüklerinden itibaren ciddi bir eğitimden geçirmeleri gerekir.
Paris’te, mühtedî bir Fransız ailesinin yetiştirdiği 18 yaşlarındaki bir delikanlının son derece dindar ve muttakî hâli hayret ve dikkatimizi çekmişti. Bir vesile ile görüştüğümüz babasına: “Diyelim ki, siz belli bir yaştan sonra araştırarak Müslüman oldunuz, sizin dindarlığınız normal, ama bu genci, Fransa gibi bir ülkede, bu kadar sağlam bir İslâmî çizgi üzerinde nasıl yetiştirdiniz? Müslüman memleketlerde imkanlar çok daha elverişli olduğu halde böyle bir genç nadiren yetişir?” diye sorduk. O Fransız dostumuzun verdiği cevap gerçekten ibret doluydu, belki bazı ana-babalar istifade eder ümidiyle kaydediyoruz:
“Allah’ın çocuklara verdiği fıtrattan istifade ettik. Çocuklar, fıtraten anne ve babalarını daha çok sevmeye, en çok onlara güvenmeye, onlara inanmaya meyillidirler. Her gün, çocuk okuldan dönünce, ilk iş, o gün öğretmenlerinden ne duydu, arkadaşlarından ne gördü, ne işitti birer birer soruyor, inancımıza uymayan şeylere dikkat çekiyor, onların yanlış olduğunu söylüyor, tashih ediyorduk. Kendisine gösterdiğimiz alâka, sevgi, şefkat ve yakınlık sebebiyle çocuk bize güveniyor, söylediklerimize inanıyordu. Bizden işittikleri ile dışarıda görüp duydukları arasında zıtlık olunca büyük bir güvenle bizim söylediklerimizi tercih ediyordu. Bir zaman oldu, kendiliğinden bu farkları ayırmaya başladı. Sonunda anladı ki ailesinin dini ile yaşadığı toplumun dini ayrıdır. Meseleleri aklen değerlendirmeye başlayınca bizim yardımımıza gerek kalmadı. Şimdi o, İslâm’ı kitaplardan okuyor, bilmediklerimizi bize öğretiyor. Bütün başarımızı, ilk yıllarda gösterdiğimiz aralıksız alâkaya borçluyuz.
