Gökyüzünün en parlak yıldızlarından biri olan Venüs, binlerce yıl boyunca insanoğluna güzelliğiyle şiirler yazdırdı. Gerçek yüzünü gördüğümüzde, dünyamıza kıyasla cehennemi andırdığını anladık.
Venüs’ün atmosferi, yalnızca karbondioksitten ibaret değildir. Kilometrelerce kalınlıkta sülfürik asit bulutları, gökyüzünü ölümcül bir perde gibi kaplar; zehirli asit yağmurları yüzeyden adeta bir ölüm yağmuru gibi düşer. Yanardağları sürekli lav püskürtür, fırtınaları göğü deler. Cehenneme inanmayan biri için, Venüs’ün ateşler, dumanlar, ezici basınçlar ve yanıcı gazlarla dolu yüzeyi, ona cehennemin ne denli korkunç olabileceğini göstermeye yeterli olurdu.
Kültürümüzde “Zühre” yahut “Çoban Yıldızı” olarak bilinen Venüs, gökyüzünde Ay’dan sonra en parlak cisimdir. Teleskoba ihtiyaç olmadan çıplak gözle görebilirsiniz. Güneş battıktan sonra batıya doğru bakarsanız, size göz kırptığını fark edersiniz.
Dünyamızın “ikiz kardeşi” Venüs, Ay’dan sonra bize en yakın gök cismidir. Güneş doğarken ve batarken gökyüzünde en parlak mücevher gibi parıldar. Yörüngeler en çok yaklaştığında Dünya’dan sadece 25 milyon kilometre ötede. “Sadece” diyoruz, çünkü astronomi ölçeğinde bu mesafe neredeyse bir mahalle mesafesi.
Peki insanlığın gözleri neden Venüs değil de hep Mars’a çevrilmiş durumda? Mars haberleri gündemden düşmüyor, orada koloniler kurma planları yapılıyor. Peki ya Venüs? Neredeyse Dünya ile aynı büyüklükte, üstelik bize çok daha yakın.
1970’lerde Sovyetler, Venera adlı bir uzay aracını Venüs’e göndermişti. Araç, yüzeyden fotoğraf göndermeyi başardı ama sonra basınç tarafından ezilip susturuldu. Şimdilerde NASA, DAVINCI+ ve VERITAS adlı görevlerle Venüs’ün sırlarını çözmek için milyar dolarlık yatırımlar yapıyor.
Bir an için hayal edin: Venüs’ün yüzeyine iniyorsunuz. Daha nefes almadan, Dünya’daki basıncın 90 katı üzerinize çöküyor. Bir saniyede yere yapışıyor, birkaç saniyede kemiklerinizle birlikte adeta bir kâğıt gibi eziliyorsunuz. Merkür, Güneş’e daha yakın olmasına rağmen, Venüs Güneş sisteminin en sıcak gezegeni: yüzey sıcaklığı 471°C. Kurşun dökseniz, eriyip akıp gider. Güneşin kısa dalga boylu ışınları gündüzleri yüzeyi kavurur, gece olunca sera gibi davranan karbondioksit tarafından tutulur ve kaçamaz. Atmosferine çarpan ışığın yaklaşık v’sı geri yansır; yani Venüs’ün parıltısı, gerçekte bir yansıyan yanılsamadan ibarettir.
Ayrıca Venüs’te gökten sülfürik asit yağıyor. Venüs göğünden damlayan her şey yakıcı bir cehennemi andırıyor.
Venüs’ün en tuhaf yanlarından biri de zamanı: Bir günü, yani kendi etrafındaki dönüşü 243 Dünya günü sürüyor. Ama bir yılı, yani Güneş’in etrafındaki dönüşü 225 Dünya günü. Yani Venüs’te yaşasaydık, yaşadığımız “yıl” sayısı, yaşadığımız “gün” sayısından fazla olurdu. Zaman orada bizden başka türlü akar. Bizde bir yıl 365 gün iken, Venüs’te bir yıl bir günü bile doldurmaz!
Venüs’ün de dağları, volkanları vardır ama Dünya’nın aksine, ters yönde döner. Yani Güneş, Venüs’te batıdan doğar, doğudan batar. Yaratılış düzeninin tersine işleyen bu gezegen, bize şunu diyor: “Hayat için gerekli konfora sahipsiniz. Dünyadaki nimetleri ve hayat için gerekli şartları takdir etmeniz için bana bir göz atmanız yeterli”
Venüs’te olmayan şeyleri düşündüğümüzde, Dünya’nın güzellikleri daha da belirginleşir: masmavi gökyüzü, tatlı su, nefes almayı sağlayan oksijen, canlı çeşitliliği, dengeli iklim ve yaşanabilir atmosfer... Venüs’te kaynar topraklar, zehirli bulutlar ve ezici sıcaklık varken, Dünya bize yaşam, güzellik ve hikmet dolu bir armağan sunar.
Atmosfer özellikleri bakımından Dünya’ya hiçbir benzerliği olmasa da, Güneş Sistemi içinde fiziken en çok benzeyen gezegen Venüs’tür. Çapı neredeyse Dünya ile aynıdır; kütlesi Dünya’nın ?’i, yoğunluğu ise ?’ü kadardır. Kayalık kabuğu ve sıvı metalden oluşan çekirdeğiyle sanki “Dünya’nın aynadaki silik bir yansıması” gibidir.
Ama iş yaşama geldi mi, bu benzerlik bir masaldan ibaret kalır. Çünkü Venüs, “yaşayan bir gezegen” olmanın en temel şartlarından yoksundur. Kaynatıcı ısılar, ezici basınçlar, yakıcı sülfürik bulutlar ve boğucu bir karbondioksit denizi arasında kaybolmuş, adeta cehennemden bir köşe gibidir. Dünya ile yan yana koyduğumuzda, sanki biri “hayat için seçilmiş” bir bahçe, diğeri ise “hayatı reddeden” bir fırın…
Venüs, kavurucu atmosferi, ölümcül asit yağmurları ve ters zaman akışıyla insanı yıldırırken; Dünya, dengeli atmosferi, masmavi gökyüzü, tatlı suyu ve çeşitlilik dolu yaşamıyla hikmet dolu bir seçilmişliği gösterir. Venüs’te bulunmayan bu güzellikler, ilahî tercihin, ölçünün ve kainattaki hassas düzenin birer işaretidir.
