TR EN

Dil Seçin

Ara

Yüzü Önceden Görmek

Yüzün hammaddesi bellidir: Biraz kemik, biraz kas, sinir, kan, kıl, incecik bir deri...

Bu hammaddeyi hazır bir şekilde herhangi bir zekâ sahibi varlığın eline verip, “Bundan bir insan yüzü çıkar.” dediğinizde, alacağınız sonuçtan hiçbir zaman emin olamazsınız. Bütün yapısı, iskeleti, plânı, hendesesi orta yerde olduğu, malzeme de elde hazır bulunduğu halde, istenen şey, dünyanın bütün sanatkârlarını aciz bırakacak kadar büyüktür.

Bu gerçeği en iyi takdir edebilecek olanlar, herhalde, estetik cerrahî uzmanlarıdır. Gerçi onlar da hiçbir zaman sıfırdan bir yüz inşa etmezler. Kendilerinden beklenen, zaten var olan bir yüzü değiştirmek yahut tamir etmekten ibarettir. Fakat bu kadarı dahi, tamiratın büyüklüğüne bağlı olarak, bir uzmanlık dalına meydan okumaya fazlasıyla yetmektedir.

Kırık bir kolu tamir ettiğinizde, ortaya neyin çıkacağı bellidir. Fakat insan yüzü üzerindeki bir operasyon bu kadar kolay olmaz. “Şuraya bir kemik parçası yerleştirsek acaba nasıl görünür? Biraz küçültsek? Veya büyütsek? Azıcık şu yana çevirsek?” İnsan siması üzerine neşter atan bir hekimin her operasyonda karşılaşabileceği böyle düzinelerce sorulardan herhangi biri, bir insanın kaderini değiştirebilecek potansiyele sahiptir. Ne var ki, çoğu zaman, sorunun cevabını hekim önceden kesin olarak bilemez. Operasyonun ortaya çıkaracağı sonucu, o da, hastanın kendisi gibi, merakla bekler.

İnsanlık 21. yüzyıla girerken, bu problemi “sanal neşter” ile aşmaya çalışıyordu. NASA laboratuarlarında geliştirilen bir bilgisayar programının sunduğu bu imkan sayesinde, cerrahlar, denemelerini “sanal” hasta üzerinde yaparak, ortaya çıkacak netice hakkında nisbeten daha sağlıklı tahminde bulunabiliyorlar. Yine de, sonuçtan yüzde yüz bir kesinlikle kimsenin emin olmadığını belirtmek gerekir.

Deneme, yanılma. Yine deneme, yine yanılma. Hesaplayarak, tahmin ederek, yüzyılların birikimini ortaya dökerek, çıkacak sonucu önceden görmeye çalışan zeki ve sanatkâr insanlar. Becerikli eller, yıllarca eğitim görmüş, deneyim kazanmış uzman kişiler.

Varılmak istenen hedef belli: Bozulmuş yüzü eski şekline kavuşturmak. Eskisi ise belli; çizilmiş hazır bir model olarak duruyor. Malzeme de dünden hazır!

Fakat sonuç hiçbir zaman garanti altında değil. Çocukluğunda geçirdiği iki yıllık bir kanser tedavisinden sonra çene kemiğinin büyük kısmı eriyen ve daha sonra düzgün bir yüze kavuşmak için düzinelerce ameliyat geçiren Lucy Grealy, “Bir Yüzün Otobiyografisi” adlı hatıralarında, her ameliyat öncesi yaşadığı duyguları şöyle dile getiriyor:

Keşke gerçek bir yüzüm, hasar görmemiş bir yüzüm olsaydı; onu nasıl takdir edecektim, ondaki güzelliği nasıl görecektim, bunu çok iyi biliyorum. Her operasyonda da, yüksek dozdaki ilâçların etkisi altında ameliyathaneye götürülürken şöyle düşünüyordum: Şimdi, evet bu defa şimdi, yepyeni bir hayata başlayacağım—operasyondan uyanır uyanmaz.

Yüzüm o kadar uzun zamandır değişip duruyor ki, onunla âşinâlık kurma fırsatı bulamadım. Kendi yüzümle münasebetim, hep gelip geçici, günlük ilişkiler şeklinde oldu.”1

Bütün bu operasyonların Lucy’ye kazandırdığı yüzü ise, şu hatırası, fotoğrafa ihtiyaç bırakmayacak bir netlik içinde anlatıyor:

Bir akşam üzeri, yolda yürürken, arkamdan bir dilenci koşarak bana yetişmeye çalışıyordu. Durdum, ona döndüm. Tam benden para istiyordu ki, yüzümü görür görmez cümlenin ortasında kalakaldı. Sonra, son derece nazik bir biçimde özür diledi ve elime bir dolar sıkıştırarak arkasını dönüp gitti.”2

İnsan yüzünde bir tamirata girişmenin güçlüğü üzerinde ne kadar söz söylense yine mesele abartılmış olmaz. Biz ise, olmayan bir yüzün var edilişinden söz etmeye çalışıyoruz. Hiç yoktan bir yüz inşa ederken, ortaya neyin çıkacağını önceden görmek mümkün mü?

Böyle bir soru kadar insanı âciz bırakan bir şey düşünmek zordur. Eğer sizden belli sayıda ve belli büyüklüklerde penceresi, kapısı, çerçevesi bulunan ve malzemesi, şekli, rengi, büyüklüğü belli olan, her elemanın da nereye yerleştirileceği önceden bilinen bir binanın cephesini çizmeniz istense, hiç zorlanmazsınız. Muhtemelen, çizdiğiniz resim ile diğer yüzlerce insanın çizdikleri arasında ciddi bir fark da görülmeyecektir. Böyle bir durumda, kimin kaleminden neyin çıkacağı önceden belli sayılır.

İnsan yüzünün unsurları, hammaddesi ve özellikleri ise, şaşılacak derecede birbirinin aynıdır. Hiçbir yüzde kulak veya göz sayısı farklı değildir. Bir yüzde yer alan unsurların büyüklüğü de, yeri de, şekli de bellidir. Kullanılan malzeme ise her zaman aynıdır.

Gel gelelim, ayrıntılardaki çok, ama çok küçük farklar, öyle büyük bir değişikliğe yol açar ki, doğacak bir bebeğin siması hakkında, onu kucaklamadan önce bir tahminde bulunmak mümkün olmaz.3

Fakat bir insanın yaratılışı sırasında, onun için adım adım bir yüzün resmedilişini gördükçe, sonucu önceden, çok önceden belli bir plânın uygulanışına tanık oluyoruz.

Çünkü ortaya çıkan sanat eseri, bizim hayal gücümüzü ne kadar zorlarsa zorlasın, en küçük bir ayrıntıyı tesadüfe bırakmayacak kadar mükemmel ve sevimli.

 

Kaynaklar:

1. Lucy Grealy, Autobiography of a Face, s. 187, 221. Boston: Harpıer Perennial, 1995.

2. A.g.e., s. 200.

3. Yine de yüzlerimizin birbirinden çok farklı olduğu şeklindeki bir sonuca varmakta acele etmeyelim. Bize çok değişik görünen simaların—yahut onları tanıyışımızın—ardında yatan başka şeyler var ki, onları ilerideki sayılarda ele alacağız. Bununla birlikte, nazarımızdaki insan yüzleri arasında, insan sayısı kadar fark bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.