Kitle hareketleri ve bilhassa gençlik enerjisi, her maksat için kullanılabilecek çok etkili bir araçtır. Bilhassa 20. asrın ikinci yarısından sonra ideolojiler bu kaynaktan olabildiğince faydalanmaya çalıştılar. Kolaylıkla şiddete dönüşebilen kitle hareketleri, dikkatleri üzerinde toplamayı başardı ve bir döneme damgasını vurdu.
Gençlik hareketleri, genellikle hak arama kavramıyla izah edildi ve hatta savunuldu. İdeal olduğuna inandığı amaçlar uğruna enerjisini, geleceğini ortaya koyan genç kitleler, her türlü düşüncenin sokaktaki temsilcileri olmayı âdeta kutsal bir misyon gibi benimsediler.
2000’li yıllardan çıktığımız şu günlerde, geriye dönüp baktığımız zaman, bu hareketlerin öncelikle gençlere, ailelerine ve toplumlarına ne kazandırdığını test etmenin herhalde uygun bir zamanlaması üzerinde bulunuyoruz.
Her kitle hareketi gibi gençlik eylemlerini de toptancı değerlendirmeye alıp peşin yargılarla övgü veya eleştiri konusu yapmayı düşünemeyiz. Zira, her hareket ve fikirde “bir dâne-i hakikat mutlaka vardır.” Bu hakikat çekirdeği o fikrin en büyük meşruiyet dayanağıdır.
Özellikle son elli yılın gençlik olaylarına baktığımızda, hiç kimsenin ilgisiz kalamayacağı, karşı çıkamayacağı insanî gerekçeler seslendirilmiştir: Fakirliğe çare bulunması, insan haklarının baskı altında olmaması ve emeğin korunması, gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderilmesi, uluslar arası alanda sömürüye son verilmesi, fırsat eşitliği tanınarak eğitim kalitesinin yükseltilmesi, sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması.. gibi herkesin kolaylıkla paylaşabileceği hedeflere gençlik hareketlerinde vurgu yapılmıştır. Bu gerekçeler her toplumda her zaman vardır ve halen bir çok toplumun aşmak zorunda olduğu engeller olarak varlığını korumaya devam ediyor. Eski gençlik eylemleri yok ama, şikâyet konuları varlığını koruyor.
Ne var ki, madalyonun bu ideal tarafı yanında bir de diğer yüzünde göz ardı edilmemesi gereken gerçekler vardır. İki kutuplu dünya gerçeği 1990’lı yılların başlarına kadar, bütün alanlarda etkili idi. Gençlik olayları da bu gerçeğin etkisinde şekillendi. Bilhassa az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki gençlik hareketleri, kamuoyuna gösterdiği gerekçelerden çok farklı amaçlara, başta iktidar değişimi ve hatta gasplarına alet edilmiştir. Bu gerçek, günümüzde ikrara varan itirafların konusudur. Gençlik enerjisinin maksatlı olarak kullanıldığı geç de olsa fark edilmiştir.
Sokak hareketleri, kitleleri etkilemenin geçerli yöntemi olarak kabul edildiği dönemlerde sağ ve sol ideolojiler tarafından acımasızca kullanıldı. Dikkat edilirse, artık bugün böyle bir yöntemi kullanma ihtiyacı fazla hissedilmiyor. Çünkü, iletişim alanındaki gelişmeler bilgisayarın düğmelerinden dünyayı kontrol ve yönlendirir hale gelmiştir. Onun içindir ki, sokak gösterileri ile maksadına kavuşmak isteyen çevreler etkili olamadığı gibi marjinalleşip toplumdan soyutlanıyorlar. İşçi sendikaları yetkililerinin “üretimden gelen gücümüzü kullanırız” şeklindeki açıklamalarının etkili olamayışı günümüzün realitesi ile yakından ilgilidir. Zira, bilişim sektöründeki gelişmeler kol gücünü değil, beyin gücünü belirleyici hale getirmiştir. Günümüzün realitesi budur. Tepkilerimizi, bu gerçeğe göre şekillendirmek zorundayız. Hatta biraz dikkat edilirse, sokak gösterilerinin bile, tiyatral olanı daha ilgi çekiyor ve etkili oluyor. Savunduğunuz konulara kamuoyu desteği sağlamak için sergilediğiniz güç gösterisi, ilgi çekmek bir tarafa, sizi ve eyleminizi sevimsiz ve itici hale getiriyor, kamu oyu aleyhinize oluşuyor.
Fakat, toplantı ve gösterinin Anayasal bir hak olarak hukuk içinde kullanılması mümkün meşru bir araç olduğu gerçeği de gözden uzak tutulmamalıdır. Dikkat edilmesi gereken husus kolayca şiddete dönüşme istidadı taşıyan sokak gösterilerine meydan verilmemesidir. Bu durumda “hakkımızı nasıl arayacağız?” sorusunun cevabını bulmamız gerekiyor.
Sivil toplum kavramı, günümüzün en etkili sosyolojik gerçeğidir. Bu gücün rasyonel kullanılması halinde günümüzde etkili sonuçlar almak pekâlâ mümkündür. Baskı gurubu oluşturmak, amaca ulaşmanın günümüzdeki önemli araçlarından birisidir. Yapılması gereken önemli işlerdendir. Bunun için öncelikle fertlerde ve toplumda hak arama duygusunun gelişmiş olması gerekiyor. Artık günümüzde kimse, “sokağa çıkar, gösterimi yapar sonucu alırım” beklentisi içine girecek durumda değildir. Mesajınızı aktarmanız, kamuoyu oluşturarak toplum genelinde destekler bulmanız hak aramanın gerçekçi yolu olarak görülmelidir. Bunun başka bir adı, Bediüzzaman’ın ifadesiyle “müspet hareket”tir. Yani sadece fiilî tepki ortaya koymakla yetinmeyip, görüş ve taleplerinizi topluma benimsetecek olumlu tavrı ve yöntemi geliştirmeniz gerekir. Kitleleri ve toplumun etkili odaklarını ikna ettiğiniz ve onlara güven verdiğiniz ölçüde olumlu sonuçlar almak elinizdedir. Bu ise, sokakta güç gösterisinden ziyade, topluma alternatifler sunmanızla mümkündür. “Gençlik akıldan ziyade hissiyatı dinler.” gerçeğinde dikkat çekildiği gibi, gençliğin aklın önünde giden duygusallığına kapılmadan hem hikmete, hem de çağın gerçeklerine uyarak etkileme ve sonuç alma yolları geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Bu yönde alınan sonuçlar, sadece kişisel bir kazanım olarak kalmaz, öncelikle kendi toplumunuzun, daha geniş anlamda insanlığın kazanımı olma istidadını taşır.
Bilgi, sabır ve çaba isteyen bu yöntem, bazılarının pasiflik değerlendirmelerine konu olabiliyor. Bunun zıddı bir aktivizmin, toplum dinamiklerini birbirine kırdırmak için kullanılma riski ve bu alandaki talihsiz tecrübelerle sabıkalı olduğu düşünülürse, pasiflik denen kavramın yerinde kullanılmadığı kendiliğinden ortaya çıkar. İtidali eleştiren bu mantık, sağduyuyu suçlamakla eş anlamlıdır. Hele, aktiflik adına, “on cani yüzünden doksan masumu mağdur eden” bu anlayışın, hak arama adına olduğu kadar asayiş ve güvenlik adına da kabul edilebilir bir tarafı olamayacağı açıktır. Aksi takdirde, sebebiyet vereceğiniz bir sosyal anarşi veya kaos, var olan haklarınızın da elden çıkmasına ve baskıcı yönelişlerin uç vermesine yol açabilir. Denilebilir ki, her zamanın bir hükmü vardır. Bu zamanın gereği de bilgidir, iknadır. Cebir ve şiddet sözden anlamayan ilkel toplum dönemlerinin özelliğidir.
Sonucu ve faturası itibariyle toplumu baskıcı şartlarla karşı karşıya bırakan bir aktivizm, keskin sirkenin küpüne zararından başka bir şey olmasa gerekir.
