Gereksizlik, fazlalık, işe yaramazlık, güdüklük, anlamsızlık, işlevsizlik—yakın zamana kadar kuyruğu anlatmak için kullanılan kelimeler, bunlardı.
Başını evrimcilerin çektiği bir bilim anlayışı, kuyrukları yaratılışta sözümona rastgeleliğin bir uzantısı, birbiri ardınca sürüp giden deneme-yanılma süreçlerinin bir kalıntısı gibi görmek istedi. Tavus kuşunun gözleri hayran bırakan muhteşem kuyruğu, balinanın okyanus sularını süsleyen zerafetli kuyruğu, kuşların binlerce tüy ve telekten kurulu ahenkli kuyrukları hep bu lüzumsuzluk bakışı içinde sıkıştı kaldı; ve kuyruğa dair bu işe yaramazlık söylentisi zaman içinde uzadı durdu. İnsanın kuyruğunun da sözümona ‘zaman içinde kaybolması’ndan dem vuran bu bakışla, kuyruğu gereksiz bir uzantı, gelişmemişlik göstergesi bir fazlalık olarak görmek hiç de zor olmadı!
Uzadıkça uzayan bu kuyruk hikâyesi, sonunda, kertenkelenin kendini avlamak isteyen hayvanlara kuyruğuyla yaptığı hilenin benzerini kuyruklu yalan peşinde olanların başına getirdi.
Kertenkeleyi görenler bilir; oldukça süslü ve dikkat çekici bir kuyruğu vardır. Kendisini avlamaya kalkan hayvanların ilk dikkatini çeken de bu kuyruktur. Avcısının önü sıra kaçmaya çalışan kertenkele, avcı ona yaklaştığında, bu cazibeli kuyruğunu hayvanın önüne bırakıverir. Avcı bu kuyrukla oyalanırken kertenkele kaçıp sır olmuştur bile. Kertenkelenin omurgasının özel bir yerinden kopan kuyruğu çok geçmeden aynı ihtişamıyla tekrar büyür ve uzar.
Kuyruklu yalanların peşine düşenler de işte böyle bir şaşkınlığı yaşıyorlar bugünlerde. Yaratılışa kuyrukları bahane ederek atfettikleri rastgelelik, gereksizlik, kendi kendinelik yakıştırmasıyla oyalanırken, gerçeğin kuyruğunu bırakıp kaçan kertenkele gibi sır olup uzaklaştığını, ellerinde kalan kuyruğun da öyle yenilir yutulur bir şey olmadığını yeni farkettiler.
Kuyruklar hayvan bedenlerinin bir uzantısı olarak algılandıkları sürece, ‘uzantı’ algılamasının çağrıştırdığı ‘gereksizlik’, ‘fazlalık’, ‘güdüklük’, ‘işlevsizlik’ gibi aşağılamalara konu olagelmişlerdi. Oysa, bir kuyruğun arkası sıra uzandığı hayvanın hayatının merkezinde yer alan hayatî fonksiyonlarını gördüğümüzde, rastgele bir uzantıyla değil, son derece anlamlı ve tamamlayıcı bir tasarım detayıyla karşılaşırız.
En çok aşina olduğumuz kuyruklardan, köpek kuyruklarından başlayalım. Köpeklerde kuyruklar incelikli bir iletişim aracı gibi işlev görüyor. Köpek kuyrukları çok özel ve kolay okunur bir dil gibi. Köpekler, kendi aralarında ve insanlarla olan iletişimlerinde tepkilerini, duygulanımlarını kuyruk hareketleriyle anlatıyorlar. Dilimize yerleşmiş birçok ‘kuyruk’lu söz, köpek kuyruklarından geliyor: kuyruğunu kıstırmak, kuyruğu dikmek, kuyruk sallamak gibi... Köpekler, bir yaramazlık yaptıklarında kendilerini uyaran sahiplerine sadakatlerini göstermek için kuyruklarını aşağı doğru kaydırarak bacaklarının arasına sokarlar, yani kuyruklarını kıstırırlar. Bir tehlike anında ise kuyruklarını dikerler. Saldırı anında kuyruklarını daha da dikerler. Tehlike geçince kuyruklarını indirir, güvende olduklarını ve sadık kalacaklarını bildirirler. Bir köpeğin mutlu ve neşeli olup olmadığını anlamak istiyorsanız, gözlerinden ve yüzünden çok, kuyruğuna bakın: Kuyruğunu yavaş yavaş sağa sola sallıyorsa, değmeyin keyfine!
Genel olarak, kuyruğun biçiminde, renginde, uzunluğunda, konumunda, bir özel fonksiyonun ipuçlarını görebilirsiniz. Meselâ kertenkele kuyruğunun renkli ve parlak oluşu, kertenkele için bir hayat-memat meselesidir. Kertenkele kuyruğunun amacı, dikkat çekmektir. Çok renkli ve parlak kuyruk, kertenkele avcısı hayvanın dikkatini çeken ilk ve muhtemelen tek şeydir. Avcı hayvan, her keresinde, kertenkelenin hayatî organlarına değil de, cazibesine kapıldığı bu kuyruğa saldırır. Ne varki, avcı kuyruğu kaptığı anda kuyruk da kertenkeleden ayrılır. Omurun içinden planlı olarak kopan kuyruk çok geçmeden yenilenir. Bu açıdan bakınca, kertenkele kuyruğu gibi ‘korunma’ amaçlı kuyrukların bir ‘uzantı’ ya da ‘fazlalık’ değil, hayatın ‘temel’ organı olduğu görülebilir.
Öyle ki, kuyruğun fonksiyonu olmadığı yerde kuyruğun kısa kaldığını, hatta olmadığını görüyoruz. Kuyruk, varsa, işe yarar. İşe yaramayacaksa, yoktur! Örnek mi istiyorsunuz? Sulak bölgelerde yaşayan kurbağalar... Zıplayarak hareket eden kurbağalar için bir kuyruk gerekmiyor. Ancak bu kurbağalarla aynı bölgeyi paylaşan su semenderleri kuyrukludurlar; çünkü tırmanarak hareket ediyorlar.
Kuyruğun hareket etmeye yönelik en belirgin fonksiyonunu karadan başınızı kaldırıp göğe baktığınızda ya da başınızı suya daldırdığınızda görebilirsiniz. Modern uçakların kuyrukları, gövdelerine göre küçük görünmesine karşılık, gövdesinden daha az fonksiyona sahip değildir. Öyleyse ‘klasik uçaklar’ olan kuşların, sineklerin, kelebeklerin, arıların vs. kuyrukları hiç mi hiç ‘fazlalık’ görünmemeli. Suda zerafetli ve kıvrak yüzüşlerini gördüğümüz bütün balık türleri, deniz hayvanları ve balinalar için de öyle... Kuyruk, bedenlerinin en gerisinde olsa bile, tüm deniz hayvanları için en önde gelen hareket ve yönlenme organı.
Kuşların tüm kanat hareketlerinde kuyruk çok özel bir koordinasyon görevi görüyor. Kuşlar süzülürken kapanan kuyruk telekleri, kuşlar bir yere konmak istediğinde yüzlerce teleği ve binlerce tüyü ile havada eşsiz ve görkemli bir âhenge dönüşüyor. Kuyruğun değil tamamının, tek bir tüyünün bile anlamsız bir fazlalık olduğunu söylemek tüyler sayısınca ‘kuyruklu yalan’ sayılır. Kuşların uçuş sırasındaki hızlı ve kıvrak manevralarında kuyrukları kanatlarıyla birlikte hava zerreleriyle adeta bütünleşir; tüylerin arasından geçen hava akımı bir tür uçuş dansına dahil olur.
Kuşlar içinde ağaçkakanlar kuyruğunu kullanma konusunda biraz farklı bir köşede dururlar. Ağaçkakan kısa ama çok sağlam tüylerle kaplı kuyruğunu ağaçların gövdelerine tutunmak için kullanır.
Gelelim balıklara: Aslında hava ile benzer mekanik özelliği paylayan su içinde yaşayan canlılarda, kuyruklar ile yüzgeçler koordineli biçimde çalışır. Balinanın tüm vücudu sulardayken ardısıra bıraktığı kuyruk görüntüsü, derin suların altında sonsuz derinlikte hesapların yapıldığını, okyanusların karanlık sularında bile her şeyin hesaplı ve kasıtlı olduğunu haykıran bir heykel gibi durur zihinlerimizde. Balıkların kuyrukları, kuşlarınkinden farklı olarak, pullu, tüysüz ve olabildiğince esnektir. Balıkların su içindeki ani yön değiştirmelerinde, incecik kuyruklar hidrodinamiğe göre tasarlanmış bedenlerini bütünleyen ince bir tasarım detayı gibidir. Hiçbir deniz hayvanının içinde yüzdüğü suda—istisnalar hariç— bir kıvrım ya da kırışma göremiyorsanız, bu, kuyruk, gövde ve yüzgeçlerin eşsiz ahenginin ifadesidir. Çoğu âhenkler gibi bu da sessiz, gürültüsüz ve girdapsızdır.
Kuyruk deyince, şu ünlü ‘kuyruk acısı’nı hatırlamamak mümkün mü? Yılan gibi sürüngenlerde kuyruk gövdenin bir uzantısı gibi değil kendisi gibi durur. Bu yüzden yılanın, kertenkelenin aksine, kuyruğundan hemen vazgeçmeyeceği, vazgeçmeyeceği için de ‘kuyruk acısı” çekeceğini tahmin edebilirsiniz. Hele de çıngıraklı yılandan bahsediyor olsaydık, ‘kuyruk acısı’ daha bir katmerleşirdi. Çünkü bu çıngıraklı yılan adını aldığı ‘çıngırak sesi’ni ağzından değil kuyruğundan çıkarıyor. Kendisini tehlikede hisseden çıngıraklı yılan kuyruğunun kuru pullarını birbirine sürterek çıngırak sesine benzettiğimiz bir ses çıkarır. Böylece kendisini ezmesi muhtemel büyük memelileri uyarır.
Memelilerdeki kuyruklara gelince; bu defa tek bir fonksiyondan bahsedemiyoruz. Köpek örneğinde anlattığımız gibi, kuyruklar ihtiyaca göre fonksiyonlar üstleniyor. Alın kangurunun kuyruğunu.. Kangurunun son derece kalın ve kaslı kuyruğu, kangurunun şu ünlü zıplayışlarının da sebebidir. Güçlü kuyruğunu bir yay gibi kullanan kanguru, kuyruk kaslarına depoladığı enerjiyi her sıçrayışta boşaltır ve yeniden doldurur. Kanguru için kuyruk sadece zıplarken değil, dururken de gereklidir. Dinlenirken kuyruklarını bir baston gibi kullanıp yaslandıklarını görebilirsiniz.
Tilkinin bol tüylü kuyruğu da bir tür denge organıdır. Kendi cüssesindeki hayvanlara göre hayli kalın ve bolca tüylü kuyruğa sahip olan tilki özel bir estetik görünüm kazandığı gibi, avını hızla kovalarken bol tüylü kuyruğunu dengesini yitirmeden yön değiştirmek için kullanır.
Maymunlara gelince; evrimcilerin hayli ilgisini çeken bu hayvanlar da pekâlâ kuyrukludur. Ama hiç de işe yaramaz değildir kuyrukları. Oldukça güçlü ve kıvrak olan maymun kuyruğu çok zarif biçimde kıvrılabilir, hatta düğüm bile olabilir özelliktedir. Maymunlar yaklaşık 70 cm kadar uzayan kuyruklarını bir kol gibi kullanıp ağaçlara tutunmakta, meyveleri taşımakta kullanıyorlar.
Bazı kemirgenlerde kuyruk çok duyarlı kıllarla kaplıdır. Titreşime duyarlı bu kıllar sayesinde, avcılarının kendilerine yaklaşırken toprakta çıkardıkları titreşimleri hissedebiliyorlar.
Lemurlar birbirine zıt renkli tüylerden oluşan kuyruklarını kendi aralarında bir tür işaret olarak kullanıyorlar, bir araya toplanmaları gerektiğinde uzaktan farkedilen bu renklerle bir tür işaret diliyle iletişebiliyorlar.
Son olarak tavus kuşunun renkli ve ihtişamlı kuyruğuna bir bakalım. Tavuskuşlarına bahşedilen bu eşsiz güzellik, sandığımızın aksine, dişilere değil, erkek tavuskuşlarına özgüdür. Dişi tavuskuşları genellikle en güzel kuyruğa sahip olan erkeği beğendiği için, erkekler kendilerine verilen bu zerafeti çiftleşmek istedikleri zamanlarda sergilerler.
Görüldüğü gibi tavuskuşunun kuyruğu da fazladan bir süs değil, üremenin nezaketi ve zerafeti için ortaya konmuş vazgeçilmez bir fonksiyon ve estetik örneğidir.
Tüm bu kuyruklu gerçeklerden sonra, insanın kuyruk sokumuna da kısa bir göz atalım. Önce şu ‘kuyruk sokumu’ tabirinde gizli eksiklik vurgusunu tashih edelim. ‘Kuyruk sokumu’ deyimi insanlarda bir tür kuyruğun sokulabileceği ya da yakıştırılabileceği bir anatomik nokta olduğunu ima eder. Bunun da altında, “İnsanlar bir zamanlar kuyrukluydu ve kuyruklarını zaman içinde düşürdüler.” gibi bir hükmün saklı olduğu hiç şüphe götürmez. Buna göre, insanın kuyruk sokumu bir tür işe yaramaz güdük ya da bir tür deneme-yanılma kalıntısı olabilirdi.
Oysa anatomik ve fizyolojik çalışmaların hiçbiri kuyruk sokumu kemiğinin kendine kuyruk arayan fonksiyonsuz bir güdük olmadığını gösteriyor. Tam tersine, kuyruk sokumu kemiği, kendi başına mükemmel bir organ; ve eksiksiz bir işlevi yerine getiriyor. Evvela, kuyruk sokumu, omurganın en ucunda bulunarak insanın yürüyüşünü dengeliyor. İnsan yürüyüşünün pürüzsüz ve sorunsuz olması için kuyruk sokumu kemiğine bağlı kaslar ve bacaklara bağlı kaslar arasında detayları hâlâ daha çözülememiş eşsiz bir âhenk var. Kuyruk sokumu kemiğine bağlı kaslar ve bağ dokuları insanın oturma, eğilme ve doğrulma gibi hareketlerine zerafet ve süreklilik kazandırıyor. İnsan vücudunun aldığı tüm pozisyonlarda omurga hareketlerine destek veriyor.
Kuyruk sokumu kemiği insanlarda, omurganın parçalı yapısının aksine yekparedir, birbirine kaynamış kemiklerden oluşur. Kuyruk sokumu kemiğinin bu özelliği hepimizin ana rahmindeki misafirliğinin konforu içindir. Çünkü kadınların hem iki ayak üstünde olup hem de bedenlerinin ön kısmına eklenen bu ağırlığı taşıması için sağlam bir dayanağa ihtiyacı vardır. Kuyruk sokumu kemiğine bağlı güçlü kaslar hem bu sağlam dayanağa temellik etmekte, hem de mesane ve üreme organlarının muhafaza edildiği özel bir pelvis boşluğunun çevresini tamamlamaktadır.
Ne insan bedeninde, ne de başka bir canlının bedeninde bir rastgelelik uzantısı ya da eksiklik kalıntısı yoktur. Eksiklik gördüğümüz yerde, ya bakışımız sorunludur ya da henüz bilmediğimiz bir sır vardır. Kendilerine yalancı kuyruk arayanların kuyruklu gerçekleri bulması beklenemezdi elbet. Ama kuyruğun bile lüzumsuz bir uzantı olmadığını bilecek bir hikmetli bakış giyinmişsek, artık gerçeğin kuyruğundayız demektir. Bir gün gerçeğin sırası gelecektir nasılsa...
