TR EN

Dil Seçin

Ara

Tevekkül / Hayalin İçinden Öyküler

Tevekkül / Hayalin İçinden Öyküler

Nusret Bey gözlerini açtığında, gece uzun süre uykuya dalamadığını hatırladı ve şimdi gayet iyi uyumuş, hatta gözlerinde çapaklar oluşacak kadar iyi uyumuş olmasına şaşırdı. 

İki oğlunun da henüz ortaokula gitmelerine rağmen bugün getirdikleri karnelerinde birkaç zayıf olması ve okumaya pek gönüllü olmamaları, onun derin düşüncelere dalmasına neden olmuştu. Ne olacak bu çocukların hali diye düşünmekten uykusu kaçmıştı. Geçimlerini sağlayacak bir meslek edinmeleri çok önemliydi. Üniversiteye gitmeyeceklerse başka bir çözüm bulmalıydı fakat bu çözüm kendisi gibi sanayide bir çay ocağı işletmek olmamalıydı. Çocuklara bakılırsa tatillerde çay ocağında ona yardım etmekten bile şikayetçi değillerdi. 

Aslında çalışkan çocuklardı. Fakat kendisi okuyamadığı için çocuklarının okumasını çok istiyor, bunun için gereken hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyordu. Oysa kendisi çok okumak istediği halde—okumakla zaman kaybetmemesini, bir an önce çalışıp para kazanmasını isteyen babası—onu bir çay bahçesinde garson olarak işe sokmuştu. Ortaokul son sınıfta Türkçe derslerine giren öğretmeni “onun okuması lazım, çok istekli ve çok çalışkan bir çocuk” diye babasını ikna etmeye çalışmış fakat başarılı olamamıştı. 

Gelecekle ilgili sıkıntılı düşünceler yetmiyormuş gibi geçmişle ilgili bazı konular uykusunun daha da uzaklara kaçmasına neden olmuştu. Şimdi oturdukları evi geçen yıl satın almıştı. Almıştı almasına fakat elinde döviz olarak tuttuğu, yıllardır biriktirdiği parayı bozdurarak yapmıştı bunu. Bir hafta sonra yapılan devalüasyonla döviz üç katına çıkmış ve az beklese üç tane ev alabileceği bir durum oluşmuştu. Bu olayın neden olduğu “keşke” bir yıldır peşini bırakmıyordu Nusret Bey'in. “Acele etme biraz daha araştıralım.” diyen eşine “Bu ev bu paraya çok uygun, kaçırmayalım.” diye cevap vermişti. “Keşke seni dinleseymişim hanım.” cümlesi dilinden düşmedi uzun bir zaman. “Hem evalırdık o parayla hem dükkân.” diye hayıflandı durdu. Çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamak için kullanabilirdi bu fırsatı. Onlara bir dükkân açardı, evlenmeleri de kolaylaşırdı. Şimdi işleri güçleri iyi olmazsa, onların düğün masrafları, kız istemeleri, dünürlere karışmak, hepsi daha da sıkıntılar yaşatacaktı Nusret Bey'e.

Bu düşünceler başka keşkelerle ve endişelerle birleşmiş ve beynini kemirmişti gece boyu. Bir o yana bir bu yana dönüp durmuştu yatağında. Sonra nasıl dalabildim uykuya da bu kadar iyi uyuyabildim diye düşünürken karısının yatakta olmadığını fark etti. Diğer fark ettiği şey gözlerinin iyi görememesi oldu. Odadaki eşyalar da çok farklı geldi gözüne. Üstelik oda biraz küçülmüş gibiydi. Oysa bu evin yatak odası çok ferahtı. Pencereleri çok genişti, böyle küçük değildi. Büyük bir daireydi burası. 

O sırada odaya bir kadın girdi. Nusret Bey tam görememişti fakat kadının çok yaşlı olduğu gayet belirgindi. 

“Uyandın mı hayatım. Ben kahvaltı yaptım. Hazırlayalı çok oldu. Sana seslendim fakat duyuramadım. İyi uyudun maşallah.”

Nusret Bey yaşadığı şokla yatağından hızla kalkmak istedi. Fakat buna teşebbüs ettiği an belindeki o müthiş ağrı nedeniyle feryadı figan ederek durmak zorunda kaldı.

“Ne yapıyorsun Nusret Bey. Allah aşkına biraz makul davran. Belinden üçüncü ameliyatı olalı henüz bir hafta oldu. Üstelik bu fevri hareketler kalbin için de iyi değil. Geçen ay stend takıldı biliyorsun. Doktor o kadar uyardı seni.”

Nusret Bey eşinin neden bu kadar yaşlı göründüğünü, kendisinin neden bu kadar hasta olduğunu bir türlü anlayamıyordu. Eşi de kendisi de daha 42 yaşındaydılar. Fakat eşi neden 70 yaşın üzerinde gözüküyordu!?

Yataktan kalkmaya çalışırken yaptığı ani hareket vücudunu kıpırdatamayacak bir hale getirmişti. Ellerine baktı Nusret Bey. Çok yaşlı bir insanın elleriydi bunlar. Kırış kırıştı ve yaşlılıkta oluşan lekelerle doluydu. 

“Bana bir ayna getirir misin dediğinde bir anlam veremese de, ara holdeki duvarda asılı aynayı getirdi yaşlı kadın.” 

İşte o an başından aşağı kaynar sular döküldü Nusret Bey'in. Kalbi duracak gibi oldu. İnanılır gibi değildi. Kendisi eşinden de yaşlı görünüyordu. 

Birden daha dün öğlen saatinde çay ocağına gelen o yaşlı adamı hatırladı. İlk defa gördüğü bu beli iki büklüm, zar zor yürüyen, tatlı dilli ihtiyar ile uzun bir sohbet etmişlerdi. Samimiyetine ve bilgeliğine istinaden ona geçmişe yönelik keşkelerinden ve gelecekle ilgili endişelerinden bahsedince, ihtiyar şu sözlerle hem uyarmış hem teselli etmişti Nusret Bey'i:

“Seni en iyi ben anlarım evlat. Ben de senden farklı değildim. Sana şöyle söyleyeyim: Yarın sabah, evet yarın sabah benim yaşımda ve iki büklüm, yürümekten aciz bir ihtiyar olarak uyansan mutlu olur muydun? Olmazdın değil mi? Fakat Allah ömür verirse o zamanlar gelecek ve bu keşkelerle ve bu endişelerle devam edersen tam da böyle uyanacaksın. O gün geldiğinde keşkelerle dolu olmak istemezsin. Keşkeler yıllarını tüketir. Kayıp yıllar olur onlar. Oysa olan olmuştur. Geçmiş geçmişte kalmalıdır. Gelecek, adı üstünde daha gelmemiştir. Onun için üzülmek ahmaklıktır. Kula tevekkül yakışır. Tevekkül, kalbi keşkelerle yormamak, endişelerle karartmamaktır.” 

Nusret Bey bu güzel uyarılara rağmen “keşke” demekten vazgeçememiş, o günün gecesinde bile, gelecek endişeleri ile ürküttüğü uykusunun yine kaçmasına neden olmuştu.

Eşinin yardımı ile yatağından kalkıp mutfağa kadar zar zor yürüyebildi. Şaşkınlığı devam ediyordu. Eşine durumunu anlatamayacağını da biliyordu. Bir yandan kahvaltısını yapıyor bir yandan da durumunu çaktırmamaya çalışarak sorduğu sorularla, hiç hatırlamadığı kayıp yıllarda neler olduğunu öğrenmeye çalışıyordu. Eşi doktorların “hafıza sorunu yaşayabilir” diye uyarmaları nedeniyle bu sorulara çok şaşırmıyordu. 

Öğrendikleri karşısında bir şok daha yaşayacaktı Nusret Bey. Yaşayacaktı çünkü bir meslek sahibi olamayacaklarını sandığı çocuklar üniversiteye gitmeseler bile liseyi bitirdikten sonra bir büfeyi devralmışlar, başarılı bir şekilde işleterek iyi para kazanmışlardı. Üstelik evlenip barklanmışlardı. Üniversiteye giden torunları vardı Nusret Bey'in. Bütün birikimini bozdurup aldığı o büyük daire ve içinde olduğu site arazisi zamanla çok değerlenmiş, site sakinleri birleşip müteahhide verince onlara düşen arsa payı karşılığında, daha küçük de olsa üç daire almışlardı. Her iki oğlu da maddi yönden iyi durumdaydı. Eşi de yaşına göre çok sağlıklıydı.

Keşkelerle dolu kayıp yıllarına ve erken yaşlarda bozulan sağlığına bakılırsa olan Nusret Bey'e olmuştu.