TR EN

Dil Seçin

Ara

Tevekkül ve Tembellik Arasındaki İnce Sınır

Tevekkül ve Tembellik Arasındaki İnce Sınır

Allah’a güvenmek anlamında kullanılan tevekkül kelimesi, birine güvenmek, ona dayanmak ve onu işinde vekil kılmak anlamlarına gelir (İsfehanî, 1586). Maalesef günümüzde anlam kayması ile tevekkül hakikati, çalışmadan her şeyi Allah’tan beklemek anlamında kullanılagelmiştir. Âkif, bu yanlış anlamayı izale etmek için çalışmanın tevekkülden önce olması gerektiğine su mısralarla dikkat çeker:

«Çalış!» dedikçe Şerîat, çalışmadın, durdun,

Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!

Sonunda bir de «tevekkül» sokuşturup araya,

Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya! (Fatih Kürsüsünde, 229)

…

Akif toplumu tembellik çukuruna yuvarlayan bu meselede çok net ve hassastır. İronik bir şekilde yanlış dini anlayışı damarlara dokundurarak eleştirir:

Bırak çalışmayı, emr et oturduğun yerden,

Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!

Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini,

Birer birer oku tekmîl edince defterini;

Bütün o işleri Rabbim görür: Vazîfesidir...

Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir!

Çoluk, çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak...

Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak!

Onun hazîne-i in’âmı kendi veznendir!

Havâle et ne kadar masrafın olursa... Verir!

Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O;

Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!

Çekip kumandası altında ordu ordu melek;

Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek!

Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:

«Yetiş!» de, kendisi gelsin, ya Hızr’ı göndersin!

Evinde hastalanan varsa, borcudur: Bakacak;

Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak.

Demek ki: Her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın O;

Çoluk çocuk O’na âid: Lalan, bacın, dadın O;

Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O;

Alış seninse de, mes’ûl olan verişten O;

Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O;

Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O;

Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O;

Tabîb-i âile, eczâcı... Hepsi hâsılı O.

Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!

Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu?

Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;

Utanmadan da tevekkül diyor bu cür’ete... Ha? (Fatih Kürsüsünde, 229-230)

…

İslamî bir kavram olarak tevekkül, gerekli tüm çabayı sarf ettikten ve her türlü tedbiri aldıktan sonra işi tam bir inançla Allah’a havale etmeye denir (Cebecioğlu, 494). Yani bu vekil kılma (tevkil), işin yapılması ile ilgili değil, bilakis yapılan işin neticesinin Allah tarafından tayin edilmesini istemek, hatta bu tayine rıza göstermektir.

Âkif bekamızın ancak çalışmakla olacağını ve ancak çalışanların bekası olacağını şu veciz mısralarla ifade eder:

“Bekayı hak tanıyan, sa’yi bir vazîfe bilir;

Çalış çalış ki beka sa’y olursa hakkedilir.” (Fatih Kürsüsünde, 216)

Elmalılı Hamdi Yazır, “Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize aslâ isâbet etmez. O bizim Mevlâmızdır. Öyleyse mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler!” (Tevbe, 51) ayetini tefsir ederken, mü’minin tevekkülünün, işi havale etme (tefviz-i vazife) değil, işin sonucunu tayin etme (tefviz-i emir) şeklinde olacağını kaydeder. Birçoklarının zannettiği gibi bu, vazifeyi terk etmek olmadığını, ancak emre itimat ile vazife sevgisidir (Hak Dini Kur’an Dili, V: 338).

Bediüzzaman Hazretleri, “Tertib-i mukaddematta tefviz tenbelliktir, terettüb-ü neticede tevekküldür.” diyerek tefviz ve tevekkülü veciz bir şekilde formüle eder. Kişinin hiçbir şey yapmadan başlangıçta işi Allah’a havale etmesinin tembellik olacağını, ancak işin sonunda neticeye rızasının ise tevekkül olabileceğini belirtir (Mektûbat, 477). İşin başında çalışmayı terk etmenin tembellik olduğunu, dolayısıyla o işin yapılmasıyla ilgili şartları yerine getirdikten sonra neticeyi Allah’tan beklemenin ancak “tevekkül” olabileceğini vurgular.

Konuyla ilgili diğer bir tabir de “tefviz” kelimesi olup “ihale etme, birinin uhdesine verme” anlamlarına gelir (Kâmûs-u Türkî, 423). Tevekküle göre anlamı daha geniştir. Teslimle çok yakın bir anlama sahiptir. Tevekkül tefvizin bir dalı olarak ifade edilebilir (Cebecioğlu, 484). Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin “Tefviznâme” adlı müstakil bir eseri vardır. Burada bu şiirden bir kıta almakla yetiniyoruz:

Sen Hakk’a tevekkül kıl

Tefvîz et ve râhat bul

Sabreyle ve râzı ol

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler (Mârifetnâme, 761)

Kur’an’da “Bir işe azmettin mi artık Allah’a tevekkül et!” (Âl-i İmran, 159) ayetinden de anlaşılan mana budur. Önce azimle o işe sarılmak sonra neticeyi Allah’tan beklemek gelir.

Verip karârı da azm eyledin mi... Durmayarak,

Cenâb-ı Hakk’a tevekkül edip yol almaya bak.»

Demek ki: Azme sarılmak gerek mebâdîde;

Yanında bir de tevekkül o azmi te’yîde. (Fatih Kürsüsünde, 234)

…

Sonuç olarak insan bir işle alakalı olarak o işin gereğini hakkıyla yerine getirecek, çaba sarf edecek, sonra neticesini Allah’a bırakacak ve sonuca rıza gösterecek. Bu şekilde yaptığı işten ve hayatından lezzet alacak, mütevekkil bir kul olacak ve “Şüphesiz Allah mütevekkilleri sever.” (Âl-i İmran, 159) ayetindeki müjdeye nail olacaktır.

 

Kaynakça:

- Cebecioğlu, E., Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, OTTO, Ankara, 2014.

- Ersoy, M. A., Safahat (Nşr: M. Ertuğrul Düzdağ), Sütun Yayınları, İzmir, 2007.

- İbrahim Hakkı Erzurumî, Mârifetnâme, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1999.

- Nursî, B. S., Mektûbat, Envar Yayınevi, İstanbul, 1992.

-  Ragıb el-İsfahanî, Müfredât, (Ter. Yusuf Türker), Pınar Yayınları, İstanbul, 2007.

- Şemseddin Sami, Kamus-u Türkî, Nadir Eserler Kitaplığı, İstanbul, 2016.

- Yazır, H., Hak Dini Kur’an Dili (Osm), Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara, 2016.