TR EN

Dil Seçin

Ara

Kartal Olduğumuzun Farkında mıyız?

Bir öğretim görevlisi arkadaşımdan bir öykü ile beraber şu hatırasını dinledim:

“Bir adam, kuluçkaya yatmış tavuğun altına, kartal yuvasından aldığı bir yumurtayı koyar. Zamanı gelince civcivler çıkar. Kartal yavrusu da onların arasındadır. Kendisini onlardan saydığı için, onlar gibi yeri gagalar, topraktan çıkan solucanları yer. Onların bazen uçma taklidi yaptıkları gibi beş-on metrelik uçma hareketleri yapar. Hayatı böyle sürüp giderken bir gün göklerde süzülüp giden bir kartal görür. Kendisi gibi hayretle kafasını yukarıya diken tavuklarla beraber, onun süzülüşünü ve rüzgârın hafif esintisine karşı aldığı güzel vaziyetleri temaşa eder ve “Allah’ın yarattığı ne harika yaratıklar var. Ne güzel de uçuyorlar!” der. Ve zamanı gelir her canlı gibi ölür gider... İşte, bizim yetenekli fakat kabiliyetlerinin farkında olmadan göçüp giden pek çok insanımız da böyle. Kendilerinin bir tavuk olmadığı, bilakis yukarılarda pervaz edip süzülecek yeteneklere sahip bir kartal oldukları fark ettirilip ona göre eğitim verilse durum çok çok değişecektir.

Size bir örnek vereyim. Amerika’da öğretim üyesi idim. Yakınımızda farklı bir hapishane vardı. Buradaki mahkûmların cezası en az altı sene idi. Katiller, uyuşturucu şebekelerinin elemanları, çete ve benzeri suçlardan meydana gelen bu mahkûmlara ders veriliyordu. Bir ıslah evi mahiyetinde idi. Ben de derse gidiyordum. Kışın bazen kar çok yüksek oluyordu. Hele bir seferinde az daha donacaktım. Derse girdiğimde vaziyetimi gören mahkûmlar halime acıdılar ve bana “Devlet sana ne kadar para veriyor?” diye sordular. “Aldığın paraya bütün bunlar değer mi?” demek istiyorlardı. Ben de “Ben işe, senede 16 bin dolar maaşla başladım. İki çocuğum var, okuyorlar. Bir arabam var. Mutlu bir ailem var. Bunlardan çok daha mühimi genç nesillere ders veriyorum. Hem kendimi de onların arasında devamlı genç hissediyorum. Ben daha ne isterim!” demiştim. Zenci öğrencilerden biri, bir dersten yılgındı, okumak istemiyordu. İşte bu sözümden sonra kendi kendine düşünmüş ve devam kararı vermiş. Bana dedi ki: “Benim için 16 bin dolar hiçbir şeydi. Biz onu bazen bir vurgunda alıyor ve dilediğimiz gibi harcıyorduk. Her türlü suçu işledim sayılır. İnsanların paralarını gasp etmeyi de bir hak gibi görüyordum. Yine bir olayda bir arkadaşım bir polis vurmuştu. Polis yerde kaldı, araba ezecekti, kaçmaktan vazgeçip onu kurtardım. Beni yakalayıp hapse attılar; ama sırf bu davranışımdan beni bu farklı hapishaneye gönderdiler. Muhtemelen hapisten sonra da hayatıma yine öyle devam edecektim. Ama sizin haliniz bana tesir etti. Kendi kendime “Bak 16 bin dolara çalışıyor, hayatından mutlu. Her şeye katlanarak insanlığa bir şeyler vermeye çalışıyor. Ben bugüne kadar ne yaptım?.. Demek az bir para ile; fakat insanlara faydalı olarak da mutlu olunabiliyormuş.” dedim ve kararımı verdim. Bir gün bana ondan bir düğün davetiyesi geldi. Okulundan mezun olmuş, bir yerde bir idareci yardımcılığı işi bulmuş. Fazla para teklifine rağmen “Ben 16 bin dolarla başlamak istiyorum.” demiş... Bana benzemek için yaptığını yazıyordu. Şimdi bu çeşit insanlar bile eğitilip, seviyeli işler yapacak formasyon kazandırılabiliyorsa, bizim genç nesillerimize neler yapılmaz.”

Bu öğretim görevlisi arkadaşımın bu sözlerine katılmamak mümkün değil. Batılılar tarafından yapılan bir istatistiğe göre bizim gençlerimiz onlarınkinden on kat avantajlı olarak dünyaya geliyor. Onlarda binde beş öğrenci, bizde yüzde beş öğrenci bilim adamı olabilecek kabiliyette oluyor. İslamiyet bizim fıtratımızı koruduğu için doğuştan sağlam geliyoruz. Onlarda ise irsî birtakım arızalar yüzünden bu durumu yakalamak mümkün değil. Eğitimcilerimize çok iş düşüyor.