TR EN

Dil Seçin

Ara

Çocuksuz Toplum

Toplumsal hayatın yetişkin bireylere göre şekillenmesi, ‘modern düşünce’nin toplumsal düzeyde yol açtığı önemli tahribatlardan biridir. Günümüzde gündelik hayatın unsurlarına baktığımızda işyerleri, ulaşım araçları, hatta okullar bile bunun binlerce örneklerini sunuyor bize. Açıkça görülüyor ki, çocuklar gün geçtikçe daha çok hayatın merkezî mahallerinden uzağa savrulup, kapalı mekanlara sıkıştırılıyor (yetişkin olmayı beklemeleri ya da çabucak öğrenmeleri için belki de). Teoride ne kadar ayrı bir kategori olarak kabul edilseler de, uygulamaya gelince tamamen birer ‘ilkel yetişkin’ olarak kabul edildiklerine, doğrusu, tek başına bu bile yeter delil sayılabilir.

Ondan olacak ki, zamanımızda birçok yetişkin gün içinde yaptığı faaliyetlerde yanında çocuk istemiyor. Çünkü çocuk, ele ayağa dolaşan bir eziyet aracı gibi görünüyor çoğuna. Bunun gerisinde de, doğal sosyal çevrenin—modern değerlerin sonucunda—yetişkin tek bir bireyin kullanım ve tüketimine imkân tanıyacak şekilde düzenlenmiş olması yatıyor. Yani, çevre, ancak yetişkinlerin baş edebileceği türden bir zorluk düzeyinde inşa ediliyor. Bugün odadaki lambayı yakmak, musluğa uzanıp su içmek, caddede hızla geçen bir aracın altında kalmadan karşıdan karşıya geçmek, okulda günün önemli bir kısmında (bir yetişkinmiş gibi) kalabalık bir sınıfta sıraya otur(tul)mak, çocuklar için gerçekten hayatı acılaştıran çok büyük sorunlar.

Bu, madalyonun bir yüzü. Diğer yüzünde ise çocuklara ait bu sorunların birikerek meydana getirdiği büyük yumak, ebeveynlerin de eskiye göre daha fazla çocuklarının başında olup onların sorunlarını çözmelerini zorunlu kılıyor. Bugün ne kadar yakın olsa da ebeveyn, başına bir şey gelmesin diye çocuğunu okula kendi elleriyle götürmek zorunda. Sokağa yolladığı çocuğunu—eğer yollayabilirse—her beş dakikada bir gözlemek zorunda olduğu gibi. Buna, ebeveynlerin kariyer gibi günümüz yetişkinlerini kafasını kaşıyamaz hale getiren başka meşgaleler de eklenince çocuk, yetişkinler tarafından eskiye göre, ister istemez, çok çok daha az istenilir oluyor. Hatta bundan ötürü, evlilik bile ratingde tabana vurabiliyor...

İşin özünde, bugünden geriye bakınca anlaşılan o ki, şu an içinde yaşadığımız ‘medeni’ dünyayı tasarlayanların bilerek veya bilmeyerek inşa ettiği şey, bir ‘çocuksuz toplum’dur; çocuğun mevcut tabiatının ‘yetişkin kalıpları’na uymaya zorlandığı ve ancak uyduğu ölçüde çocuğun kamusal alana vize alabildiği bir toplum! Pek çok şey bu konuda aydınlatıcı olabilir ama en çok, sanırım, bir toplum tipi olarak ‘sanayi toplumu’ örneğinde görebiliriz çocuğun bu söz konusu değersizleşme sürecini—veya toplumsal statü kaybını.

Malum, sanayi toplumunda kas gücüne duyulan ihtiyaçla birlikte yetişkin erkek, toplumda ideal tipe terfi etmişti. Ardından aşırı üretim, aşırı tüketimi zorunlu kılınca, çözüm, kadında daha doğrusu onun bedeninde bulundu ve ‘ideal tip’in ideali olarak o da bir tür idealizasyona maruz kaldı (Hoş, daha yakın zamanlarda, bunlar birbirlerinin özelliklerini kuşanarak ‘toplumun ideal tipi’nden ortaklaşa istifade eder hale gelmişlerdir). Tekil olarak yetişkin erkek ve kadının bu şekilde kamusal vitrinde öne çıkışı ise, haliyle, anne-baba olarak yetişkin statüsünü toplumun işleyişi içinde ‘fonksiyonel’ ve ‘değerli’ olmaktan çıkarmıştır. Daha fecisi, bu arada çocuğun, çocuk kaldığı müddetçe, ‘istenmeyen kişi’ konumuna düşmesi olmuştur tabi. Neticede o, kendi toplumuna yararlık açısından bir katkıda bulunmadığı gibi, yetişkinlerin de elini ayağını bağlayan bir ‘baş belası’ konumuna gerilemiştir.

Sonuç olarak, çocuğun böylesi bir süreçle beraber değerden düşmesi, bizi belirli bir noktaya götürecekse—ki götürmelidir—bu, kanımca kesinlikle sosyal çevre düzenlemesi türünden basit bir çözüm düşüncesi olmamalıdır. Çünkü sorun, çok daha derinde, mevcut medeniyet anlayışının kendisinde yatmaktadır. Sadece ulusal ölçekte değil, modern insanın, Yaratıcısından başlayarak tabiata, hayvanlara ve kendi türüne dek çok çeşitli düzlemlerde sürdürdüğü ‘iktidar savaşı’ ve buna paralel giden ‘konfor sevdası’nın, insanoğlunu getirip bırakmış olduğu düşük medeniyet seviyesidir asıl sözü edilmesi gereken. Zira hakikatli bir medeniyetin yapması gerektiği gibi, çocuğun bozulmamış melekelerini bir nakış işler gibi kainatın doğru tabiatına upuygun bir şekilde geliştirmeyi en birinci amaç edinmek, ancak böylesine kapsamlı bir medeniyet sorgulamasından sonra mümkün olabilir.