İhtiyarlığa girdiğim zaman, birgün güz mevsiminde, ikindi vaktinde, yüksek bir dağda dünyaya baktım. Birden gayet rikkatli ve hazin ve bir cihetle karanlıklı bir hâlet bana geldi. Gördüm ki, ben ihtiyarlandım; gündüz de ihtiyarlanmış; sene de ihtiyarlanmış; dünya da ihtiyarlanmış.
Bu ihtiyarlıklar içinde dünyadan firak ve sevdiklerimden iftirak zamanı yakınlaştığından, ihtiyarlık beni ziyade sarstı.
Birden, Rahmet-i İlâhiye öyle bir surette inkişaf etti ki, o rikkatli hüzün ve firakı, kuvvetli bir ricâ ve parlak bir tesellî nuruna çevirdi.
Evet, ey benim gibi ihtiyarlar! Kur’an-ı Hakîm’de yüz yerde “Er-Rahmâni’r-Rahîm” sıfatlarıyla kendini bizlere takdim eden ve daima zemînin yüzünde merhamet isteyen zîhayatların imdadına rahmetini gönderen ve gaybtan her sene baharı hadsiz nimet ve hediyeleriyle doldurup rızka muhtaç bizlere yetiştiren ve zaaf ve acz derecesi nispetinde rahmetinin cilvesini ziyade gösteren bir Hâlik-ı Rahîmimizin rahmeti, bu ihtiyarlığımızda en büyük bir ricâ ve en kuvvetli bir ziyâdır. Bu rahmeti bulmak, iman ile o Rahmân’a intisab etmek ve ferâizi kılmakla O’na itaat etmektir.
— Bediüzzaman Said Nursî (26. Lem’a)
