21 Yazı Senai Demirci

Yazar Profili »

“Ham!” Madde

Mart 2019, 507 275 Görüntülenme Eklenme Tarih: 03 Mart 2019 14:48 Senai Demirci

 

“Ham madde”: Ham diye yediklerimiz, bir çırpıda içtiklerimiz kâinatın son ürünü... “Son ürün”, endüstri mühendisliğinin anahtar kavramıdır. Tüm üretimlerin hedefidir. Bir fabrikanın anlamı, hammaddesi ile son ürünü arasındaki farktan ortaya çıkar. Bir işletmenin varlık sebebi, aldığı hammaddeyi çok daha değerli bir son ürüne çevirmesidir. Hammaddesinden daha değersiz bir son ürün üreten fabrika kapatılır, hiç kurulmaz. Hammaddesine eşit değerde son ürün çıkarsa bile, işletmeler işlemez. Son ürün hammaddeden hem daha değerli olmalı, hem de çok değerli olmalı... Değer katıyor ama yeterince değer katamıyorsa yine o işletme kapatılır.

İnsan, “kâinatın son ürünü”nü ağzında öğütüyor, dişlerinde parçalıyor, midesinde eritiyor. Tüketiyor. Eksiltiyor. Peki ama ne üretiyor?

Kâinatın son ürününü hammaddesi eyleyen bir “fabrika”, “son ürün”den daha değerli bir “ürün” üretmeli ki, varlığı anlamlı olsun.

İyi ama, kâinatta insanın tükettiğinden daha değerlisi yok ki... Ne üretebilir ki, tüm varlık çarklarının ürettiği en değerli üründen daha değerli olsun... Mümkün değil gibi... Öyleyse, insanın üretebileceği en değerli şey, “hamd”dir, “şükür”dür, ubudiyettir.

Yediğinden içtiğinden, hamd meyvesi çıkarmayan, şükür üretmeyen bir insan “israf eder.” Aldığı malzemeyi yerinde kullanmamış olur. Tükettiği hammaddeye hak ettiği işlemi uygulamadan boşa harcamış olur. Kelimenin tam anlamıyla israf eder.

Yediğini içtiğini israf etmekle kalmaz, kendi varlığını da boşa çıkarır.

Kâinatın çarklarının hep beraber katıldığı “son ürün”e ancak ubudiyetiyle değer katabilir insan. İnsandan beklenen zaten budur; başkası değil.

Bu yüzden, “yiyiniz, içiniz; israf etmeyiniz” ifadesini, “yiyiniz, içiniz ama çok yemeyiniz, çok içmeyiniz” diye anlamak doğru olsa da yeterli değildir. Çünkü insan “az” yiyip içse de israf edebilir. Az da olsa yediğinden içtiğinden şükür çıkarmıyorsa, yediğini içtiğini boşa yemiş içmiş olur. Kendine gelen hammaddeden daha değerlisini üretmeyerek yiyip içtiğinde de kendine yazık etmiş olur. Ayet, “Yiyin için ve yediğinize içtiğinize şükredin, yiyip içtiğinizden ubudiyet üretin” diye de okunmalı, değil mi?

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Analar ve Anlar

Fotoblog

Devamı »

Ey Aşk

Ferhat’ın yoluna çıkan dağın adı unutuldu. Şirin’i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu. Ferhat’ın Şirin’e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp veriyor. Dağ yıkıldı, duvarlar unutuldu, araya girip ayıranların isimleri anılmadı; ancak Ferhat’ın kalbinde olan, Şirin’in ruhunda gezinen aşk dağ gibi dimdik ayakta duruyor, yamaçlarını süsleyen pınarlardan nice dudak hâlâ daha ab-ı hayat içiyor...

Devamı »

Duha: Sessizliğin Kalbi

Bir insan “Duhâ”yı nasıl okur? Hem sadece insan mı okur Duhâ’yı? Mesela susuzluktan kurumuş bir çiçek de okumaz mı Duhâ’yı…

Devamı »

Güzler Yalan Söylemez

Ayaklarımın altında çıtırtılar. Attığım her adım içimde uçurumlar açıyor. Unuttuğum vedaların ince sızıları uyanıyor. Yürüdükçe, ayrılıkların kıyısına savruluyor kalbim. Hüznün avuçlarında titriyor kanadı kırık hasretlerim.

Devamı »