25 Yazı Tarık Uslu

Yazar Profili »

Arının Evi

Temmuz 2019, 511 505 Görüntülenme Eklenme Tarih: 01 Temmuz 2019 14:57 Tarık Uslu

 

“Rabbin bal arısına vahyetti:

Dağlardan, ağaçlardan, insanların kurduğu kovanlardan kendine evler edin...”

– Nahl Sûresi, 68

MİMARLAR, mühendisler, ustalar, kalfalar, inşaat ameleleri ve müteahhitler bir araya gelir ve insanlar için evler yaparlar. Ancak bu iş hiç de kolay değildir ve sürekli birbirleriyle didişmeleri gerekir...

Mimarlar isterler ki, o güne kadar yapılmış evlerin en güzelini yapsınlar da, el âlem o güzel evleri gördükçe “Helal olsun!” desin...

Mühendisler ise mimarların kağıt üzerinde gerçekten de çok güzel görünen plânlarından yola çıkıp, gerçek bir ev yapmak için bir takım ince hesaplamalarla uğraşıp dururken, “İyi güzel çizmişsin mimarbaşı da, bu kolonlar ne böyle çubuk kraker gibi...” diyerek plâna sürekli itiraz ederler... Onlar da sağlam bir ev yapmanın derdindedirler. Yarın öbür gün o ev depremden, rüzgârdan, ya da durduk yerde çökecek olursa, ilkin mühendisin yakasına yapışılır çünkü...

İşin asıl yükünü çeken, ustalar, kalfalar ve inşaat amelelerinin de kendilerine göre bir takım sıkıntıları olur elbette...

– Şerafettin Usta bu duvar acık yamuk olmuş gibi geldi bana!

– O guruyunca çeker düzelir möhendis beğ!

– Vallaha mı?

– Sen dert etme möhendis beğ!

“Biz bu işin mektebini okumadıysak da para bizde para!” diyen müteahhitlerin derdi ise, mümkün olan en az masrafla bu işin içinden sıyrılmaktır. En az malzeme ile en geniş, en rahat ve en sağlam bir ev yapabilmek, sonra da o evi en pahalı fiyata satabilmek, her müteahhitin hayalidir çünkü...

İşin sonunda, mimar müthiş projesinin son halini görünce işlerin pek öyle hayal ettiği gibi yürümediğini anlar...

Mühendis ise, fazladan kullandığı demir ve çimentonun aslında ne kadar gerekli olduğuna müteahhidi ikna etmek için didinip durur...

Müteahhit ise “Evdeki hesap şantiyeye uymadı ne yapalım.. Satarken üzerine koyuverem o vakit!” diye, haftalardır emlakçı emlakçı dolaşmaktan bitip tükenmek noktasına gelen bıkkın bir müşteriye, evi maliyetinin bilmem kaç katına satıverir...

Bu arada Şerafettin Usta, bir başka inşaatın demirlerini büküp, tuğlalarını örerken, yine aynı türküyü söyler:

“Ayagındaaaaa guuuunduraaaağ! Ayağındaaaa guuuuundurağğğğ!”

İşte tam o sırada, ömür boyu konut kredisi ödemeyi göze alıp yeni evine taşınan mutlu ailenin hanımı, mutfaktan avaz avaz bağırmaya başlar:

“Rıfaaaaaaat! Bulaşık makinesi yerine sığmadı Rıfaaaaaat!”

“Ömür biter bu evin borcu bitmez” diye kara kara dertlenen Rıfat Bey ise, başka bir makinenin, çamaşır makinesinin hortumunu nereye sokacağına dair büyük bir problem için parlak bir takım fikirler peşine düşmüştür...

Üstelik oğlanın ‘çek-yat-zıbar’ı, odanın kapısından bir türlü girmemektedir ve bu da hatırı sayılır miktarda sorun demektir...

Peki bu banyonun bi havalandırma şeysi olması gerekmemekte midir?

Gerekmektedir elbet!

E o zaman, nerededir?

Bak işte, Rıfat Bey bunca derdin içinde bir de onu aramakta, fakat bulamamaktadır!

Rıfat Bey ve ailesinin yeni evlerinde durumlar bir hayli karışmışken, şehrin 50-100 kilometre ötesinde iri çuha çiçekleri, eşek marulları, çim karanfilleri ve çayır papatyaları ile süslü bir tepeciğin, kekik kokulu rüzgârların havalandırdığı eteklerinde, yüzbinlerce arının bir arada mutlu mesut yaşadığı bir kovanda, milyonlarca yıldır yapılageldiği gibi, kusursuz altıgen odacıklarıyla kocaman bir petek örülmekte ve bal arılarının evinde işler, hiç ama hiç aksamadan, sürüp gitmektedir...

 

 

Balmumundan evler

 

Herkes arıların binlerce küçük odacıktan oluşan ve adına kovan denen evlerde yaşadığını bilir. Bu kovanların içinde itina ile örülmüş petekler vardır. Petekler ise onbinlerce altıgen odacıktan oluşur...

Balarıları peteklerini balmumu adı verilen bir madde ile yaparlar. Balmumu, 2-3 haftalık genç işçi arıların karınlarında bulunan mum salgı bezlerinden çıkar.

Balmumu, ilk çıktığında sıvı haldedir ama hava ile temas eder etmez katılaşır ve minnacık pulcuklar şeklini alır.

Arılar karınlarındaki yarıklardan çıkan bu minnacık pulcukları tüylü arka bacaklarındaki kancalar yardımı ile çekip alır ve ortadaki bacaklarına verirler. Orta bacaklar ise balmumu pulcuklarını ön bacakların eline tutuştururlar.

– Ama, iki artı iki artı iki eşittir altı’dır!

– Evet doğru hesapladınız! Arıların altı ayakları vardır ve altısı da çok işe yarar!

Ön bacaklar—bunlara arının elleri de diyebiliriz— el, yüz göz ve anten temizliği gibi pek çok önemli işin yanında balmumu pulcuklarını arının ağzına kadar götürmesine de yarar...

Balmumu pulcukları arının güçlü çeneleri arasında sakız gibi çiğnenerek hamur kıvamına getirilir.

İşte petek yapmak için gerekli harç hazırdır artık. Bundan sonra, kusursuz altıgen odacıkların örülmesine yani inşaata başlanabilir...

 

Ancak burada çok hassas bir durum vardır

 

Balmumu salgılamak, minik balmumu pulcuklarını alıp çiğnemek ve yumuşatıp kullanıma hazır hale getirmek için içerisinin ortalama 35 derece sıcaklıkta olması gerekir. Çünkü balmumu tereyağı gibidir. Sıcak olursa erir su gibi akar gider. Soğuk olursa da katılaşıp taş gibi olur. 35 derece civarında ise oyun hamuru gibi istenilen şekle girebilecek bi kıvamda olur. Bu yüzden arılar soğuk havalarda bir araya gelir zincir şeklinde birbirlerine tutunup vücutlarındaki kasları titreştire titreştire ortamın sıcaklığını 35 dereceye getirirler.

 

Balmumu yapmak oldukça yorucu bir iştir

 

İşçi arıların bol miktarda enerjiye ihtiyaçları vardır. 1 kilo balmumu üretmek için yaklaşık 10 kilo bal yemeleri gerekir...

Bir balmumu pulcuğu toplu iğnenin başı kadar bir şeydir. Yaklaşık 1000 tane pulcuk 1 gram balmumu yapmaya yarar.

Ayrıca arılar yarım kilo balmumu yapabilmek için neredeyse 250.000 kilometre yol kat edip binlerce çiçekten bal toplar. Bu neredeyse dünyanın etrafını 6 defa dönmek ile eşdeğer bir mesafedir.

Arılar bu çok kıymetli malzemeyi son derece verimli bir şekilde kullanırlar. Mümkün olan en az bal mumu ile yapılabilecek en büyük peteği yaparlar.

Mesela 50-100 gram balmumu ile yapılan bir petek, 2-3 kilo balı taşıyabilecek kadar geniş ve sağlamdır.

 

Arım, balım ve altıgen peteğim!

 

Arı petekleri altıgen odacıklardan oluşur.

Peki ama neden?

Neden altıgen?

Neden dörtgen değil, yuvarlak değil, üçgen değil, beşgen değil, sekizgen değil de, altıgendir bal peteklerinin odacıkları?

Bu soruya cevap vermeden önce altıgenin dışındaki alternatifleri bi görelim isterseniz:

 

Balarıları, peteklerini üçgen şeklindeki odacıklar şeklinde örecek olsalardı ortaya böyle bir manzara çıkacaktı. Kötü mü? Hayır ama balmumu gibi kıymetli bir malzeme ile bu şekilde yapılan petekler asla altıgen petekler kadar çok bal taşıyamayacaktı. Çünkü üçgen dar olur. En az malzeme ile en geniş hacim elde etmek istiyorsanız, üçgen son tercihiniz olmalıdır...

Peki kare neden olmasın?

Kare akıllıca görünüyor. Kutu şeklindeki bir odacığın içini tıka basa bal doldurabilirsiniz. Evet ama karenin 90 derecelik keskin köşeleri kullanılacak alanı altıgene kıyasla çok azaltır. Belki üçgenden daha elverişlidir ama aynı miktarda balmumu ile yapacağınız kare şeklindeki bir odacık, altıgen bir odacıktan daha az bal alacaktır...

O zaman en doğru şeklin bir daire olması gerekmez mi?

Dairenin hiç köşesi yok. İçini tıka basa bal doldurabilirsiniz… Bütün geometrik şekiller içinde en geniş iç hacme sahip olanlardan bir tanesi daire değil mi?

Evet öyle ama daire şeklindeki odacıkları yan yana dizdiğinizde ortalarında bir sürü boşluk kalırdı.

İşte yukarıdaki şekilde gördüğünüz siyah alanlar kullanılamayan boşlukları gösteriyor.

Bakınız ne kadar çok boş alan kalıyor, görünüz!

Demek ki, petek yapıp içini bal doldurmak için daire de pek kullanışlı değil...

Peki beşgene ne dersiniz? Acaba en doğru şekil beşgen olabilir mi?

Sanırım bunu anlamanın en güzel yolu beşgenlerden oluşan bir petek çizmek!

Fakat maalesef beşgenler de tıpkı daireler gibi yan yana dizildiklerinde aralarında boşluk kalır. Ve bal arılarının boşa harcayacakları ne bir damla bal mumları ne de yerleri var. Beşgeni de geçiyoruz...

 

Aslına bakarsanız boşuna yorulduk

 

Allah neyi nasıl yaratmışsa en güzel odur çünkü...

Ne eksiktir ne fazla...

Ne gereğinden uzundur ne de kısa...

Ne büyüktür ne küçük...

Nasıl olması gerekiyorsa öyledir...

Balmumu gibi kıymetli bir malzemeden gıdım israf etmeden yapılabilecek en büyük, en sağlam ve en kullanışlı oda altıgen olandır. Ve arılar hepinizin bildiği gibi, kovanlarındaki peteklerini kusursuz altıgen odacıklardan örerler içlerini de tıka basa bal doldururlar...

Fakat altıgen bir odacık yapmak da öyle kolay bir iş değildir...

 

Bir altıgen çizmek

 

Eğer balarılarının yaptığı düzgün altıgenin,

kendisini değil sadece resmini çizmek istiyorsanız,

azıcık Matematik bilgisine sahip olmalısınız.

Altıgenin 6 köşesi vardır; adı da zaten bu

yüzden altıgendir ve bu altı köşenin her birinin

açısı 120 derecedir.

Düzgün bir altıgen şöyle çizilir:

Önce bir daire çizin. Sonra bu daireyi tam ortadan kesen yatay bir çizgi çekin. Sonra sağa ve sola ilk dairenizin tam ortasından geçecek şekilde aynı daireden iki tane daha çizin. En sonunda da dairelerin ve yatay çizginin birbirlerini kestiği noktaları birleştirin...

 

Bu çizdiğimiz şekil bir düzgün altıgendir. Bir bal peteği işte bunun gibi kusursuz binlerce düzgün altıgen şeklinde odacıktan meydana gelir...

 

Gelin şimdi sizinle küçük bir deney yapalım.

4-5 kişi bir araya gelelim ve irice bir kartonun etrafına oturup her birimiz, istediğimiz bir noktasından başlayıp, altıgenler çizelim. Sonunda bütün karton bal petekleri gibi altıgenlerle dolsun...

Ancak bütün altıgenler aynı büyüklükte olacak.

Petekler arasında hiç boşluk kalmayacak.

Farklı noktalardan örmeye başladığımız altıgenler bir araya geldiklerinde bir yap-bozun parçaları gibi cuk oturacak birbirlerine...

Nasıl? Ee tamam peki, cetvel olsun, pergel olsun onlarsız olmayacak anlaşılan... Başlıyor muyuz?

Durun bi dakika! Bazı hesaplamalar yapmalıyız. Yoksa bütün çabamız çöp tenekesine gider.

Bir kere hepimiz, anlaşıp aynı ölçülerde altıgenler çizmeliyiz. Altıgenlerin bütün kenarlarının uzunlukları ve bütün açılarının ölçüleri birebir aynı olmalı.

Hadi şimdi herkes kartonun istediği bir noktasından başlasın...

Peki nasıl yapalım?

Evet bu kesinlikle büyük bir sorun. Ya altıgenlerimiz birbirlerine yaklaştığında, aralarında boşluk kalırsa! Ya parçaları birleştiremezsek?

Öyleyse önce kartonun ebadını ölçelim sonra her birimizin kaç milimetrelik altıgenler çizmesi gerektiğine karar verelim. Ondan sonra da öyle kafamıza göre bir noktasından değil çizdiğimiz şekiller bir araya geldiğinde cuk diye birbirine oturacak şekilde olması için belirli noktalardan başlayalım çizmeye..

Peki ama bunu nasıl hesap edeceğiz!

Ederiz ederiz hiç merak etmeyin! Arılar yapabildiklerine göre biz de yapabiliriz. Hele de bir insan beyninin bir arı beyninden 100.000 kat daha fazla beyin hücresi yani nöron bulunduğunu düşünürsek...

Fakat ortada büyük bir sorun daha var.

Arıların yaptıkları petekler üç boyutlu yani bir iç hacimleri var. Biz ise kartona tek boyutlu altıgenler çizmenin hesabını yapıyoruz daha doğrusu onu bile yapamıyoruz. Eğer gerçekten arılarla yarışmaya niyetimiz varsa, üç boyutlu altıgen prizmalar yapmalı ve onları bir araya getirip bir petek oluşturmalıyız.

Bunun için balmumu salgılamanızı beklemiyorum elbette!

Oyun hamuruna ne dersiniz…

Fakat dikkat edin, eğer bal arılarının yaptığı gibi altıgen odacıklar yapmak istiyorsanız duvar kalınlıkları 0,07 milimetre olmalı.

Gerçi bu konuda o kadar da hassas oldukları söylenemez; zaman zaman milimetrenin binde ikisi kadar sapmalar olabiliyor, yani rahat olun!

Evet milimetrenin binde ikisi kadar sadece...

Evet haklısınız! Bizler bal arısı değiliz. Balmumundan, oyun hamurundan ya da her hangi bir şeyden kusursuz altıgen prizmalar yapıp bunlardan bir petek örebilmek için yaratılmamışız...

Balarılarına öğretilen bize öğretilmemiş...

Ama bize daha değerli olan bir şey, yani, etrafımızdakileri anlamaya yetecek bir akıl verilmiş…

Hem de minicik bir böceğin, kendi kendine, tesadüfen böyle muhteşem işleri yapamayacağını anlayabilmeye yetecek kadar akıl...

 

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Dereler Yukarı Akar mı?

Su yürür evet! Bir yolunu buldu mu yürür. Ve eğer bir apartmanda oturuyorsanız en büyük kâbuslardan biri, sizin evdeki suyun yürüye yürüye alt kattaki komşunuzun tavanından aşağıya tıp tıp tıp damlamaya başlamasıdır. Fakat asıl kâbus, alt kattaki komşunuzun değil de, üst kattaki komşunuzun kapınıza dayanıp, “Sizin daireden bizim daireye su sızıntısı var!” demesidir. İşte bu tam bir kâbustur; çünkü böylesi sadece rüyalarda olur!

Devamı »

Allah’ın Renkleri

Her şeyin bir şekli, bir dokusu, bir tadı, bir kokusu, bir ağırlığı, bir hacmi olduğu gibi, bir de rengi vardır...

Devamı »

Kuyruklar, Yüzgeçler ve Pullar

BÜTÜN ISSIZ ADA filmlerinde, adaya düşen kazazedelerin mutlaka karşılaştıkları en büyük problemlerden bir tanesi, çıplak elle su içinde balık yakalamaktır! Bu, dünyanın en zor işlerinden bir tanesidir. Çünkü balıklar suyun içinde olağanüstü hızlı hareket ederler. Oysa su, havadan çok çok daha yoğun bir ortamdır. Bu yüzden biz suyun içinde, karaya oranla oldukça yavaş hareket ederiz.

Devamı »

Östaki Hava Yolları

İster uçak kabininde olalım, isterse kara yolu ile yolculuk yapalım, yükseklere çıkıp aşağılara indikçe bunu ilk kulaklarımızda hissederiz. Daha doğrusu kulak zarımızda…

Devamı »