49 Yazı Mehmet Paksu

Yazar Profili »

Beş Akçelik Kumaş

Nisan 2016, 472 185 Görüntülenme Eklenme Tarih: 11 Aralık 2019 21:04 Mehmet Paksu

 

KENDİ HALİNDE bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi. Ver elini Endonezya. Aylarca deniz aşırı yol aldıktan sonra bir adacığın sahiline yanaştı gemi.

Kumaşları indirdi. Gitti çarşıdan bir dükkan kiraladı, satışa başladı. Dil sorununu çözmek ve müşteriye kolayca ulaşmak için de yerli halktan bir eleman tuttu.

Kumaşları kaliteliydi. Tam da halkın aradığı cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Berekete inanmıştı bir kere. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi.

Kısa zamanda tanındı ve sevildi. Müşteri kaynıyordu neredeyse dükkân. Tutunmuştu bir kere yabancı bir ülkede.

O gün dükkânda yoktu. Biraz geç geldi iş yerine. Eleman iyi bir satış yapmıştı. Bir hayli de kâr bırakmıştı satılan mallar.

Merak etti, sordu: “Hangi kumaştan sattın?”

“Şu kumaştan efendim” dedi elemanı.

“Metresini kaça verdin?”

“On akçeye.”

“Nasıl olur?” diye hayret etti, “Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Çok fahiş fiyata vermişsin, kandırmışsın müşteriyi. Bize hakkı geçmiş adamcağızın. Görsen tanır mısın onu?”

“Evet efendim, tanıdığım birisi.”

“Öyleyse hemen git, adamı bul ve buraya getir.”

Eleman gitti, müşteriyi buldu, getirdi.

Dükkân sahibi müşteriyi karşısında görür görmez, özür diledi, helâllik istedi ve dedi ki:

“Kusura bakmayın, bizim eleman yanlışlıkla beş akçelik kumaşı size on akçeye satmış, bize hakkın geçmiş.” Arkasından da fazla parayı müşteriye doğru uzattı: “Şu da fazla verdiğin para, hakkını helâl et.”

Müşteri şaşırmıştı. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu. Hiç duymamıştı daha önce bu çeşit bir olayı ve böyle sözleri. “Ne demek hakkını helâl et?” Nasıl olurdu? Gönül rızasıyla pazarlık yaparak satın almıştı. Memnun oldu, teşekkür etti, merak ve hayretler içinde çıktı dükkândan...

Olay kısa sürede şehirde duyuldu. Dilden dile dolaştı. Herkes birbirine anlatıyordu. Çok geçmeden kralın kulağına kadar vardı mesele...

Sonunda kral kumaş tüccarını saraya çağırdı. Meselenin aslını öğrenmek istiyordu. Böyle bir durum ilk defa yaşanıyordu memlekette. Kendi halkı arasında bu tarz bir şey olmamıştı hiç. Herkes istediği fiyattan satar, müşteri de alır giderdi. Bu yabancı tüccarı, böyle şaşkınlık uyandıran bir işe sevk eden sır ne olabilirdi?

Kral sordu: “Sizin yaptığınız bu davranışı daha önce biz ne duyduk, ne de gördük. Bunun aslı nedir? Sizi böyle güzel bir harekete iten sebep nedir?”

“Ben,” dedi tüccar, “Bir Müslümanım, inanan bir insanım. İslâm dini böyle emreder. O kumaşı dört akçeye almıştım, beş akçeye satıyordum. Ama eleman on akçeye satmış. Müşterinin bana hakkı geçmiş. Dolayısıyla kazancıma haram girmiş. Ben sadece bir yanlışı düzelttim.”

Kral, “İslâm nedir, Müslümanlık nedir, İslâm ahlâkı nedir?” gibi peş peşe sorular sordu.

Tüccar birer birer sorularını cevapladı. Kral ilk defa duyuyordu böyle bir dinin varlığını. Fazla zaman geçmeden de İslâm’ı kabul etti. Daha sonra kısa süre içinde halk da Müslüman oldu.

250 milyonluk nüfusa sahip olan bugünkü Endonezya’nın Müslümanlığı kabul etmesindeki sır sadece beş akçelik kumaştı ve inancını hayat edinmiş bir Müslüman tüccarın örnek davranışıydı.

Evet, biz İslâm ahlâkının üstünlüklerini ve imanın güzelliklerini davranışlarımızla gösterirsek diğer inanç mensupları gruplar halinde İslâm’ı benimseyecek, belki yerkürenin bazı kıtaları ve devletleri İslâm’a girecek, barışın ve sevginin sırlarına ulaşacaklardır.

Demek yapılacak şey sadece ve sadece: İnandığı gibi yaşamak, sahip olduğu güzellikleri çevresiyle paylaşmak…

Efendimizin müjdesi herkes için: “Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar (doğrular) ve şehitlerle beraberdir.”

Çok bilgi sahibi olmaya, çok zengin olmaya, çok meşhur olmaya, çok ülke gezmeye de gerek yok. Mütevazı da olsa, insanların imanına, ahlâkına, hayatına yarayacak davranışlar sergilemektir yapılacak olan...

“Lisan-ı halin, lisan-ı kalden daha tesirli” olduğunun farkına varmaktır sadece... Yani, asıl etkili olan söz değil, haldir. Konuşmaktan daha çok, yaşamak gerek. Anlatmaktan ziyade davranış dili devreye girmeli.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed’in Ticarî Ahlâkı

PEYGAMBERİMİZ toplumla iç içe yaşayan bir insandı. Herkes gibi o da alış veriş yapıyor, borç alıp veriyordu. Ticarî hayatı kontrol için ara sıra çarşıya pazara çıkıyor, insanlara adalet, insaf, hak hukuk dersi veriyor, birbirlerini aldatmamalarını, yalan yere yemin etmemelerini söylüyordu… Şimdi Peygamber Efendimizin (asm) ticarî konularda nasıl hareket ettiğine dair birkaç hatırayı örnek olarak aktaralım:

Devamı »

Baba-Evlat Konuşmalarına Kur'an'dan En Güzel Örnekler

Kur’ân’ın aile hayatına kattığı en önemli değerlerden birisi de aile fertlerinin birbirlerine hitap şekilleridir. Babanın evlâdına, evlâdın babasına nasıl hitap edeceği, nasıl sesleneceği, konuşurken nasıl bir üslup kullanacağıdır. Bu konuda peygamberlerle oğulları arasındaki ilişkiler örnek olarak verilir. Çünkü Yüce Allah, her konuda örnek olarak insanların önüne peygamberleri çıkarır.

Devamı »

Kur’ân Her Derde Devadır

İnsan, doğumundan ölümüne kadar maddî mânevi çeşitli hastalık ve musibetlerle yüz yüzedir.

Devamı »

İmanın İki Kanadı: Sabır ve Şükür

Sabır, insanı yasaklardan uzak tutar. Belanın acılarını yudumlarken sükûnetini ve vakarını muhafaza eder. Fakir düştüğünde de zengin görünmesini sağlar.

Devamı »