46 Yazı Muhiddin Yenigün

Yazar Profili »

Ramazan Hakkında

Haziran 2014, 450 83 Görüntülenme Eklenme Tarih: 11 Nisan 2020 19:05 Muhiddin Yenigün

 

- Değerli izleyicilerimiz bugünkü Ramazan programımızın konuğu ünlü sanatçı Meşhure Bilinir. Ben hemen kendisine sormak istiyorum, “Efendim Ramazan deyince neler aklınıza geliyor. Ramazan size neyi çağrıştırıyor?”

- Efendim Ramazan denince ben hep geçmişi hatırlarım. Çocukluğumun Ramazanlarını. O zamanlarda bir başkaydı Ramazanlar. Şimdi öyle Ramazanlar yok.

- O zamanlar oruç tuttuğunuz için olabilir mi efendim?

- Eee! Muhtemelen tabi! O zamanlar öğleye kadar oruç tutardık, büyüklerimiz de bize para verirdi.

- Para kesilince mi bıraktınız orucu?

- Yok efendim, sıhhat nedeniyle? Oruç tutunca nefesim darlanıyor.

- “Nefsim” diyecektiniz herhalde. Neyse! Peki efendim çocukluğunuzda tuttuğunuz oruçlardan başka neler geliyor gözünüzün önüne Ramazan deyince?

- Yine çocukluk yıllarıma gideceğim; o zamanlar Direklerarası vardı. Akşamları Direklerarası’nda meddah izlemeye giderdik. Sonra Eleni vardı çok güzel kantolar söyler dans ederdi. Sonra gözbağcılar vardı, şimdi onlara sihirbaz deniyor. Onları izlemeye giderdik. Hiç unutmuyorum bir gün İsmail Dümbüllü sahneye hıyar atan birine “Beyefendi kartvizitinizi düşürdünüz” demişti de kırılmıştık gülmekten.

İslâmî çizgideki kanallar çıkana kadar, Ramazan gelince radyo ve televizyonlarda duymaya alıştığımız diyaloglara bir örnekti yukarıdaki. Konuk değişse de sohbetin genel hatları bu çerçevede olurdu.

Bu diyalogta da dikkatinizi çekeceği gibi iki nokta daima öne çıkarılırdı. İki mesaj özellikle insanların beynine kazınırdı.

Birinci mesaj:

• Her zaman eski Ramazanlar daha güzeldir. Özellikle de çocukluktaki Ramazanlar.

“İslâmî yaşayış geçmişte güzel gelmiş olabilir ama artık zamanı geçti” veya “Dinî kuralları çocuklara uygulatabilirsiniz ama insanlar akıllandıkça doğruyu yanlışı ayırt ederler” gibi bilinçaltına yönelik art niyetli bir çalışma olup olmadığı tartışmasını bir kenara koyup mesajı olduğu gibi değerlendirdiğimizde şu cevap geliyor insanın aklına:

Her şeyin olduğu gibi Ramazan’ın da en güzeli çocuklukta yaşanıyor. Bu konuşmalarda asıl özlenen şey sadece çocukluktaki Ramazanlar değil, çocukluğun kendisidir. İnsan (nefis) her zaman çocukluğuna, yani sorumsuzluğa özlem duyuyor.

Yıllar boyu her Ramazan verilen ikinci mesaja gelince:

• Yukarıdaki örnek söyleşimizde konuğumuzun da bahsettiği, Direklerarası. Neyse ki son yıllarda, ya o dönemi yaşayanların aramızdan ayrılmasından ya da popülerliklerini kaybetmesinden dolayı pek bahseden kalmadı bundan.

Ancak, yıllarca televizyonlardan radyolardan yapılan bilinçaltı programlamasının sonucunda, aklı başında bir insanın aynı cümle içinde kullanmaya hayâ edeceği iki kelime, birleşik kelime olarak girdi hayatımıza.

Ramazan Eğlencesi.

Aman yâ Rabbim!

Ramazan gibi bin aydan hayırlı bir ayda, rahmetin sağanak sağanak üzerimize aktığı günlerde, ahiretimizi kurtarmak için dünyevî şeyleri bırakıp uhrevî şeylere yönelme vaktinde, buyurun kanto gösterisine.

İslâm’dan çok, cenaze töreninde kabir üzerinde dans edilen Şamanizm inanışına yakın olan bir davranış bu. Neyse ki artık insanlar daha bilinçli hale geldi de bu mesele eskisi kadar gündeme gelmiyor.

Ramazan dendiğinde bizim aklımıza ise Ramazan’ın en özel ibadeti olan oruç geliyor.

Eminim dergideki diğer yazılarda oruç hakkında pek çok bilgiler verilmiştir. İlahiyatçı olmadığım için bu konuda bilgi vermek gibi bir kaygım da olamaz. Ben sadece önce kendi nefsimi, sonra da toplumu gözlemleyip çıkarımlar yapıyorum. Oruçla ilgili bir tespitimi de burada paylaşmak isterim.

Allah (cc.) “Orucun mükâfatı bana aittir” diyor. Çünkü oruçta riya yoktur. Belki biz, kimse bizim oruç tutup tutmadığımızı bilmediği halde oruç tuttuğumuz için bu mükâfata namzet oluyoruz.

Yani, bir ibadeti yaptığımızı kimse bilemeyeceği halde yaparsak, buna özel bir mükâfat var. İnsanların yaptığımızı gördükleri ibadetlere oranla, tabiri caizse bir iltimas var. Meselâ nafile namaz kılarken insanlar bizi görebilirler ve riya karışabilir. Ama oruçlu olduğumuzu kimse kesin olarak bilemez.

Acaba tersi durumda da cezada bir katlanma olur mu? Zira bizi dışardan gören biri o vaktin namazını kılıp kılmadığımızı bilemez ama aleni olarak oruç yersek, oruçlu olmadığımızdan herkes emin olur. Yani insan namaz kılmamakla elbette ki Allah’a isyan etmiş olur ama bu çok yakındaki birkaç kişi dışında Allah ile kişi arasında kalır. Oysa alenen oruç yemekle isyanını âleme ilan etmiş olur.

Günahlara şahit tutmanın, affedilmesi yönünde engel teşkil ettiği bildirilmişken, isyanına cümle âlemi şahit tutmanın âlemi var mı?

 

 


Haziran 2014, 450 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Ölmeden Önce Sorulması Gereken Sorular

Hayatımız soru sorup cevap vermekle geçiyor.

Devamı »

Her Şeye Hazırlıklı Olmak

Her ne kadar binlerce ev yapılır bahsedilmez de yıkılan bir ev haberi ayyuka çıkarılır; binlerce sağlıklı doğum görmezden gelinir de, bir sakat doğum her bültende ezberletilir… Depremsiz yıllar değil de birkaç dakikalık deprem konuşulur. Sağlıklı yıllar değil de hasta olunan birkaç gün konuşulur… İşte böyle nazarların hazırladığı haberlerden bol bol deprem, virüs, salgın, çığ, sel, ölüm haberlerini nefesimizi tutarak izliyoruz…

Devamı »

Hayal

Devamı »

Mezhepler Hakkında Sorular ve Cevapları

Mezhepler Meselesi II

Devamı »