71 Yazı Banu Yaşar
Psikolog/Psikoterapist

Yazar Profili »

İnsan Kaybettiğini, Nerede Bulabilir?

Haziran 2014, 450 98 Görüntülenme Eklenme Tarih: 11 Nisan 2020 19:48 Banu Yaşar

 

NASREDDİN HOCA’YI pazar yerinde bir şeyler ararken gören tanıdıkları ne kaybettiğini sorarlar. O da “anahtarımı kaybettim, onu arıyorum” diye karşılık verir. Yanındakiler de onunla birlikte aramaya koyulurlar. Bir süre aradıktan sonra içlerinden biri, “Hocam anahtarını tam olarak nerede kaybettin?” diye sorar.

Hoca “evin bodrumunda kaybettim” diye cevap verir.

Yanındakiler sinirlenip, “Hocam iyi de evde kaybettiğin anahtarı pazar yerinde niye arıyorsun?” dediklerinde Hoca hiç beklemeden cevap verir: “Burası daha aydınlık, o yüzden burada arıyorum.’’

Bazen sayfalar dolusu bilgi yığınıyla anlatılamayacak konular birkaç cümlelik bir Nasreddin Hoca fıkrasıyla en çarpıcı şekilde ifade edilir. Bu fıkralarda hayata, insana, insanın zaaflarına ve kalıplanmış bakış açısına dair birçok göndermeler yapılır. İnsanın hayatı yorumlayışını, sorunlara çözüm bulma şeklini ve takıntılarını sade ve tatlı bir dille hicveder. Burada da aynı özellik, dikkatli bir bakış açısıyla kolaylıkla fark edilebilir.

İnsan kaybettiğini her zaman doğru yerlerde mi arar? Yoksa bütün yorgunluğumuz ve bıkkınlığımız kaybettiklerimizi yanlış yerlerde arama zaafiyetimizden mi kaynaklanıyor? Yaşadığımız sorunlarda sebepleri hep diğerinde ve dış faktörlerde mi arıyoruz? Kendimize düşen sorumluluk payını neden hep göz ardı ediyoruz? Çözümü ve cevabı kendi içimizde aramaktan neden bu kadar korkuyoruz?

Kendi hatalarımızla ve büyümemiş taraflarımızla yüzleşmek, benliğimize yakıştıramadığımız hallerimizle tanışmak ne kadar da zor geliyor nefislerimize… İşte bu yüzdendir ki, ne zaman içimiz sıkılsa ve ne zaman kendimizi mutsuz ve huzursuz hissetsek, hep dışarılarda arıyoruz sebepleri…

Beklediğimiz şeyler olmadığı, hayallerimiz yeterince ve istediğimiz kadar gerçekleşmediği için, bu sıkıntıları yaşadığımızı düşünüyoruz. İçimizde tatmin olmayan, sürekli şikâyet eden ve bunalımlı bir şekilde ortalıkta dolaşan tarafımızın bizden değil de, doğrudan yaşadığımız olaylardan kaynaklandığını düşünüyoruz.

Bu yüzden de, mutlak mutluluk arayışlarıyla, yanlış yerlerde, yanlış zamanlarda ve yanlış insanlarla harcıyoruz ömrümüzü… Hep bir balans ayarı modunda, kafası karışık, ne aradığını ve ne istediğini tam olarak bilmeyen, içindeki boşluğun şifasını yanlış yerlerde arayan insanlar olarak harcıyoruz enerjimizi…

İnsan kaybettiğini, ancak kaybettiği yerde bulabilir.

İçimizde derin bir boşluk ve huzursuzluk hissediyorsak, hayat ve içindekiler bizi eskisi kadar heyecanlandırmıyorsa, enerjimizin tükendiğini, coşkulu ve mutlu olamadığımızı düşünüyorsak eğer, cevabını da içimizde aramalıyız diye düşünüyorum…

İnsanın bakış açısıdır, yorumlayış tarzıdır onu mutlu ve huzurlu kılan.

Düşüncelerimizin olumsuzluğu, kirlenmişliği yorar yüreğimizi… En yakın olandan uzaklaştıkça, O’nunla olan iletişimimiz, O’na olan ilgimiz ve mesaimiz azaldıkça, içimizdeki sıkıntı ve huzursuzluk da büyür. Çünkü anlamsızmış gibi görünen her şeye gerçek anlamını veren ve bütün soruların cevaplarını bilenden uzaklaştıkça insanın güveni azaldığı gibi, korkuları da artar. Kocaman bir dünyada yalnız, kimsesiz ve korumasız hisseder kendini… Her şey tehlikeli görünür gözüne…. Huzurunu ve neşesini de kaybeder zamanla…

İşte bu yüzden kaybettiğimiz ve artık hissetmekte güçlük çektiğimiz duygularımızı tekrar kazanmak için, bütün duyguların sahibi olan Rabbimizle yeniden konuşalım, yeniden yakınlık kuralım…

Kaybettiklerimizi, bütün kayıpları bulanın yanında arayalım...

 

 


Haziran 2014, 450 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bu Günlerde Neyi Tüketiyorsunuz?

Devamı »

İnsanlar Değil, İmajlar Dolaşıyor Sokaklarda / Olduğun Gibi Görünmek

Kişilik, insanın bütün ilgi, yetenek, konuşma biçimi, tavır, görünüş ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini kapsar.

Devamı »

Yüz Çizgileri Ne Söyler?

“Elli yaşına geldiğinde herkes hak ettiği bir yüze sahip olur...” diyor, George Orwell. İlk okuyuşta çarpan bir cümle, biraz korkutan, biraz ürperten, hatta gidip aynaya baktıran cinsten... Neden elli yaşına geldiğinde, neden yirmisinde, otuzunda değil de, elli yaşına gelince hakettiğimiz bir yüze sahip oluruz. Neden başka bir kelime yerine hak etmek kelimesini kullanır George Orwell?

Devamı »

Aranızda Cennetin Rüzgarları Essin

Eş olmak yeni bir elbise giymek gibi, yeni bir rol ekler hayatımıza... Eskiden birinin kızı, oğlu, kardeşi, torunu, arkadaşı, teyzesi iken artık çok daha derin ve kalıcı bir isim eklenir. Hayatımız boyunca yeni isimler yeni etiketler alır ve bu duruma alışmaya çalışırız.

Devamı »