ARAMA SAYFASI

Kardeşlik Rüzgârı

Hac, İslâm'ın beş şartından biridir.

 

Hac, İslâm'ın beş şartından biridir. Hac için vizemiz çıktığını öğrendiğimde, sanki ayaklarım yerden kesildi, uçacak gibi oldum.

İstanbul'dan tatlı bir yolculuk başladı; önce Cidde'ye indik ve daha sonra da Mekke'ye ulaştık. Vardığımız günün sabahında Kâbe'ye umre için gittik. Kâbe'yi ve oradaki mukaddes mekânları gördükçe adeta şok olduk, düşünemez hale geldik. Aslında dünyevi işlerden ve kaygılardan sıyrılıp, uhrevi amellere ve kaygılara daldığımız için, sanki vücudumuzun metabolizması değişti.

Farklı farklı ırklar, renkler ve milletler; birlik ve beraberlik şuuru içerisinde, aynı safta omuz omuza ve ayni ulvi duygularla saf tutmuş. Herkesin tek bir gayesi var; o da Allah Rızasını kazanmak. Bu gaye için kimi namaz kılıyor, kimi Kur'an okuyor, kimileri de tavaf ve say yapıyor. Eğer istemeden birini incitmişse, tatlı bir tebessümle vücut diliyle özür dilediğini görüyoruz.

Hac boyunca çok kimselerle tanışma fırsatımız oldu. Bu tanışmalarımızda Türkiye'den geldiğimizi, dini yaşantının Türkiye'de serbest olduğunu, Türk insanının genellikle dindar olduğunu ve halkımızın özellikle Hac konusuna çok önem verdiğini söylediğimizde; bizi muhabbet ve hürmet duygularıyla kucaklıyorlar. Bilhassa Risale-i Nur eserlerinden bahsettiğimizde; en samimi takdir duygularıyla dolup taştıklarını görüyoruz.

Bir Pakistanlı; İhlâs Risalesinde birinci düstur olan ''Amelinizde rızayı ilahi olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.'' sözlerini duyunca; bütün kalbiyle heyecanla tasdik etti.

Bir Bangladeşli; yine İhlâs Risalesindeki düsturlardan olan ''Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasvvur edip, onların şerefiyle şâkirâne iftihar etmektir.'' satırlarını okuduğu zaman; eski dostlukları depreşerek ''Türkler ne yaparsa doğrudur, onlarla kardeşiz ve onlarla iftihar ediyoruz.'' dedi.

Bir Hintli Müslüman 23. Söz'deki ''İman, insanı insan eder, belki insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi iman ve duadır.'' hakikatini duyduğu zaman; büyük bir taraftarlık hissiyle, hayretini sözlerine sığdıramadı.

Bir Endonezyalı Müslüman ise yine 23. Söz'deki ''İman, hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir.'' cümlelerini gördüğü zaman ''İman hakikatlerine bu tarz yaklaşımın yalnız Türkiye'ye has olduğu''nu dillendirdi.

Bir Mısırlı ilim adamı Uhuvvet Risalesi'ndeki, ''Her ikinizin; Hâlikınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir... bir bir, bine kadar bir bir. Hem peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir... bir bir yüze kadar bir bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti (kardeşliği) iktiza ettiği; kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak manevi zincirler bulunduklrı halde...'' satırlarını okuduğu zaman ''Bu kadar birlik bağlarını, bariz ve akıcı şekilde ancak Bediüzzaman ifade edebilir ve bu bağlamda birleştirici de ancak Türkiye olabilir.'' yorumunu yaptı.

Aynı duyguları Malezyalı, Kırgızistanlı, Dağıstanlı, Çinli, Koreli, Rusyalı, Almanyalı, Danimarkalı, Hollandalı, Kanadalı, Amerilkalı, Nijeryalı, Sudanlı, Makedonyalı ve Bosnalı Müslümanlardan duymak da mümkün... Bu duygular da bize; dünya üzerinde bir birlik ve dayanışma zemininin, bir barış ve huzur ortamının oluşmaya başladığı; bir dostluk ve kardeşlik rüzgârının esmeye başladığı müjdesini veriyor.

Kısa zamanda meyvelerini görmek dileğiyle.