TR EN

Dil Seçin

Ara

Nikâhta Keramet Var mı?

Nikâhta Keramet Var mı?

Kadın, aile, evlilik, eş seçimi, boşanma, vb. son zamanlarda üzerinde en fazla yazılan ve konuşulan mevzulardan bazılarıdır. Fakat bunların arasında meselenin özüne temas edene çok az rastlanmaktadır.

Bekârlık yerine evliliği tercih edenlerin, şu hususları göz önünde bulundurmaları iyi olur:

Evlenmek, neslin devamı içindir. Bunun için iki ayrı cins arasında birbirlerine sevgi ve şefkat duymak hislerini koyduğunu Allah (cc) Rum Sûresi 21. âyette bildiriyor.

Risale-i Nur’dan İşârâtü’l İ’câz adlı eserde, Bakara sûresi 4. âyetinin tefsirinde ‘Saadet-i ebediye’den bahsedilirken, onun esaslarından biri olan nikâh hakkında şöyle deniliyor:

“Saadetin esaslarından nikâh ise: Evet, insanın en fazla ihtiyacını tatmin eden kalbine mukabil bir kalbin bulunmasıdır ki; her iki taraf, sevgilerini aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezâizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar. Evet, bir işte mütehayyir kalan veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam–velev zihnen olsun–ister ki, birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın. Kalblerin en lâtifi, en şefiki kısm-ı sânî ile tâbir edilen kadın kalbidir. Fakat kadın ile ruhî imtizacı (geçimi) ikmal eden, kalbî ünsiyet ve ülfeti itmâm eden, sûrî ve zahirî arkadaşlığı samimîleştiren, kadının iffetiyle ahlâk-ı seyyieden (kötü ahlâktan) temiz ve pak bulunması ve çirkin arızalardan hâlî olmasıdır.”

Burada bahsedilen kadının “ahlâk-ı seyyieden temiz ve pak bulunması ve çirkin arızalardan hâlî olması” sıfatını büyük bir çoğunluk, çok dar bir mânâsıyla düşünebilmekte ve problemin mühim bir kısmı bundan kaynaklanmaktadır. Aslında kadın için bildirilen bu sıfatlandırma, ahlâkın esasını İslâm dini olarak kabul edenler için, “kadının her hal ve davranışıyla İslâm çizgisi sınırları içerisinde olması” mânâsında anlaşılmalıdır.

 

Evlenmedeki ölçü nedir?

“Bediüzzaman Cevap Veriyor” ve “Hanımlar Rehberi” eserlerinde yer alan bir mektubunda ise, Bediüzzaman, Risale-i Nur talebelerine evlenmek mevzuundaki ölçülerinin ne olması gerektiğini şöyle bildirmektedir:

“Eğer hizmet-i Kur’aniye ve imaniyede yardımcı bir hanım bulsa alır. Hizmetine zarar vermez. Lillahilhamd bu neviden çok nur talebeleri var, zevceleri (eşleri) onlardan geri kalmıyorlar. Belki kadınlardaki şefkatten gelen ücretsiz fıtrî kahramanlık ve hakikî ihlâs cihetiyle zevcinden daha ileri gidebilir. Nur talebelerinin yetişmiş kısımlarından ekserisi evlenmişler, bu sünneti yerine getirmişlerdir. Risale-i Nur onlara der ki: ‘Haneniz bir küçük medrese-i Nuriye, bir mekteb-i irfan olsun ki, bu sünnet tam yerine gelsin. Sünnet-i seniyenin meyvesi olan çocuklar âhirette size şefaatçi olsunlar. Dünyada da iman dersini alıp size hakikî evlat olsunlar.”

Kâinatta en yüksek hakikatin ve insan için en fazla değer verilmesi gereken şeyin Allah’a (cc) ve Onun inanmamızı istediklerine iman etmek olduğunu bilen ve kabul eden Müslümanlar, elbette evlenmek için eş seçimine karar verirken de yukarıdaki paragrafta yazılı olanları öncelikle esas almalı; ancak bundan sonra hem hissî ve hem de mantıkî sebeplerle kararlarını vermelidirler.

Herhangi bir malı alırken o malda bulunması gereken özellikleri araştırarak kararını veren insan, hayatının en mühim alımını yaparken onda bulunması gereken en mühim özellikleri araştırmadan kararını verirse, çok büyük bir tezat hali göstermiş olmaz mı?

Herhangi bir el âletini, makineyi veya bir motorlu taşıt vasıtasını alırken onun arızasız ve güven verici olması yönünden büyük bir titizlik gösteren ve “Ben onu daha sonra istediğim şekle sokarım” demeyen insan, kâinatın en mükemmel makinesi olan diğer bir insanı kendine hayat arkadaşı olarak seçerken “Ben onu daha sonra istediğim şekle sokarım.” diyerek, bir titizlik göstermezse, bu onun için gene büyük bir tezat hali değil midir?

 

Peki, nikâhta kerâmet yok mudur?

Özel şartları içerisinde ve dar manâda nikâhta kerâmet vardır; fakat kerâmetin her mânâsında doğru olduğu söylenemez. Bu söze dikkatle ve ihtiyatla yaklaşılmalı; hangi mânâda doğru kabul edilebileceği bilinmelidir.

Kerâmet; Türkçede daha çok, “Allah’ın (cc) velî kullarında görülen olağanüstü haller” mânâsında anlaşılmakla beraber, asıl kelime mânâsı; kerem, lütuf, ihsan, bağış, ikram, ağırlamaktır. Bazıları, evlenmenin diğer şartlarını haiz oldukları halde, evlilikte maişetlerini nasıl temin edebilecekleri mevzuunda aşırı vehim ve Allah’ın (cc) Rezzak ve Kerîm isimlerine ilticada ise zayıflık gösterdiklerinde, onların bu hallerini tashih için:

“Evlenene Allah (cc) yardımcı olur, ihsanını ve ikramını gösterir.” manâsında, “Nikahta kerâmet vardır.” denilebilir.

Ayrıca, birbirlerine denklik şartını yerine getirerek ve muhabbetle evliliğe başlayanlarda, nikâh onların aralarındaki muhabbeti artırabildiği için de, nikâhta keramet olduğundan bahsedilebilir.

 

Eş seçiminde denklik araştırması yapılmalı

“Nikâhta kerâmet vardır.” sözüne yanlış mana verip, evlenirken yanlış seçim yapmak yerine, başlangıçta evlilik için denklik araştırmasının iyi yapılması, evlenecekler için çok önemlidir ve ihmal edilmemelidir. Eş seçiminde denklik ise, en başta dinî yönden aranır. Dinî yönden tam dengiyle evlenememiş olanlarda da, eşlerden hangisi daha dindarsa, diğeri onun dindarlığını taklide çalışır. Hem bu konu, hem de ailevî problemlerle alâkalı en gerçekçi teşhis ve çözüm yolu, Risale-i Nur Külliyatı Lem’alar adlı eserde Yirmidördüncü Lem’a İkinci Nükte’nin ilk kısmında, özetle şöyle bildirilmektedir:

“Bu sene inzivada iken ve hayat-ı içtimâîyeden çekildiğim halde bazı Nurcu kardeşlerimin ve hemşirelerimin hatırları için dünyaya baktım. Benimle görüşen ekseri dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvalar işittim. “Eyvah!” dedim. İnsanın, hususan Müslüman’ın tahassüngâhı ve bir nevi Cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmağa başlamış dedim. Sebebini aradım. Bildim ki: Nasıl, İslâmiyet’in hayat-ı içtimâîyesine ve dolayısıyla din-i İslâm’a zarar vermek için gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesatıyla sefahate sevk etmek için bir iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de; biçare nisa taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir sûrette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki: Bu millet-i İslâm’a bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor.

Ben de siz hemşirelerime ve gençleriniz olan manevî evlâtlarıma kat’iyyen beyan ediyorum ki: Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi, saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur!.. Rusya’da o biçare taifenin ne hale girdiğini işitiyorsunuz.

Risale-i Nur’un bir parçasında denilmiş ki: Aklı başında olan bir adam; refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zâhirî hüsn-ü cemâline bina etmez. Belki kadınların hüsn-ü cemâlinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli. Tâ ki, o biçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti devam etsin. Çünkü onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve merhamet ile birbirine muhabbet etmek lâzım geliyor.

Şimdiki terbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir refakatten sonra ebedî bir müfarakata maruz kalan o aile hayatı, esasıyla bozuluyor.

Hem Risale-i Nûr’un bir cüz’ünde denilmiş ki: Bahtiyardır o adam ki; refika-i ebediyesini kaybetmemek için sâliha zevcesini taklit eder, o da sâlih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki; kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur; saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır. Bedbahttır o adam ki; sefahate girmiş zevcesine ittiba eder; vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki; zevcinin fıskına bakar, onu başka bir sûrette taklit eder. Veyl o zevc ve zevceye ki; birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani; medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder.

 

Problemlerin çözümü için

İşte, Risale-i Nûr’un bu mealdeki cümlelerinin mânâsı budur ki: Bu zamanda aile hayatının dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafının sebebi, yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyet’le olabilir.”

Son cümlesine önemi sebebiyle tekrarla birkaç defa vurgu yapılmış olan bu iktibastan da sonra, ailevî meselelerde âraz tedavisi reçeteleri, palyatif tedbirler ve mecazî aşk edebiyatlarıyla konunun esasından saptırılmasına karşı, belki en doğrusu olarak şu söylenebilir:

Aileyi ayakta tutan, ana direk kadındır. Bu direğin sağlam olması icap eder; aksi halde aileler, bir çadırın ana direğinin veya bir binayı ayakta tutan kolonunun tahribiyle o çadır veya binanın çökmesi gibi çöker. Ailenin planını, projesini yapan Allah’ın bu mevzudaki âyet ve hadislerle bildirilmiş projesini inkârla veya beğenmemekle kendi dar anlayışlarıyla aile binalarında değişiklikler yapanlar, aile binalarının yıkılmasına sebep olurlar. Bizi içten yıkmak isteyen şer güçler, suret-i haktan görünmeye çalışarak, en az bir asırdır kadınlarımızı ifsat ederek cemiyetimizin temeli olan aile yapılarımızı bu şekilde ve bilhassa asrımızın çok gelişmiş iletişim teknolojilerini çok kötüye kullanarak bozmaya çalışıyorlar.

Bu gerçeği daha fazla geç kalmadan görebilmeli ve ona göre tedbirlerimizi alabilmeliyiz.