TR EN

Dil Seçin

Ara

Gökten Gelen Rahmet: Yağmur

Gökten Gelen Rahmet: Yağmur

Su, hayatın temeli olarak yaratılmış her türlü fiziksel ve kimyasal özelliği ile bilhassa canlılık için tasarlanmış bir maddedir. Böylesine hayatî önemde olan su bize yağmurla ulaştırılır.

Karaya düşen yağmur sularının bir kısmının yanı sıra deniz ve göllerdeki sular da güneş ve rüzgarın etkisiyle buharlaşır. Belirli koşullar oluştuğunda havadaki su buharı yoğunlaşarak bulut halinde toplanır ve sonra da yağmur olarak yağdırılır. Böylece su, atmosfer ile yeryüzü arasında sürekli yer değiştirir.

 

Yağmuru sonuç verecek bir sistem

Hava her zaman belirli bir miktar su buharı ihtiva eder. Hava yeterince soğuksa, su buharının bir bölümü yoğunlaşarak su damlacıkları haline dönüşür. Bu damlacıklar ancak havadaki toz tanecikleri üzerinde oluşabilir. Başlangıçta çok küçük olan damlacıklar, havanın  soğuması sürerse giderek büyür ve yeryüzüne düşmeye başlar. Çapları milimetrenin yaklaşık beşte biri kadar olan damlacıklar saniyede 1 metrelik bir hızla düşebilirler. Şiddetli tropik sağanaklarda damlacık çapı birkaç milimetreye çıkabilir.

Soğuyup yoğunlaşma genellikle hava kütlesinin yükselmesi ile olur; bulutların ve yağmurun temel sebebi budur. Yükseldikçe atmosfer basıncı azalan hava kütlesi giderek genleşir. Bu durum kütlenin soğumasına yol açar. Böylece hava daha az nem tutabilir hale gelir; fazla nem buluta dönüşür ve sonuçta yağmur veya kar biçiminde yere düşer. Yani her şey yağmuru sonuç verecek bir sistem olarak mükemmel ayarlanıp sevkedilir.

 

Tuzlu okyanuslardan tatlı su gönderen Allah

Yağmur olmadan pek az bitki veya hayvan canlı kalabilir. Yağmursuz geçen uzun bir kuraklık dönemi ürünlere ve çiftlik hayvanlarına çok büyük zarar verir. Yağmurun yalnızca belirli mevsimlerde yağdığı yerlerde yağmurun yağmaması birçok insan için açlık ve hattâ ölüm demektir.

Her yıl gökyüzüne buharlaşan su miktarı ile ve tekrar yeryüzüne yağmur olarak düşen su miktarı sabittir: Saniyede 16 milyon ton. Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek “O Allah ki gökten bir ölçü ile indirir.” (Zuhruf Suresi, 11) şeklinde bildirilmektedir.

Yağmur suyunun içilecek nitelikte saf ve tertemiz olması da dikkate çekicidir. Yağmur sularının kaynağı yerden su buharlaşmasıdır. Oysa bu buharlaşmanın %97’si tuzlu okyanuslardan olmaktadır. Fakat yağmur suyu aksine tatlıdır ve hiçbir yabancı madde barındırmamaktadır. “Biz, gökten tertemiz su indirdik…” (Furkan Suresi, 48) gerçeği her yağmurda tazelenen bir nimettir.

 

Yağmurla gelen canlılık

Yağmura, canlılar için kaçınılmaz bir ihtiyaç olan suyu yeryüzüne bırakmasının yanında bir de gübreleme özelliği verilmiştir. Denizlerden buharlaşarak bulutlara ulaşan yağmur damlaları, ölü toprağı “canlandıracak” bazı maddeler içerirler. Bu “canlandırıcı” tecelliye sebep olarak yaratılan yağmur damlalarına “yüzey gerilim damlaları” adı verilir. Yüzey gerilim damlaları, biyologların deniz yüzeyinin mikro katmanı dedikleri üst kısımda oluşurlar; milimetrenin onda birinden daha ince olan bu yüzeysel zarda, mikroskobik alglerin ve zooplanktonun bozulmasından gelen pekçok organik artık vardır. Bu artıkların bazıları, deniz suyunda çok az bulunan fosfor, magnezyun, potasyum gibi elementleri ve ayrıca bakır, çinko, kobalt ve kurşun gibi ağır metalleri kendi içlerinde toplarlar. Yeryüzündeki tohum ve bitkilere, yetişmeleri için ihtiyaç duydukları çok sayıdaki madensel tuzlar ve elementler işte bu yağmur damlalarıyla gönderilir.

Yağışlarla toprağa inen bu tuzlar, verimi artırmak için kullanılan geleneksel gübrelerin bazılarının (kalsiyum, magnezyum, potasyum vb) küçük örnekleridir. Bu tür aerosellerde bulunan ağır metaller ise, bitkilerin gelişiminde ve üretiminde verimlilik artırıcı elementleri oluştururlar.

Kuran’da bir başka ayette, yarattıklarının her ihtiyacını bilen ve lütfeden Allah (cc), yukarıda anlatığımız olayın kendi fiili olduğuna dikkatimizi çekerek bize şöyle bildiriyor:

“Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.” (Kaf Suresi, 9)

Kısacası, yağmur önemli bir gübredir. Fakir bir toprak, yalnızca yağmur aracılığıyla gelen bu güberelerle bile, yüzyıllık bir süre içinde bitkiler için gereken tüm elementleri kazanabilir. Ormanlar da, yine bu deniz kökenli aerosoller ile beslenirler. Bu yolla, her yıl kara parçalarının toplam yüzeyi üzerine 150 milyon ton gübre indirilir. Bu doğal gübreleme sistemi olmasaydı, Dünya üzerinde çok daha az bitki olacak ve hayat dengesi bozulacaktı.

 

Akıl sahipleri için rahmet mektubu

Ayrıca yağmurla gelen su bedenlere de kuvvet verir, kalbe hayat katar. Sadece insana değil; toprağa, tohuma, otlara, ağaçlara ve hayvanlara… Bu yüzden yağmura ‘rahmet’ denmesi boşuna değildir. Bediüzzaman bu konudaki soruya şöyle cevap veriyor: “Çünkü çok âsâr-ı rahmet ve faydaları tazammun ettiğinden, güyâ yağmur şeklinde rahmet tecessüm etmiş, takattur etmiş, katre katre geliyor.”

Yüce Rabbimiz’in belli bir miktar suyu gökten indirmesi, bu suyun içilebilecek tatta olması, ölü bir beldeyi bu suyla canlandırması şüphesiz O’nun bize verdiği büyük bir nimettir:

İnsanlar ümitsizliğe düştüklerinde yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan da O’dur. O, kullarını gözetip koruyan ve her türlü övgüye lâyık olandır.” (Şura Suresi, 42:28)

“Görmüyor musun; gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor.  Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikr) vardır.” (Zümer Suresi, 21)