ARAMA SAYFASI

Hayâsızlık Nasıl Yayılıyor? II

Hayâsızlık Nasıl Yayılıyor? II

Önceki yazımızda, ahlâksızlık ve sapıklıkların nasıl yaygınlaştırıldığına ve dünyayı bir sapıklar gezegeni haline getirmek için girişilen operasyonlara değinmiştik. Bu yazımızda, küresel sapıklık cereyanlarının neden var güçleriyle Türkiye’ye yüklendikleri ve Kur’an’ın hepimize bir uyarı niteliği taşıyan benzetmesine değineceğiz.

 

Önceki yazımızda, ahlâksızlık ve sapıklıkların nasıl yaygınlaştırıldığına ve dünyayı bir sapıklar gezegeni haline getirmek için girişilen operasyonlara değinmiştik. Bu yazımızda, küresel sapıklık cereyanlarının neden var güçleriyle Türkiye’ye yüklendikleri ve Kur’an’ın hepimize bir uyarı niteliği taşıyan benzetmesine değineceğiz.

 

“Cinsel özgürlük”çüler Kur’ân’ı yalanlıyor!

Küresel sapıklık cereyanlarının bütün gücüyle yüklendiği ülkelerin başında Türkiye geliyor. Çünkü bu ülke sapıklığa—Allah göstermesin—teslim olduğu takdirde, bu kapıdan İslâm âlemine de giriş yapacaklarını ve bütün bir İslâm âlemini bozmakta çok fazla zorlanmayacaklarını hesaplıyorlar. Boston’lu sapıklar orkestrasının İsrail’den hemen sonra Türkiye’de konser vermesiyle ilgili olarak yapılan yorumlarda, bu niyetlerini çok fazla saklamak ihtiyacını duymadılar.

Çok şükür ki, Türkiye, sapıklıklara karşı inançlarından gelen duyarlılığını büyük ölçüde muhafaza ediyor. Her ne kadar Avrupa Birliği yasaları Türkiye’yi cinsel sapıklıklara karşı ayırımcılığı cezalandıran kanunlar yapmaya zorluyorlarsa ve iftiharla imzaladığımız İstanbul Sözleşmesi adlı mel’anetname(*) bu konuda herkesi bağlayıcı hükümler içeriyorsa da, cinsel sapıklıklara karşı halkta büyük ve köklü bir tepkinin hâlâ var olduğu memnuniyetle müşahede ediliyor.

Eşcinsel evliliklere izin veren ve onlara evlât edinme hakkı tanıyan yasaların çıkarılması için her ne kadar sapık cereyanlar büyük çaba gösteriyorsa da, henüz bunu Avrupa’nın bile tamamına kabul ettiremediler. Ancak İslâm âleminin nesillerini bozmak gibi bir amacı hiçbir zaman bir kenara atmayacakları belli olan mihrakların bu konu üzerinde daha uzun yıllar boyunca ısrarlı bir şekilde çalışacaklarından da şüphe edilmemesi gerekiyor.

 

Yüzde 10’un ahlâkı bozulursa ne olur?

Burada, Maarif Eski Vekili rahmetli Tevfik İleri’nin tesbitini hatırlıyoruz:

“Yüzde 10’un ahlâkı bozulduğu zaman, toplumda ahlâksızlık hâkim olur.”

Cinsel sapıklıklar açısından ele alındığı zaman, bozulma çok şükür ki bu seviyelerin hayli uzağında bulunuyor. Ancak aynı konuya lisanımızın bozulması açısından baktığımızda o kadar iyimser olamıyoruz.

Çünkü Kur’ân’ın lisanını bir kenara bırakıp Batılı sapıkların piyasaya sürdüğü dili benimseyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor.

Kur’ân’ın fuhşiyat dediği şeyin adı özgürlük oldu, cinsel tercih oldu.

İslâm’ın hayâ dediği şeye fobi adı takıldı.

Ve bu dil değişimi, sadece belirli bir sapıklar çevresinde kalmadı, Müslüman entellektüeller arasında da yavaş yavaş kullanılmaya başladı.

Fuhşiyatı özgürlük, hayâyı fobi olarak gördükten sonra, o fiillerin bizzat faili olmaya ne ihtiyaç var? %10 öyle de, böyle de tamamlanmış olur; ahlâksızlık %10’a erişince de toplumu bütünüyle kıskacına almış bulunur. Bundan sonra toplumun %10’a yetişmesi sadece bir zaman meselesidir.

Fakat cinsel sapıklıklara İslâm’ın verdiği isimleri bırakıp da sapıklar tarafından tedavüle sokulan isimleri kullanmaya başlamanın bu dini yalanlamak ve ona karşı açıkça meydan okumak mânâsına geldiğini ayrıca belirtmeye ihtiyaç var mı?

Düşünün ki, Kur’ân tekrar tekrar o meş’um fiiller için “fuhşiyat” adını kullanıyor ve bunları kesin bir dille temelden reddediyor.

Bir kısım insanlar ise Kur’ân’ı yalanlıyor; “Hayır o fuhşiyat değildir, hastalık da değildir, ancak bir cinsel tercihten ibarettir” diyor.

Yine düşünün ki Allah’ın Resulü “hayâ”yı bu dinin ahlâkı olarak ilân ediyor.

Bir kısım insanlar ise Allah’ın Resulünü açıkça yalanlıyor ve “Hayır o hayâ değil fobidir” diyor.

Kur’ân’ı ve Resulullah’ı yalanlayan kimselere Müslüman denir mi?

 

Eşcinselliği bütün dünya reddediyor

Ahlâksızlığı yaygınlaştırmak için faaliyet gösteren küresel sapıklık hareketleri hakkında hiçbir zaman gözden uzak tutulmaması gereken bir gerçek vardır:

Onların yalancı oldukları ve bütün propagandalarının yalan üzerine bina edildiği gerçeği.

Eşcinselliğin normal bir cinsel davranış olduğu iddiaları, bütün kutsal kitapların ve peygamberlerin yanı sıra, kâinatın da şahitliğiyle, yalanların en büyüğüdür. Semavî dinler de, selim fıtratlar da bu yalanı iddia sahiplerinin suratına çarpar.

Bilimin eşcinselliği hastalık olarak kabul etmediği iddiası yalandır. Bilim demek, Amerikan Psikiyatri Birliğinin el kitabı demek değildir; kaldı ki, bu kitaptaki değişikliğin hangi yollardan gerçekleştirildiği üzerinde daha önce durduk.

Bütün dünyada eşcinselliğin normal karşılandığı iddiası da, bütün dünyanın gözünün içine baka baka söylenmiş hayâsızca bir yalandır. Eşcinsellik sadece Batı dünyasının bir kısmında normal davranışlar arasında sayılmaya başlamıştır. O da Amerika kıt’asının sadece birkaç ülkesi ile Avrupa kıt’asının bazı ülkelerinden ibarettir. Dünyanın geri kalan kısmında cinsel sapıklıklar sapıklık olarak kabul edilmekte, büyük kısmında da cezalandırılmaktadır.

Cinsel sapıklıkların karşısında olanlara yakıştırdıkları “fobi” ve benzeri etiketler, yalan olmanın da ötesinde apaçık iftiradır. Bu tür nefret söylemleriyle, muhalifleri olan sağlıklı ve sağduyu sahibi kişileri sindirmek ve onlara karşı toplumda bir kin ve düşmanlık vücuda getirmek istemektedirler.

Aslında bu sapıkların kendi iddiaları arasında da bir tutarlılık yoktur. Bir yandan evlilik müessesesiyle aralarının hiç iyi olmadığı ve serbest ilişkileri alabildiğine teşvik ettikleri cümle âlemin malûmudur; ama diğer yandan eşcinsellere evlilik hakkının tanınması için çalışıp çabalarlar.

Bunların askerlikten de hoşlanmadıkları yine herkesçe bilinir; ama eşcinsellerin askere alınmamasına da bütün güçleriyle karşı çıkarlar ve onlara askerlik yapma yolunun açılması için yalan-dolan da dahil olmak üzere her türlü çareye başvururlar.

Böylesine bir ikiyüzlülüktür, bir nifak cereyanıdır sapıkların hareketi. Bu yüzden de iyiliği teşvik edip kötülükten sakındırdıkları hiç görülmez. Bilâkis, münafıkların iyiliği men edip kötülüğü teşvik ettiklerini Kur’ân bize haber veriyor, hal-i âlem de sayısız vak’alarla doğruluyor.9

 

Bu uyarı hepimize: Geride kalan kocakarı olmayın!

Sapık cereyanların yoğun propagandaları, ne yazık ki, bazılarımızı bu konuda daha müsamahalı bir bakış açısını benimsemeye sevk edebiliyor. Hattâ, bu dostlarımız arasında, farkına varmadan sapıkların kullandığı dili kullanmaya başlayanları bile ne yazık ki görebiliyoruz.

Bu dostlarımıza önce şunu hatırlatalım ki, bütün bu yazdıklarımız, sapıklıkları aleniyete döken, meşrulaştırmak ve yaygınlaştırmak için açıkça faaliyet gösteren, dinimizin de “mücahir” olarak nitelediği ve “Allah’ın affetmeyeceği kimseler” arasında saydığı10 kişiler hakkındadır. Bunlara karşı dinde hiçbir müsamaha belirtisi göremiyoruz.

Tam tersine, toplumda sapıklığı yaymak isteyenlere karşı gösterilen müsamahanın elîm âkıbetine dair pek çok uyarılar görüyoruz. Bunun en açık örneği, Lût aleyhisselâm’ın karısı ile ilgili olan uyarılardır.

Lût kavminin helâkini anlatan âyetler, o kavimle beraber bir kişinin daha aynı korkunç âkıbeti paylaştığını hatırlatır.

Bu, bir peygamber hanımıdır. Fakat mücrim kavimle olan alâkası—ki bu alâkanın ne seviyede olduğu konusunda Kur’ân bize bir bilgi vermiyor—onun helâkine sebep olmuştur.

Lût aleyhisselâmın karısı, Kur’ân-ı Kerim’de “kâfirlere örnek” olarak gösterilir ve hıyaneti sebebiyle kocasının dahi onu kurtaramadığı hatırlatılır.11

Lût kavminin helâkine dair haberlerde Kur’ân’ın sürekli olarak bize bu kadını hatırlatması hepimizi ciddî bir muhasebe içinde bulunmaya sevk etmelidir.

Dünyanın bütün şeytanlarının bütün şeytanlıklarını sergilediği bir konuda, yoğun propagandaların tesiri altında kalarak dilimize, hal ve tavırlarımıza bulaşan bazı söz ve davranışların farkına varamayabiliriz.

Propagandalar sürekli ve çeşitli olduğu için, bir günkü müteyakkız halimiz, bir başka gün için teminat teşkil etmeyebilir.

Onun için, (1) İslâm’ın en küçük bir müsamaha göstermediği bir konuya hiçbir zaman ve hiçbir surette sempati veya hoşgörüyle yaklaşma hakkımızın bulunmadığını, (2) aksi takdirde, yersiz bir hoşgörünün bizi geride kalan kocakarı durumuna düşürüp Allah’ın lânetlediği bir toplulukla aynı âkıbete duçar edebileceğini hiçbir zaman hatırdan uzak tutmamak, hepimiz için önde gelen bir iman problemini teşkil etmektedir.

 

Kaynaklar:

9. “Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirinin cinsindendir. Kötülüğü emrederler, iyilikten sakındırırlar.” (Tevbe sûresi, 9:67)

10. Buharî, Edeb: 60; Müslim, Zühd: 52.

11. Talâk sûresi, 66:10.