ARAMA SAYFASI

İsraf Ve Yoksulluk, Kapitalizmin Özüdür!

İsraf Ve Yoksulluk, Kapitalizmin Özüdür!

Satır Arkası

 

Gelir dağılımımın sürekli bozulduğu ve tekelleşmenin hâkim olduğu bir sistemde israf önlenemez. İsraf ve yoksulluk birbirini doğuran iki dinamiktir ve bunlar kapitalizmin özüdür. Kapitalizmin iktisadi anlatısının özünü oluşturan geleneksel hâkim iktisat anlayışı, onun bir kıtlık ekonomisi olduğunu söyler ki bu doğrudur. Kapitalizm kıtlık meydana getirir. Metaların (ticarete konu olan malların) kullanım değil ama değişim değerlerinin geçerli olması ve bunun üzerinden fiyatlandırılması bolluk değil kıtlık ortaya çıkarır.

Bunun dışında Bediüzzaman’ın ecir (ücret) devri dediği kapitalizmin en önemli sorunlarından birisi talep yetersizliğidir. Krizlerin en önemli nedenlerinden birisi talebin, belli bir doygunluk noktasından sonra, giderek artan bir hızla düşmesi ve atıl kapasitelerin oluşmasıdır. Sistemin özgün işleyişinden kaynaklanan bu hastalıklı durumu gidermek için, kapitalizm aşırı tüketimi pompalamakta ve israfı teşvik etmektedir. Ayrıca talep düşüşü ve emeğin verimliğindeki azalışa paralel olarak, kâr oranlarının düşmesi de sistemde faiz üzerinden sağlanan aşırı finansallaşma ile telafi edilmektedir.

O halde tam burada karşımıza iki önemli sorun ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi kapitalizmin anarşik işleyişi ve bu işleyişin tekelci bir yapıya evrilerek krizi sürekli bir hale getirmesidir. Ancak bu sürekliliğe dönüşen sorunun halli için sistem, faizin başrol oynadığı bir tekelci finansal düzenlemeyle üretim alanlarından çekilerek finansallaşmayı ekonominin tüm alanlarına yaymakta ve ekonomideki üretim faktörlerinin aldıkları pay, atıl sermaye lehine, faiz aracıyla sürekli artmaktadır. Bu da ikinci önemli sorunumuzdur ve şüphesiz ki bu durum sürdürülebilir bir durum değildir.

O halde ilk hareket noktamız en azından temel ihtiyaç mallarında bir bolluk ekonomisi oluşturmak olmalıdır. Yani yeme, içme, sağlık, eğitim, barınma vb. temel insani mal ve hizmetler meta değil, birer ihtiyaç maddesi olarak ekonomide yerlerini almalıdırlar. Çalışamayanlar bu mal ve hizmetlere sivil-kamusal girişimlerle ulaşmalıdır. Bu mümkündür. Ama bu, ancak adil paylaşımı mümkün kılacak bir iktisadi düzen ile olur.