ARAMA SAYFASI

Kuran'da ve Allah Resulünün Uygulamalarında Kadın

Kuran'da ve Allah Resulünün Uygulamalarında Kadın

Kadın meselesi, İslam toplumunda en fazla üzerinde durulan meselelerden biri olmuştur. Bu mesele hala da önemini yitirmemiştir.

Kadın meselesi, İslam toplumunda en fazla üzerinde durulan meselelerden biri olmuştur. Bu mesele hala da önemini yitirmemiştir. 

Eski çağlardan kalma bir takım hükümler ve terimler sanki ezeli ve ebedi gerçeklermiş gibi dokunulmazlığını devam ettirmektedir. Halbuki bunların değişen zaman ve şartlara göre yeniden açıklanıp yorumlanması gerekir. Ya da başka bir üslupla meseleye yeni bir bakış getirilmesi icap ederdi.

İslam toplumunda kadını aşağılayan ve aşağılamaya götüren görüşler hala İslamdanmış gibi algılanmaya devam etmektedir. Bu arada bazı fıkıhçılar daha geniş düşünüp şartları göz önünde bulundurarak fikir beyan ederek duruma ve zamana göre yeni yorumlar yapmışlar ama birçok asılsız nakil ve rivayetler bunun önünü keserek selefi bir bakış ve saplantı ile bakmaya devam edilmektedirler.

 

KURAN ÂYETLERİNDE KADIN

Kuran'ın kadına bakışını araştıran kişi görecektir ki, Kuran-ı Kerîm kadını iki açıdan değerlendirmiştir:

1- Genel anlamda kadına bakışı; kadının insan olması yönüyledir.

2- Özel anlamda kadın olarak değer ve kıymetini ifade etmesi.1

Kuran kadına bir insan olması yönüyle bakar. Mevla da insanı, kadın ve erkek olmasını ayırmadan değerli ve kerametli kılmıştır. Kadınla erkek arasında değer bakımından asla bir ayırım yapmamıştır. Âdemoğlu olarak zikredilen ayetlerde, tüm insanların şümulüne kadın cinsi de dâhildir. Çünkü yaratılış, değer, nimet, irşat ve teklif yönüyle erkekten hiçbir farkı yoktur. Yani kadın Kuran naslarının ve emirlerinin hepsinde vardır ve muhataptır.

Kuran'ın hitaplarının iki cinse de şamil olduğuna dair birçok örnek vardır. Mesela onlardan bir örnek şu ayettir: “Rableri onlara karşılık verdi: “Ben, sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın işini zayi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence edilenler, vuruşanlar ve öldürülenler... Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Yaptıklarına), Allah katından bir karşılık olarak (onlara bu nimetleri vereceğim). Karşılıkların en güzeli Allah katındadır.” (Ali İmran, 195)

Kuran'ın bu bakışına rağmen bazı asırlarda kadın ve kölelere değersiz, yaşam hakkı olmayan bir varlık olarak bakılabilmiştir. Ancak erkek ona hürriyet verirse bir değeri olacağı görüşü bazen hakim olmuştur. Halbuki Allah (cc), “Andolsun biz, Âdemoğullarına çok ikram ettik; onları karada ve denizde (hayvanlar ve taşıtlar üzerinde) taşıdık. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsra, 70) buyurmaktadır. Bu ayette, kadın erkek ayırmadan insanın değeri ve üstünlüğü vurgulanmaktadır. 

Ve yine Mevla buyurur ki: “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. (O) dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler bahşeder, dilediğine de erkekler bahşeder.” (Şura, 49) Yani Cenab-ı Hakk'ın insanlara ihsan ve ikramından birisi de onlara kadın ve erkek olmak üzere nesil ve zürriyet ihsan etmesidir. Ayet, kadının da bir nimet ve bağış olduğunu vurgular. Üstelik bu vurguyu Arapların kız evlat sahibi olmayı felaket olarak gördükleri bir devirde yapmaktadır. Bu vurgu Kuran'ın kadına verdiği önemin derecesini göstermesi bakımından önemlidir. Ayrıca Kuran bu nimeti ifade ederken önce erkeği zikrederek değil de kadını öne alarak beyan etmiştir. Hibede kadın erkeğin önündedir.2

Kuran'da kadına nasıl değer verildiğinin örneklerini saymakla bitiremeyiz. İnsandan bahsedilen yerde kadın da dâhildir erkek de dâhildir. Ayrıca Kuran'ın kadına özel değer verdiği, yücelttiği ayet ve sureler ilk nazarda görülebilir. Kadınla ilgili meseleleri beyan eden surelerde bunları görebiliriz. Ailenin bir azası olarak onunla ilgili hak ve yükümlülüklerin neler olduğu, bu ayet ve surelerde net olarak açıklanır. Bazı özel kadınlardan özel surelerde daha açık ve net bahsedilir. Mesela bunu görmek için Bakara, Nisa, Meryem, Nur, Ahzab, Mücadile, Mümtehine, Talak ve Tahrim sureleri ve başkaları… bakılabilir.

 

PEYGAMBERİMİZİN UYGULAMALARI

Özellikle Hazret-i Resul'ün, kadını korumak ve kadının yararına olacak şeyleri hâkim kılmak için özel bir çaba sarf ettiğini görüyoruz. Bunu öyle bir zamanda yapıyor ki, kadın algısının son derece sıfırda olduğu bir ortam hâkimdir. Böyle bir ortamda kadına miras hakkı veriliyor, istediği kişi ile evlenme hakkının ve tercihinin kadının kendinde olduğu kuralı konuluyor, şartlara göre eşi ile hayatı düzenleme hakkına sahip kılınıyor... Ama ne yazık ki Hazret-i Resul'den sonra yine kadına bakışın eskiye dönmeye başladığı da görülüyor.

İslâm toplumlarındaki uygulamaların her zaman yukarıda belirtilen esaslara uygun olarak şekillendiğini söylemek mümkün değildir. Hatta bazen kökleşmiş ataerkil aile anlayışı ve bu anlayış çerçevesinde kadın haklarını kısıtlayan telakki, âyet ve hadislerin yorumlanmasına dayandırılmak istenmiş, bazen da rivayet edilmiş sıhhati şüpheli hadislere yaygınlık kazandırılarak bu yorumlara uygun bir zemin oluşmuştur. 

Mesela, insana uğursuzluk getiren varlıklar arasında kadının da sayıldığı, “Üç şey uğursuzluk getirir: Ev, kadın ve at” hadisi 3 bunun örneklerinden birini teşkil eder. Bu hadis, her şeyden önce Hz. Peygamber’in İslâm’da uğursuzluğun olmadığını belirten beyanıyla çelişmektedir.4 Ayrıca Ebû Hüreyre’nin böyle bir hadisi naklettiğini duyan Hz. Âişe buna itiraz etmiş ve şöyle demiştir: “Ebû Hüreyre hadisin tamamını duymadı. Çünkü o Resûlullah şöyle derken içeri girmiştir: ‘Allah, yahudilerin canını alsın! Onlar uğursuzluğun evde, kadında ve atta olduğunu söylerler’. Ebû Hüreyre sözün sonunu duymuş”5 demektedir. Öte yandan bu hadisin bir yanlış anlamadan kaynaklanmış olması da mümkündür. Hz. Peygamber ev, at ve kadını uğursuz varlıklar olarak değil, erkeğin saadetinin veya bedbahtlığının sebebi olarak göstermiş olabilir.6

Ancak kadını uğursuz sayan anlayış, zaman zaman bazı toplumsal felâketlerin sorumluluğunun kadına yüklenmesine ve ona yönelik baskıcı bir tavır takınılmasına yol açmıştır. Nitekim Fâtımî Halifesi Hâkim-Biemrillâh 391 (1001) yılındaki kuraklık ve salgın hastalıkları, kadınların serbestçe evlerinden dışarı çıkmalarına bağlamış ve bunu yasaklamıştır. Benzer bir yasak, yine kıtlık ve salgın hastalıklar yüzünden Memlük Sultanı Barsbay tarafından da uygulanmıştır.7 

Bir başka örnek namaz kılanın önünden merkep, kara köpek ve kadının geçmesi durumunda namazın bozulacağını ifade eden hadistir.8 Hz. Âişe bu hadise şiddetle itiraz etmiş ve “Bazen Resûlullah namaz kılarken ben onunla kıblesi arasında yatmış olurdum, secde etmek istediğinde ayaklarıma dokunurdu, ben de onları çekerdim” demiştir.9

Hazret-i Resul'den 250 sene sonra toplanıp derlenen ve hadis rivayet edenlerden kaynaklı bazı sözlerde elbette ki böyle çelişkiler olabilecektir. Ama bizim kesinlikle ilahi kitaba bakmamız gerekir.

...

Sözü edilen geri gidiş bundan ibaret değildir. Bunların bazı örneklerine dinî ve içtimaî alanlarda rastlamak mümkündür. 

Mesela Hz. Peygamber döneminde kadınların Mescid-i Nebevî’de aktif bir dinî hayatından bahsedilebilir. Sahâbî kadınlar gerek günlük namazlara gerekse cuma ve bayram namazlarına katılırlardı. Resûl-i Ekrem’in bu iştiraki teşvik ettiği, hatta mazeretleri sebebiyle namaz kılamayacak durumda olanların bile bayram namazlarında cemaatin gerisinde durup tekbirlere katılmalarını istediği kaydedilmektedir.10

Resûlullah’ın zaman zaman erkekler bölümünü geçip kadınların yanına gittiği ve onlara ayrıca dinî bilgiler verdiği de olmuştur. Bu da kadınların cemaate iştirakinin az sayıda olmadığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. 

İşte İslam’ın getirdiği bu müsamahalı hüküm zaman içinde sanki eriyip gitmiş zikre değer bir hali kalmamıştır. Zaman içinde kadın daha çok uzlete ve ayırıma mahkûm edilmiş, haklarında kesin olarak kısıtlamaya gidilmiştir. 11

 

KADIN VE ERKEK MÜKAFAT VE SORUMLULUKTA EŞİTTİR

Kadının toplum içindeki konumu malumdur. İnsanlık iskeletini ve binasını inşa etmede kadın en esas ve temel taşlarındandır. Onun için denir ki, “Kadın sağ eliyle beşik sallarken sol eliyle de dünyayı sallar.”

Yani kadın insanlığın bir cüzüdür, erkekle birlikte bir bütünün parçalarıdır. Kadın eştir, anadır, bacıdır abladır yani erkek onsuz olamaz. 

Tarihe nazar edildiğinde erkekler kadar kadınların da sahnede olduğu görülür. Çünkü kadın da aynı erkekler gibi hayır veya şerrin icrasında amil ve faildir. Her zaman ve mekânda olayların seyrinde erkekle birlikte kadını da görürsünüz. Kuran-ı Kerîm'de çeşitli yerlerde buna işaret edildiği görülür. İçlerinde salihat ve müminat olduğu gibi, şerirleri ve münkirleri olduğu da görülür. İmanda ve salih amelde örnek olanları bulunduğu gibi, küfür ve inkârda başı çekenler de görülür. Yani kadınların erkeklerden mükâfatta ve sorumlulukta hiçbir farkları yoktur. Allah (cc) indinde kadın erkek ayrılmadan insanlar değerli ve üstündür:

“Andolsun biz, Âdemoğullarına çok ikram ettik; onları karada ve denizde (hayvanlar ve taşıtlar üzerinde) taşıdık. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsra, 70)

 

Kaynaklar:

1. Abdulmunim seyit Hasan, Evdaulmereti filkuranilkerim, Darulbeyan baskısı-Kahire.

2.. Bilindiği gibi hac da Safa ile Merve arasında sayetmek ilahi simgelerden kabul edilmiştir. Cenabı Hak bu simgeyi bir kadın vasıtasıyla, İsmail’in annesi Hz. İbrahim’in zevcesi Hacer'le ebedileştirmiştir.

3. Buhârî, “Cihâd”, 47; Müslim, “Selâm”, 115-120; Ebû Dâvûd, “tıb”, 24.

4. Buhârî, “Tıb”, 43; Müslim, “Selâm”, 110-114.

5. Tayâlisî, III, 124

6. Müsned, I, 168).

7. Huda Lutfi, s. 101).

8. Müslim, “Salât”, 50; Ebû Dâvûd, “Salât”, 109; Tirmizî, “Salât”, 136; Nesâî, “Ķıble”, 7)

9. Buhârî, “Salât”, 108; Müslim, “Salât”, 51; Ebû Dâvûd, “Salât”, 111; Nesâî, “Ķıble”, 10).

10. Buhârî, “Ideyn”, 15; Müslim, “Salâtü’l-îdeyn”, 1).

11. Manzur Fehmi, Ahvalilmer’eti filsilam, Meşurat yayınları- Almanya-1999.