Genelde kadınların başına gelen bir durum vardır. Köye gitmişsindir de evde de eşin kalmıştır ya hani!
Bir ay sonra eve döndüğünde o koridorda gördüğün ilk manzara ile şok geçirirsin. Eve döndüğün o an, evde savaş mı çıkmış yoksa at yarışları geçici olarak sizin evde mi oynatılmış anlayamazsın. Temizlemeye nereden başlayacağını bilemezsin. İlk hangi odaya gireceğine karar veremediğin gibi kendini çaresiz ve öfkeli hissedersin ya hani!
Tek tek odaları gezersin, gezerken de “diğerlerini anlarım da şu odayı nasıl bu hale getirebilmiş!” diye düşünüp donup kalırsın. Önce söylenirsin biraz, belki biraz da sesin yükselir ama sonunda mecbur kalıp kolları sıvarsın ya hani?
Hah!
Düzelmeye nereden başlayacağını bilmeme halini aynen dağınık ev örneğine benzetiyorum.
Kendi hayatının odacıklarına bakıyorsun, kendi ruhunun koridorlarında dolaşıyorsun ve temizlemeye nereden başlayacağını tam olarak bilemiyorsun, aynı gerçek evin gibi.
Tamamen aynı şey.
Odalardan biri manevi âlemini temsil ediyor mesela. Bir sürü fazla eşya var, birikmiş çamaşırlar gibi öfkeler biriktirmişsin. Tozlanmış duyguların var epeydir hiç kullanmadığın. Nefes almak için cam açmaya gidiyorsun ama cam da kirli. Yani bir şekilde üstünde tepinmişsin ruhunun.
Başka bir oda maddi âlemini temsil ediyor. Oradan yol geçmiş de arsanın ne kadarı sana kalmış belli değil gibi bir hal var orada da. Birikmiş hayaller, yarım kalmış projeler, gidilecek mekanlar, okunacak kitaplar alınacak ödüller…
“Arsayı geri mi alsam dava açıp, yoksa elimde kalana mı şükretsem ya?” falan derken de zaten ömür geçiyor işte.
Geçip gidince de yaşanmamış bir ömrün tortuları kalıyor miras olarak.
Buradaki dönüm noktası “ya hu madem bu evde yaşamaya devam etmek zorundayım o zaman kalkıp içime sinecek kadar en azından içinde yaşamaya devam edecek kadar temizleyim bari” duygu durumuna gelmektir aslında.
Kötü alışkanlıkları, sana zarar veren düşünceleri, belki bazı kişileri hayatımızdan çıkarıp ruh evimizi sadeleştirip öyle devam etmek zorundayız. Ben ruh evimizin bir şekilde böyle kirlenmesine sebep olan şeyin, geçmişten getirdiğimiz yaralarımız olduğunu düşünüyorum.
Sorunu bulmadan çare bulamazsın ya hani!
