İnsanlar ilk çağlardan beri yaşamlarında farkında olmasalar da kimya ile iç içe olmuşlardır. Çünkü insanlar maddenin hava veya suyla temas ettiğinde, ısıtıldığında veya soğutulduğunda, güneş ışığına maruz bırakıldığında, başka bir madde ile karıştırıldığında ortaya çıkan farklı biçimlerine şahit olmuşlardır.
Ayrıca maddelerin karıştırılmasıyla ortaya çıkan değişimleri (reaksiyonları) ve yeni maddeleri gözlemlemişlerdir. Bu değişimler, daha doğrusu elementler arasındaki elektron alışverişleri, geçmiş zamanlarda bilinmediğinden, insanlar tarafından kimya ile sihir arasında bir bağlantı kurulmuştur. Bu yüzden kimyadan önce günümüzde tam olarak bir bilim olarak kabul görmeyen simya, insanlar arasında oldukça revaç kazanmıştır. Hatta bu yüzden bazı insanlar simyada derinleşerek mümkün olmayacak dönüşümlerin peşine düşmüşlerdir.
Simya; kimya ile olan kelime benzerliği ile bir bilim dalı olarak düşünülme yanılgısını taşımaktadır. Hâlbuki simyacıların kullandıkları deneysel yöntemler kimya ile benzeşebilir ancak kimyadaki deneysel yaklaşım ve gözlem, simyada bulunmamaktadır. Başka bir bakış açısıyla astroloji ve astronomi arasında ne kadar bir bağlantı varsa; simyayla kimya arasında da öyle bir ilişki ve bağlantı bulunduğu söylenebilir.
Kısacası, geçmiş çağlarda insanlar fiziksel olaylara kendi hayallerinin ürettiği mistik anlamları yüklemişlerdir. Ancak bunlar temeli olmayan anlamlar olmuştur.
…
Geçmiş zamanlarda simya olarak nitelendirilen kimya bilimi bazen insanlara sihirli bir bilimmiş gibi görünmüştür. Sihirliymiş gibi görünmesinin nedeni günlük hayatta kimyasal tepkimeler ve olaylar neticesinde karşılaşılan birçok hayret verici hadisedir.
Mesela, nasıl oluyor da havai fişek fırlatıldığında ve patladığında farklı renkli ışıkların açığa çıktığı görülüyor? Sindirimde görev alan ve kuvvetli bir asit olan hidroklorik asit (HCl) nasıl oluyor da görev yaptığı mideye zarar vermeden çalışıyor? Sodyum metali ve klor gazı gibi farklı özelliklere sahip iki element nasıl oluyor da daha farklı özelliklere sahip sofra tuzuna (NaCl) dönüşebiliyor?
Kimyasal tepkimeler tüm bu soruların ortak cevabı olarak verilebilir. Kimyasal tepkime olayları sonucunda görülen değişimler ve etkiler, bu konuları merak edenler ve akıl yürütenler için çok şaşırtıcı ve hayret verici olabilir. Vücutta şekerin, proteinin ve yağın sindirilmesinden, çiçeğin açmasına kadar geçen tüm dönüşümler içinde kimyasal tepkimelerin de yer aldığı birtakım süreçlerle gerçekleştirilir.
Gerek yapraklarda olsun gerekse çiçeklerin bir tekstil malzemesi gibi dokunmasında ve harikulade bir tablo gibi boyanmasında fotosentez gibi kimyasal dönüşümler rol alır. Fotosentezle her yaprak sessiz çalışan görünmez bir kimya laboratuvarı gibi görev yapar. Örneğin bir şeker fabrikası düşünüldüğünde sadece pancardaki şekeri dışarı çıkarmak için çok sayıda sistemlerin ve düzeneklerin çalışması gereklidir. Hâlbuki herbir yaprak tüm canlıların besin ihtiyaçlarının karşılandığı küçük bir fabrika veya imalathane gibi milyonlarca yıldır görev yapmaktadır.
Yaprağın o basit görüntüsünün arkasında gizlenen harikulade üretim tezgâhlarının incelenmesinde ve çalışma mekanizmalarının ortaya koyulmasında kimya biliminin araştırma alanlarının önemi büyüktür.
…
Bilimleri sınıflandıranlar ortaya çıkan farklılıkları kendi bakış açılarından ele almışlardır. Mesela kimyacılar kimyayı santral bilim olarak görmüşler ve onu merkeze oturtmuşlardır. Ne var ki kimya ve diğer bilimler arasında bir sınır oluşturmak her zaman kolay olmamaktadır.
Astrofizikçiler, yıldızlarda ve diğer semadaki cisimlerde mevcut olan maddelerle; nükleer fizikçiler, atomların çekirdeklerini oluşturan taneciklerle; biyologlar canlı organizmaların yapısı ve işleyişiyle, jeologlar da yerkabuğunun yapısı ve içeriğiyle ilgilenirler.
Kimya bilimi ise maddenin yapısını, özelliklerini ve bileşimini inceler. Böylece kimya bilimi görünmeyen atom ve atom bileşiklerinin faaliyetlerini görünür kılmanın yol ve yöntemini sunar. Ayrıca kimya bilimi maddedeki değişikliklerin sebep sonuç ilişkisi içinde nasıl meydana geldiğini de ortaya koyar.
Tüm bu değişimlerin ve dönüşümlerin kaynağı olan reaksiyonlar (tepkime) ise kimya biliminde en sık kullanılan terimlerden biridir. Dolayısıyla reaksiyonlar kimyanın ana omurgasını oluşturan olaylar bütünüdür denilebilir. Çünkü kimya biliminde, sentez denilen yöntemler kullanılarak maddeler birleştirilip yeni maddeler üretilir. Analiz yöntemleriyle de karışımlar gibi maddeleri oluşturan unsurlar birbirlerinden ayrılır.
Kimya, matematik ve fizik gibi bilimlerle karşılaştırıldığında şöyle bir tablo görülür: Matematikte kavramsal öğeler üzerinde çalışılır ve mantıksal fikirler yürütülür. Fizik biliminde ise matematikteki kavramsal öğeler giderek somuta dönüşmeye başlar.
…
Aslında hayatın kendisi de bir bakıma kimyasal dönüşümlerden ibarettir. Kimyanın esası da bu dönüşümleri sonuçları ile bilmektir. Canlılardaki sayısız kimyasal dönüşümlerin binlercesi hücrelerde meydana gelir. Bir kap içinde ancak bir yemek yapabilirken o minicik, görünmeyen hücre adlı kapta binlerce farklı yemek beraber pişirilir. Hem de tüm bu işlerin hiçbiri birbirine karıştırılmadan yapılır.
Tüm bu olaylar; kimyasal kanunları koyan ve maddenin temel bileşeni olan atomu terbiye edip koyduğu kanunlar tahtında idare eden bir ilim, irade ve güçle mümkündür. Kimyasal olaylar sadece küçücük bir hücre içerisinde değil havada, toprakta ve görünmeyen birçok ortamda da vuku bulmaktadır. Dünya karasıyla, deniziyle, atmosferiyle bir bütün olarak devasa ve muazzam bir fabrika gibi işlemektedir. Bu fabrikanın enerji santrali ise, 150 milyon km’lik mesafeden ısısı ve ışığı uzayda nakledilen Güneştir.
