TR EN

Dil Seçin

Ara

Soylu Bir Öfke...

Soylu Bir Öfke...

Geçen gün İmam Gazali’nin İhya-u Ulûmi’d-Din adlı harika eserini okurken öfke bahsine geldim. Orada İmam, öfke ile ilgili öyle bir tespit yapmış ki beynimde şimşekler çaktı resmen. “Öfke bir kuvvettir. Ve gayretin kaynaklarından biridir. Öfkenin zayıflaması gayreti de zayıflatır.” diyordu İmam Gazali. Ve buna delil olarak da Fetih Suresinin 29. ayetini ve Tahrim Suresinin 9. ayetini gösteriyordu:

“O, Allah’ın elçisi Muhammed’dir. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler. Onları, Allah’ın lütuf ve rızâsına talip olarak hep rükûda ve secdede görürsün. Secdenin tesiriyle yüzlerine simaları oturmuştur; Tevrat’ta onlar için yapılan benzetme budur. İncil’deki misalleri ise bir ekindir: Çiftçileri sevindirmek üzere filiz verir, onu güçlendirir, kalınlaşır ve kendi sapları üzerinde durur. Onlar (müminler) yüzünden kâfirler öfkeden kahrolsunlar diye (böyle olmuştur). Onlar arasından iman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanlara Allah bir bağışlama ve büyük bir ödül vaad etmektedir.” (Fetih Suresi, 29)

“Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir ve bu ne kötü bir sondur!” (Tahrim Suresi, 9)

Ayetleri okuduktan sonra bir süre tefekkür etmek için kitaptan gözlerimi ayırıp düşünmeye başladım. Öfke, günümüz popüler kültüründe en büyük düşman olarak gösterilirken; İmam Gazali’nin referans verdiği ayetlerde belli bir kitleye karşı sağlam duruşun temel duygusu olarak karşımıza çıkıyordu. Yani münafık ve kâfirlere karşı sağlam durmak istiyorsak öfke duygusundan beslenmemiz gerekiyordu. İmam Gazali, öfkeyi bir duygu olarak ele almaktan ziyade bir kuvvet olarak ele almaktaydı kitapta. Aslında günümüz psikolojisi de duygulara kısmen de olsa kuvvet rolü yüklemekteydi. Hatta son dönemlerde psikoloji ekolleri düşünceden ziyade duyguların harekete geçirici özelliğine odaklanmaya çalışmaktadırlar. Bu açıdan bakıldığında modern psikoloji de duyguların kuvvet oluşunu kabul etmektedir diyebiliriz. 

İmam Gazali, harekete geçirici bir duygu olan öfke kuvvetinin zayıflamasının sonuçlarından birini de gayretin yani çabanın zayıflamasını sonuç verdiğini ifade ediyor. Öfke kuvvetinin zayıflaması, çabayı da zayıflatıyor demek. Oysa şu günümüz post-modern çağda öfke en büyük düşmanlardan biri olarak tanıtılıyor bize. Burada milyarlarca insanın ve milyonlarca akil insanın gözünden kaçan çok önemli bir ayrıntı var bana göre. Günümüzde bize telkin edilenlerin başında “her ne olursa olsun hoş görmek ve her ne yapılırsa yapılsın öfkelenmemek” bu telkinler çağdaş olmanın gereği olarak karşımıza dikilmekteydi. Gerek toplumsal gerekse de bireysel olarak bu iki kuralı sindirmiş ve benimsemiş milletler çağdaş sayılıyor. Mesela henüz 100. yılını dolduran Kurtuluş Mücadelemizin kökeninde Kur’an-ı Kerim’in işaret ettiği öfke kuvveti yatmaktadır. İstiklal Marşımızda öfke ve onurlu duruş duygusu baştan sona kadar kendini göstermektedir. “Korkma…” diyerek başlayan ve bünyesinde; 

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım;

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,

“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Dizelerini barındıran şiirin temelinde öfke ile gayrete gelmiş ve onurlu bir duruşla ete kemiğe bürünmüş bir istiklal mücadelesi var. Bir an öfkesizliği düstur edinmiş günümüz post-modern dünyasında yeni bir istiklal mücadelesi verilmesi gerekse ne olurdu diye düşünmeden edemedim… 

Belki de şu an o istiklal mücadelesini veriyoruz. Belki tankla tüfekle değil ama internet, medya ve sosyal medyayla bu savaşın zaten içindeyiz ve gözlemlediğimiz sosyal çürüme bu savaşta hiç de iyi durumda olmadığımızın göstergelerinden. Nitekim topyekûn bir öfke karşıtlığı, toplumu ve bireyi inanılmaz bir genişlik ve inanılmaz bir tembellikle sosyal çürümenin eşiğine getirdi. Zira artık rahatsız olmadığımız için öfkelenmiyoruz; öfkelenmediğimiz için gayrete gelip çabalamıyoruz; çabalamadığımız için de bu normalleşip bizi artık rahatsız etmiyor... 

Mesela artık seküler-dindar fark etmeksizin insanlar evlerini, yatak odalarını, eşlerini, evlatlarını, servetlerini, yediklerini, arabalarını paylaşırken hiç öfkelenmiyorlar. Öfkelenenlere de “sana ne!” diyorlar. Hanımını paylaşan erkek artık bundan rahatsız olmuyor; zira ne kadar kısa yoldan para gelirse erkek o kadar evde, kafede, tatil köyünde tembellik yapacaktır. Öfkesizlik, mahrem olanın korunmasını bitirirken özellikle erkeği de tembelleştirdi.

Artık eğlence niyetine alaya alınmayan şey kalmadı mesela. Zamanında insanların onur ve şeref meselesi yaptığı namus, din, vatan, ahlak gibi değerler takipçi uğruna ayaklar altına alınabiliyor. İtirazlara da “eğleniyoruz ne var bunda!” diye karşılık veriliyor.

Öfkesizlik davasızlığı da getirdi. Zira tembelleşen insan dava güdemez ki. Mesela Filistin Davasına toplumsal tepkimiz çok büyükken bireysel olarak içtiği kahve markasını bile değiştirmeye tenezzül etmeyen davasız, konformist ve öfkesiz büyük bir kitle var. Bunun sonucu yine öfkesizlik ve gayretsizlik arasındaki döngü. Merhum Kudüs Şairi Nuri Pakdil’in dizelerinde işaret ettiği nokta ile İmam Gazali’nin İhya’sında işaret ettiği noktalar aynı yere çıkıyor aslında. Pakdil, “İhtiyacımız olan soylu bir öfkedir.” derken “soylu öfke”den kastettiği mana meğer Fetih ve Tahrim Surelerinde bize onurlu bir duruş emriyle Rabbimiz tarafından bildirilen ‘duruş’ imiş.

Kafamda acı ama bir o kadar ufuk açıcı mülahazalarla gözlerimi tekrar kitaba çevirip okumaya devam ettim. Evet, bulunduğumuz dönem kendini sosyal çürüme akıntısına kaptırmak istemeyenler için çok ağır ve acı bir hayat sunmakta. Ama madem Rabbimiz bizi bu zamanda dünyaya gönderdi ve iman ediyoruz ki O’nun hiçbir işi hikmetsiz değildir; o halde bize bir görev yüklenmiş durumdadır ve illa ki yapabileceğimiz bir şeyler vardır. Bu “şeyler” bireysel manada “ben” ile başlayıp benin hemen yanındaki eş, evlat ile devam eder. Mesela özel hayatımı sosyal medyada paylaşmazsam, evlatlarıma “İsrail mallarını almıyoruz” demeyi öğretmişsem; ailece “kahrolsun siyonizm” diyebiliyorsak öfkenin onurlu duruşa dönüşümüne başlamışız diyebiliriz.

Uzun lafın kısası, Allah herkese mutedil bir öfke, güçlü bir gayret ve onurlu bir duruş nasip etsin... Yani soylu bir öfke nasip etsin... İmam Gazali’ye ve Mütefekkir Nuri Pakdil’e rahmet ve minnetle…