Uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla geçtiğimiz hafta şehir merkezinde karşılaştım. Geçen zamanın hasreti ayakta sohbetle giderilemezdi. Tarihi caminin avlusuna sırtını dayamış bir çay ocağının küçük tahta taburelerinde çay içerken geçmişi, bugünü, hayatımızı, dertlerimizi konuştuk. Çınar ağacının gölgesi, esen rüzgâr sohbetimizi daha da keyifli hale getiriyordu.
Üst üste içtiğimiz çaylarla doğrusu zaman nasıl geçti anlayamamıştık. Ancak arkadaşımın uykusu olduğu ve baygın bakan gözlerinin kırmızılığı dikkatimden kaçmamıştı. Oturduğumuz süre içerisinde zulüm ve soykırımdan o kadar çok konuştuk ki, gördüğüm o hali bir türlü kendisine soramadım. Öyle ya Siyonizm’in masum Gazzeli kardeşlerimize yaptıkları ve sessiz kalan dünya, kendimizi konuşmaktan çok daha önce geliyordu. İçilen birkaç çayın ardından daha fazla dayanamadım ve merakla gözlerindeki kırmızılığı ve uyku halinin sebebini sordum. Meğer o mahmur halinin ne de haklı sebebi varmış…
“Allah gündüzümüzü çok güzel programlamış. Gecemizi de dinlenmemiz için bize bahşetmiş. Gece yapılan ibadetlerin gizliliğinden dolayı mükâfatının çok olacağını da bildirmiş. Dostum ben bugünlerde annemin rahatsızlığı nedeniyle geceyi ve gündüzü aynı anda yaşıyorum. Annem bir süredir Alzheimer hastası. Evde onunla beraber yaşamak bazı alışkanlıklarımızı ve hayat konforumuzu bize terk ettiriyor. Annem artık zaman bilincini tamamen kaybetti. Gecenin ikisinde birden bire yanıma geliyor: “Öğlen ezanı okundu namazı kılmadık, hadi kalk oğlum namaz kılalım.” diyor. Ben de ona ses çıkarmıyorum ve gecenin ikisinde öğlen namazı kılıyoruz. Selam veriyoruz onu yatağına yatırıyorum. Kendi odama geçiyorum uykuya dalıyoruz ki, annem kısa bir süre sonra tekrar geliyor: “İftar vakti uyunmaz kalk bir şeyler hazırlayalım.” diyor mutfağa geçiyoruz. Gecenin üçünde mutfakta iftar ediyoruz. Sabah ezanları okunurken bu sefer de vaktin icabeti olarak, “Kalk bakalım ezan okunuyor namazımızı kılalım.” diyor. Yine kalkıyorum bu sefer vaktinde güzel bir sabah namazı kılıyorum. Dolayısıyla gündüzümü programlayan Rabbim artık başımın tacı annemin hastalığıyla gecemi de programlamış oldu. Öyle güzel programladı ki, artık 24 saatin hem gecesini hem gündüzünü ihya ediyorum.Rabbime hamdolsun, rabbim annemi de başımdan eksik etmesin. İşte gözümün kırmızılığı ve sersem halimin sebebi budur.” dedi.
İnsan her şarta alışıyor. Bazen geç yatıyoruz, erken kalkmakta zorlanıyor ve hatta hayıflanıyoruz. Dostuma Mevla, annesine hizmet etme fırsatının yanında şükretmeyi de nasip ediyor. Annesinin hastalığını fırsat bilmesi ve Allah’a şükretmesi gençlere ne güzel bir örnek olmuş.
Büyüklerimiz, hastalıkları, musibetleri ilahi armağanlar olarak görürlermiş. Çünkü onların vesilesiyle insan nimetlerin değerini ve ömrünün bittiğini, hak ve adalete dikkat etmeyi, ahirete daha çok hazırlanmak gerektiğini idrak ediyor. Aslında annesinin hastalığı da arkadaşıma bir hediye olmuş. Bu vesileyle Rabbimiz onu sık sık huzuruna kabul etmiş…
