Ne Yemeli, Ne Kadar Yemeli?
Sünnet-i Seniyyeye İttibanın Beden ve Ruh Sağlığımız Üzerindeki Etkileri
Ara
Sünnet-i Seniyyeye İttibanın Beden ve Ruh Sağlığımız Üzerindeki Etkileri
Hadisler ışığında yürüyerek, yolumuzun ve hayatımızın aydınlanmasına vesile olması niyazıyla başladığımız yazı dizisine, bu ay da kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Evet, şüphesiz ki nebevi öğretiler, hayatımızın can damarını teşkil eder. Zira, dünya hayatımızın selametle sürmesi, beden ve ruh sağlığımızın devam etmesi için gerekli bütün kaideler, en güzel örnek olarak tavsif edilen Resul-i Zişan’ın hayatında sergilenmiştir ve dolayısıyla O (sav) insanlık için yegâne rehberdir. Üstelik yalnızca ubudiyeti ile değil, beşeriyeti ile de son derece önemli rol model olarak karşımızda durmaktadır. Haliyle onun gibi yaşamak, hayatın kemal bulması, ömür seferinin emniyetle yol alması demektir. Onun gibi yaşamak, insaniyetin arşına çıkmak, her cihette inkişafa durmak demektir. Onun gibi yaşamanın belki de en önemli yol ayrımlarından birinde helal ve temiz beslenme bulunmaktadır. Zira yediklerinden müteşekkil bir bedenin sıhhati, elbette ki ruh ve maneviyatının sıhhatine de müsbet manada tesir edecektir.
GIDA ALIMINDA PEYGAMBERÎ ÖLÇÜ
Mikdam İbnu Ma’dikerib (ra) anlatıyor;
“Rasulûllah (asm) buyurdular ki; Âdemoğlu, mideden daha şerli bir kap doldurmaz. Âdemoğluna belini doğrultacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak (nefsinin galebesiyle) illa da (mideyi doldurma işini) yapacaksa bari onu üçe ayırsın: üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine (tahsis etsin, üçte birden fazlasına yemek koymasın.)”1
Peygamber Efendimiz’in (sav) az yemek hususunda yaptığı bu manidar hadis-i şerifin yanı sıra, yaşanan tarihi bir hadise de dikkate şayandır.
“Bilindiği gibi Hazret-i Peygamber (sav) Medine’ye gelir gelmez ilk yaptığı iş İslam’a davet maksadıyla çevre krallıklara ve kabile reislerine mektup göndermek olmuştu. Kendisine davette bulunduklarından biri de Mısır Meliki Mukavkıs idi. Mukavkıs, Hazret-i Peygamber’in (sav) elçilerini çok iyi karşılamış onları dinledikten sonra Hazret-i Muhammed’in (sav) beklenen Peygamber olduğunu anlamış, fakat onu tasdik edip dinine girme konusunu zamana bırakmıştır. Öte yandan nübüvvetini tasdik etmek babından da Peygamber’e (sav) iki cariye ve bir de Peygamber’in (sav) arkadaşlarından hasta olanları tedavi etmesi için kendi özel doktorunu Medine’ye göndermişti. Bir buçuk sene Medine’de kalan doktorun bir gün Hazret-i Peygamber’in (sav) huzuruna çıkıp şöyle dediği rivayet edilir:
“Yâ Muhammed, ben bir buçuk yıldır buradayım. Efendim beni hastalarınızı tedavi etmem için size gönderdi. Ama bugüne kadar hiç kimse ben hastayım diye bana gelmedi. Doğrusu ben de aranızda hasta göremiyorum. Eğer müsaade ederseniz memleketime döneyim, çünkü orada ben önemli bir insanım ve çok hastalarım var. Peygamberimiz (sav) doktora; “Sen bizim misafirimizsin.” dedikten sonra sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada istediğin kadar kalabilirsin, varlığın bize ağır gelmez. Hasta olmaya gelince, evet ben ve arkadaşlarım hasta olmayız. Doktor hayretle Resulullah’ın yüzüne bakar, nasıl yani der gibi. Peygamber Efendimiz onun merakını gidermek için açıklamada bulunur: “Çünkü biz asla acıkmadan yemek yemeyiz. Yemek yediğimizde de sofradan doymadan kalkarız ve senede bir hacamat yaptırırız.”2
Peygamber Efendimiz’in (sav) hadislerinde açıkça belirtildiği üzere; insanın hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan gıda aslında birkaç lokmadır. Yani yemek için değil, yaşamak için yenmelidir. Resulullah; “Eğer nefsi galip gelirse; üçte birini yemeğe ayırsın.” buyurarak azami sınırı da bildirmiştir. Bundan fazlası vücut için fayda değil zarardır.
Doktor Aidin Salih de sünnete uygun olarak beslenme programı verdiği ve şifa bulmuş olan hastalarının iyileşme sırrını az yemek olarak açıklıyor ve ihtiyaçtan fazlasını vücuda almanın nelere yol açtığını şöyle ifade ediyor: “Günde 250-500 gr’dan fazla yemek birikinti oluşturur. Sürekli sindirimi denetlemek, metabolik atıkları uzaklaştırmak, atılamayanları depolamak ve görevli organları yönlendirmek, bağışıklık sistemini çok meşgul ettiği için hastalıklara karşı direnç gösteremez.”3
Mideyi kapasitesinden fazla doldurmakla bedenimize ne gibi zararlar verdiğimizi de şöyle özetliyor: “Sağlıklı bir insanda mide 200-250 gr yemeğin birinci hazmını—besine ve hazım gücüne göre değişmekle beraber—3-4 saat içinde kolayca gerçekleştirebilir. Bu sırada kalp de zorlanmadan rahatça çalışır. 2 katı yemek yendiğinde ise sindirim ve fazlalıkların kısmen depolanması, kısmen dışarı atılması için kalbin 4-6 kat daha fazla çalışması gerekir. Bu işlem sadece kalbi değil, sindirim depolama ve boşaltımla ilgili organları da yıpratır.”4
Fazla yemenin alışkanlık halini alması durumunda işin daha da kötü boyutlara ulaştığını söyler ve der ki: “Atıkların giderek daha az atılmasıyla depolar oluşmaya başlar. Depolar dolduktan sonra atıklar kanla birlikte dolaşır, kan ağırlaşır, dolaşım yavaşlar, taşıdığı atıkları dokularda bırakır ve çöplükler oluşur. Kanın iyice ağırlaşması da birçok hastalığı beraberinde getirir, karaciğer artık vazifesini yapamaz ve sonuç olarak hücre ve organlar hastalanmaya başlar.”5
Netice; hakikati unutarak benimsediğimiz yaşam tarzının, ansızın vahim sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Zira bozulmuş bir bağırsak mikroflorası, toksik atıklar ve asitle dolu bir kan, zarar görmüş organlar ile sağlıklı bir beden ve ruh dünyasına sahip olmak, doğru düşünmek ve yaşamak da elbette ki çok zorlaşacak ve en önemlisi bu bir müminin manevi yaşantısına da yansıyacaktır. Ahireti kazanmak için gönderildiğimiz bu dünya imtihanında muvaffakiyet, huzur, mutluluk, sıhhat ve ibadet ancak ve ancak âlemlere rahmet olarak gönderilmiş En Sevgiliye tâbi kalmak ile mümkün olacaktır.
Kaynakça:
1. Prof. Dr. İbrahim Canan Kütüb-ü Sitte, 10. cilt sy 429 Yeme adabı, Akçağ Yayınları.
2. Mehmet Ali Bulut, Can Boğazdan Çıkar, sy 50.
3. Aidin Salih, Gerçek Tıp, sy 154.
4. Aidin Salih, Gerçek Tıp, sy 15.
5. Aidin Salih, Gerçek Tıp, sy 42.
Çeşit çeşit besinlere yükleniyoruz, fındık tüketiyoruz ve somon yiyoruz, fakat bu besinlerle…
Çocuğun biri, evde örgü şişi ile oynarken, annesi görmüş ve elinden almak…
Küçükbir çocuk, annesinin örgü şişi ile oynarken, annesi görmüş ve elinden almak…
Penceremin müsaade ettiği kadar bir akasya ağacını seyrediyorum oturduğum yerden. Baştan ayağa…
Arapça gramer kaidelerine göre ‘Musa’ ismindeki ‘u’ ve ‘a’ sesi uzatılarak okunur.…
Muhtemelen siz de aynı düşüncedesiniz. Mesela bugün Cuma ve bir önceki Cuma…