Fransa’da bir şeyler oluyor. Hem de hayırlı bir şeyler oluyor. İslâm gönüllerde yer etmeye, zihinleri ise meşgul etmeye başlıyor.
Bu yıl Haziran ayında gördüklerim ile bundan 30 sene önce Paris’te gördüklerimi birbiriyle kıyaslayınca şaşırdım kaldım. Paris’e ilk gittiğim 1972 yılında kitabevlerinde İslâm hakkında ya hiç kitap yoktu, ya da topu topu birkaç tane bulunabiliyordu. İslâmî bir yayınevinin, bir Müslüman tarafından yürütülen bir kitabevinin esamisi dahi okunmuyordu.
Bugün ise Paris’teki büyük veya küçük hemen her kitapçıda İslâm’dan bahseden pek çok kitaba rastlıyorsunuz. İslâm eserleri basan yayınevleri var. İslâmî kitabevleri ise gitgide çoğalıyor.
Tabi bunlar sadece Paris’le sınırlı müşahedeler. Marsilya başta olmak üzere birçok Fransa şehrinde de aynı durum söz konusu. İslâm hakkında yazılmış kitapların nerede basıldıklarına baktığınızda bunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. O şehirlede hem İslâmî yayınevlerinin, hem de kitabevlerinin bulunduğunu gözlüyorsunuz.
Dahası da var. Müslümanlar tarafından inşa edilen cami ve mescidlerin dernekleri de kitaplar yayınlıyorlar. Gerçi kimileri broşür şeklinde veya küçük kitapçıklar halinde... Fakat bunlar bile İslâmî konularda bilgilendirme gereği duyduklarının veya halktan bu yönde istekler geldiğinin apaçık işaretleri...
Öte yandan, İslâm konusundaki kitapların ve konularının kalitesi de giderek artıyor. Geniş kesimlere seslenen kitapların yanında güçlü aydın tabakaya hitap eden oldukça ağır ve ciddi eserler de kitapçıların vitrinlerini süslüyor. İslâmî kitabevi olmakla hiç alâkası olmayan bir kitapçı vitrininde Batılı bir sanatçı tarafından kaleme alınmış “İslâm Sanatı” ana başlıklı ve “Belkıs’ın Tahtı” alt başlıklı eseri görünce hayret ettim. Kitabı inceleyince, Kur’ân’daki Neml suresinde geçen “Onun tahtını değiştirin, bakalım tanıyabilecek mi?” âyeti üzerinde durulduğunu ve o dönemdeki sanatın özelliklerinin irdelendiğini gördüm.
Fransa’nın en güçlü sosyologları İslâm konusunda, ülkedeki Müslümanlar üzerinde ciddî araştırmalar yapıyor ve yayınlıyorlar. Bu incelemelerin sayıları düzineleri aşıyor. İslâm’ı hor gören Haçlı kafası, yerini İslâm’ı ciddiyetle inceleyen ilim kafasına bırakıyor.
Evlerinde on gün misafir kaldığım Fransız ailesinin kitaplığında İslâm’la ilgili 20’yi aşkın kitap vardı. Bir akşam yemeğe gelen koyu Katolik bir karı koca da kendilerinin elinde iki ayrı Kur’ân meali bulunduğunu söyledi. Bu aile ile akşamın yedi buçuğundan gecenin tam ikisine kadar İslâm, İslâm’ın emir ve yasakları konusunda tartıştık.
Bundan yirmi veya otuz sene önce mesleği şarkiyatçılık olmayan bir Fransız, İslâm konusunda hiç tartışmaya girmez, girmeyi de gereksiz görürdü. İslâm’ı, tıpkı Budizm, Hinduizm gibi bir Şark dini, geri kalmış ülkelerin tuhaf bir inancı olarak telâkki eder, bu hususta bilgilenmeyi lüzumsuz addederdi.
Şimdi ise gecenin ikisine kadar merakla ve heyecanla tartışabiliyor. Efendice dinliyor, aklının almadığı hususları açıkça dile getiriyor.
Paris’te bir camide görev yapan Faslı bir imam anlattı:
“Cuma hutbesini hazırlıyordum. Kızım okuldan döndü. Eve girer girmez annesine heyecanla ‘Kur’ân’ın Allah kelâmı olduğu nereden belli? Bunun delili var mı? Hz. Muhammed’in kendi sözü olamaz mı? Bana delil gösterebilir misin?’ diye sordu. Kızım henüz dokuz yaşında. Sorusu hoşuma gitti. Fakat ben hiç karışmadım. Annesi, ‘Yavrum bunun delili Kur’ân’ın kendisidir. Eğer sen delil istiyorsan, Kur’ân’ı dikkatle okumalısın. Kur’ân’ı okudukça onun insan kelâmı değil, Allah kelâmı olduğunu kendin anlarsın.’ cevabını verdi.”
İmam arkadaş bunu gençlerin ve hatta çocukların İslâm’a nasıl ilgi duyduklarını belirtmek için özellikle anlattı. Yeni Müslüman olmuş Fransızların Cuma günleri kendisinin hutbesini dinlemek için elli-altmış kilometre mesafelerden geldiklerine dikkat çekti. Bu arada pek çok genç Fransızın Müslüman olduğunu, fakat çevreden, özellikle anne babalarından çekindikleri için ihtida ettiklerini dışa vurmadıklarını kaydetti. Fransa’daki sayıları bin iki yüzü bulan caminin her birinde en az üç-dört mühtedinin namaz kıldığını ifade etti.
Evet, günümüzün Fransa’sında dokuz yaşındaki çocuklar okulda İslâm’ı konuşuyor, İslâm’ı tartışıyorlar. Gençler giderek İslâm’a ilgi duyuyorlar. En seçkin sosyologlar, antropologlar, sanatçılar İslâm konusunda eserler kaleme alıyorlar.
Fransa’da olup bitenler büyük ihtimalle diğer Avrupa ülkelerinde de oluyor. Oralarda da İslâm giderek daha bir gündeme geliyor. Pek çok insan İslâm’a gitgide artan bir sempatiyle yaklaşıyor.
Hâsılı, Fransa’da bir şeyler oluyor. Hem de hayırlı bir şeyler oluyor. Batı kaynıyor, içten içe kaynıyor. İslâm gönüllerde yer etmeye, zihinleri ise meşgul etmeye başlıyor. Hem de her geçen gün daha da fazla...
