Çok sıcak bir gündü. Garajdan arabamı çıkaracaktım. Baktım sıcaktan bitkin düşmüş bir güvercin bana bakıyor, adeta yalvarıyor “su, su, su” diye. Hemen bahçenin çeşmesini sonuna kadar açtım, su biriksin ve güvercin de korkmadan içsin diye… Nitekim öyle oldu, güvercin su birikintisine indi ve doya doya su içmeye başladı…
Elhamdulillah, bir güzelliğe vesile olmak ne hoş bir duygu idi…
İşi mükemmel kılmak adına bir kap bulup su doldurmak istedim. Tâ ki ben gittikten sonra bu güvercin ve diğer hayvancıklar su içsin dedim… Plastik kap bulup doldurdum ve gölgeliğe koydum. Tam o sırada su içen güvercinin telaşlı çırpınışlarını duydum ve o tarafa baktığımda bir kedinin onu kapıp götürdüğünü gördüm. Allah, Allah, Allah…
Meğer kedi gölgelikte sinip pusu kurmuş. Güvercin ise su içmekle meşgul olduğu için “güvercin tedbirini” göz ardı etmişti… Bu tedbirsizlik sonucu kediye av olmuştu.
Ben hızla cereyan eden bu olayı hayretle ve şaşkınlıkla izledim. Benim niyetim halisti, susuz kalan güvercine su vermekti. Güvercinin su duası vardı, kedinin ise yemek duası varmış. Rabbim tüm duaları kabul etmişti…
Aynı zamanda anladım ki, o güvercinin—sonsuz yaşamayacağına göre—sayılı nefesleri tükenmiş ve hayatı bitmişti. Ömrü biten bu güvercin çöp olmak yerine, kediye gıda olarak hayata bir fayda daha sağlayacaktı. Çünkü her şey kader ile takdir edilmişti. Ben de bu takdire şahit olmuştum. Ve ayrıca bu yaşadığım, bir ucu hikmeti anlamaya, diğer ucu isyana giden bir sınanma idi; acaba hangi yolu tutacaktım!? “Fesuphanallah” dedim, “Yâ Rab; kuş da senin, kedi de senin. Her yarattığının rızkını da ömrünü de takdir eden sensin.”
İşte dünyada hep bu türden olayları ve sınanmaları hem etrafımızda hem de bizzat kendi hayatımızda yaşıyoruz. “Sizin hayır bildiklerinizde şer; şer bildiklerinizde hayır vardır. Allah bilir siz bilemezsiniz.” (Bakara Suresi, 216) buyuruyor Rabbimiz… Zaten her şeydeki hayır ve hikmetleri görüp anlasak, hayatımız hayat olacak, tefekkürümüz imanımızı parlatacak.
Peki gerçekten hayatımız hayat olsun, hayatımız bayram olsun istiyor muyuz? Hem dünyada hem de ahirette mesut ve bahtiyar olmak istiyor muyuz? İşte bunun formülü Bediüzzaman’ın ifade ettiği bu cümlede: “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni (her iki dünya saadetini) iktiza eder.”
