TR EN

Dil Seçin

Ara

Ya Dünya Büyük Bir Düşkırıklığı İse.. / Gölgeler

Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir.” (İsra Suresi, 7)

Hayır, hayır! Kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah’a tertemiz döndürür ve teslim ederse, işte onun Rabbi katında ecri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olacak değiller.” (Bakara Suresi, 112)

Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet ama dünyadan da nasibini unutma! Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama.” (Kasas Suresi, 77)

 

Sinema istenildiği zaman muazzam bir nasihat aracı, inanılmaz bir mesel denizi oluyor.. Doğru ellerde, aklı başında mesajlar içerdiği zaman romandan, hikâyeden, kıssadan, masaldan ve hatta kutsal nasihatlerden bile etkili olup, bazen modern ötesi bir vaaz, bir nasihat, bir ders hükmüne geçebiliyor.. Bazı filmleri izledikçe Said Nursi’nin risalelerinde neden sık sık temsillere başvurduğunu daha iyi idrak edebiliyorum. Hatta meselenin daha özüne indiğimizde Kur’an’da tasvir edilen sahnelerin ne kadar sinematografik olduğunu ve belki de, kıyamet yaklaşıp, teknoloji, bilim ve sanat geliştikçe bu tasvirlerin çok daha önem kazanacağı ve daha etkili olacağını söyleyebiliriz.

Özellikle batı dünyasına yapılan çevirilerde, İslâmî metinler, ayetler ya da hadislere baktığımız zaman bu şok edici etkiyi rahatlıkla görebiliriz. Amerika’da sonradan Müslüman olmuş birisinden, Kâria suresinde anlatılan sahnelerin bir çok gece rüyasına girdiğini dinlemiştim..

İşte bir bayan yönetmen olan Mimi Leder’in ‘Pay it Forward - İyilik yap iyilik bul’ filmini izlerken sanki bir kıssa dinliyormuşum, bir nasihat ortamındaymışım gibi hissettim kendimi.. Sine istendiği ve madden-manen işin ehillerinin eline geçtiği zaman insan ile sinema perdesi arasında belki de bir şeyh-tilmiz ilişkisi olacak, bilemiyorum..

Pay it Forvvard çok basit bir anlamda masumca bir iyilik yapmaktan yola çıkıp, bir çok yönden acımasız ve kötü görünen dünyayı nasıl cennete çevirebileceğimizi anlatıyor bize.. Filmin senaristi—aynı zamanda kaynaklık eden romanın yazarı—Catherine Hyde, her ne kadar sonunda bizi gözyaşlarına boğan bir trajediye dönüştürüyorsa da, yine de bir sinema filminin, istenirse insan yaşamına ne kadar büyük etki yapacağını ispatlıyor adeta..

Film, problemli bir çocukluk dönemi geçirip, vücudunun yarısı öz babası tarafından yanık izleri içersinde bırakılan hayat bilgisi öğretmeninin (Kevin Spacey), ilkokul 7. sınıf öğrencilerine verdiği bir ödev ile başlıyor.. Konu şudur: “herkes ertesi gün dünyayı değiştirecek bir proje ile gelsin.” Trevor (H. Joel Osment) isimli öğrenci kendince bir proje ile gelir: Herkes birine iyilik yapacak, ve kendisine iyilik yapılan kişi de en az üç kişiye iyilik yapacak. Böylece her iyilik üç ile çarpılarak çoğalacak. Bu fantastik düşünce 4 ay içerisinde iyiliğe hiç ihtiyacı olmayacakmış gibi görünen Amerika’nın en zengin insanlarından birine bile ulaşır.

Bütün Amerika’yı etkileyen bu iyilik zinciri, bir merhamet dalgasına bürününce medya işin peşine düşer ve bu fikrin sahibini aramaya başlar. İlkokul öğrencisi minik kahraman bulunduktan kısa süre sonra ise, tarihteki her kahramanın akibeti küçük Trevor’u beklemektedir…

İyilik de, kötülük de bulaşıcı bir haslet. Ülkemizde kısa süre önce yaşanan Titan Saadet Zinciri’ni hatırlayın lütfen. Çok basit bir mantıkla, eşin dostun cebinden para çekme esasına dayalı bu zincirin olumlu ve karşılık beklenmeden yapılması durumunda, dünyayı kurtulacak iksirin elde edileceği kesin. Mantık çok basit aslında, birine iyilik yaptığınızda, karşılığında size değil, bir başkasına iyilik yapılmasını istiyorsunuz. İşte zaten bu fedakârlık dünyanın ihtiyacı olan şey.

Bugün ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal bulantının temeline bakarsak, şahsi menfaatlerin ve çıkarların her şeyin üstünde tutulma anlayışının toplumun genel ahlâk yapısına sinmesinden kaynaklandığını görürüz.. “Ben siftahımı yaptım, biraz da yan dükkandan alış-veriş yapın, o komşum da kazansın.” mantığından, “herkes benim rakibimdir, dolayısıyla benim varolmam için onlar yok olmalı” mantığına gelmenin acı reçetesini ödüyoruz… Dünyanın genel seyrine bakıldığında tekamülleşme yerine, dejenere olup, medeniyet olarak gerilediğimizin apaçık bir delili insanlığın bugün yaşadığı sıkıntılar… “İyilik yap, iyilik bul” filmi, insanların birbirine kötülük zinciri değil, merhamet damarlarıyla bağlanması gerektiğini vurguluyor. Necip Fazıl’ın muhteşem oyunu Reis Bey’in finalinde söylediği gibi, “dünyanın kurtuluşu, ev ev merhamet şebekesi döşemektedir…” Yoksa titanlar gibi, ileri değil tâ mitolojik çağlara dönüştür gidişimiz.

Keşke filmdeki öğretmen, dünyayı değiştirmek mümkün derken, parmağıyla kafasını değil de yüreğini gösterseydi!