28 Yazı İsmail Çolak
Tarihçi, Araştırmacı

Yazar Profili »

Gizlenen Yönleriyle Sultan II. Abdülhamit Han

Haziran 2017, 486 267 Görüntülenme Eklenme Tarih: 15 Mayıs 2019 13:12 İsmail Çolak

 

 

Sultan II. Abdülhamid, çağını aşan icraatları, eserleri, projeleri ve politikaları ile hâlâ ilgi odağı olmaya devam ediyor. Abdülhamid Han tanındıkça kendisine hayran bırakıyor. Bu iki yazı ile, Sultan Abdülhamid’in anlaşılmasına ve bilinmeyen yönlerinin keşfedilmesine bir katkıda bulunmak istedik…

 

İslamî Adapla Terbiyeye Verdiği Önem

Tahsin Bey tarafından padişah adına hazırlanan 9 Temmuz 1901 tarihli iradede, çocuklar ve gençlerin İslamî adap ve terbiye ile yetiştirilmesi gerektiğine dair şu uyarı ve tavsiyelere yer verilmişti:

“Haber alındığına göre Avrupalı ve yerlilerden gayet ahlaksız ve uygunsuz birtakım Hıristiyan kadınları mürebbiye namıyla ve sütana sıfatıyla vs. bir suretle İslam hanelerine alınmakta ve Müslüman çocuklar, bu sefih kişilerin terbiyesine bırakılmaktadır. Bu çocuklar bilahare, ekseriya Hıristiyan mekteplerine verilerek, bu suretle din ve mezheplerinin adabını ve gereklerini öğrenmekten mahrum bırakılmaktadır. Ayrıca Müslüman kız çocukları araba içlerinde ve bu tür mürebbiyeler elinde şurada burada hatta Hıristiyan mahalleleri aralarında İslamiyet’in mukaddesatına ve mahremiyetine aykırı şekil ve kıyafette açık saçık gezmektedirler.

Bu tür bir terbiye usulü ve taklitçi hayat tarzı kendini bilen Hıristiyanlarca bile alay mevzuu olmaktadır... Sözü edilen haller İslamiyet’in adap ve esaslarına tamamıyla aykırı, gayrimeşru bir sefaletperestlik ve başıbozukluktan başka bir şey değildir. Zat-ı şahanelerinin bu gibi hallere asla cevaz vermeyeceği cihetle, kanun ve terbiye usulü çerçevesinde hükümetçe ve zabıtaca gerekli tedbirlere başvurularak, her halükârda diyanete, adaba ve terbiyeye aykırı bu çirkin hallere bir son verilmesi ve ona göre gerekli yerlere tebligat yapılması Padişah Efendimizin emir ve iradeleri gereğindedir.”

 

Belge: Sultan Abdülhamid’in gençlere şefkatini gösteren Osmanlı Arşivi’ndeki bir belge

 

***

Adalete Müdahale Etmezdi

II. Abdülhamid Han idareci, bürokrat ve devlet memurlarının tayini ve azlinde müdahil olmasına rağmen adlî sistemin işleyişine müdahil olmamış, bu hususta son derece hassas davranmıştı. Adliye nazırlarının/bakanlarının (Ahmed Cevdet Paşa 10 yıl, Abdurrahman Paşa 12 yıl) uzun yıllar vazifede kalmalarına izin vermiş; hâkimlerin tayinlerine müdahalede bulunmamıştı.

Adliye Nezareti’nden gelen hâkim tayinlerini tereddüt etmeden onaylamıştı. Bir defasında Adliye Nazırı Abdurrahman Paşa münhal bir hâkimliğe birkaç isim teklif etmiş ve bunlardan birisinin padişah tarafından seçilmesini talep etmişti. Padişah bunu reddetmiş; göreve kim daha münasipse onun tayin edilmesini emretmişti.

 

Resim: Sultan II. Abdülhamid’in Tuğrası

 

Sultan Abdülhamid’in adaletin temin ve tesisi noktasındaki duyarlılığı hakkında Başbakanlık Osmanlı Arşivinde kayıtlı 18 Şubat 1903 tarihli irade bir fikir vermekte ve misal teşkil etmektedir.

Belgede, Kırklareli’nde ikamet eden Hacı Panayot oğlu Yanoko’nun bir cinayet neticesinde öldüğü; cinayeti işleyenlerin bazı yerel yöneticiler tarafından himaye edildikleri Rumeli vilayetleri müfettişliği tarafından rapor edilmişti.

Yapılan incelemede, Kırklareli mahkemesi başkanının himayede rol oynadığı; zanlılarla gizli ticari ilişkilerde bulunduğu ortaya çıkarılmıştı. Mahkeme başkanının ticaretle uğraşmasının ve zanlılarla ticari münasebetinin adaletin tesisi açısından sakıncalı olacağı ifade edilmişti.

Netice olarak müfettişler, mahkemeye yeni hâkimler tayin edilmesi gerektiğini bildirmişlerdi. Mevzu bu şekliyle Abdülhamid Han’a intikal ettirildiğinde, padişah çok hiddetlenmiş; mahkeme başkanının ticaretle uğraşmasını çok çirkin bulduğunu; hâkimlerin ticaretle meşgul olmasının caiz olmadığını; gereğinin derhal yapılmasını emretmişti.

 

Belge: Sultan Abdülhamid’in adaletin tesisindeki duyarlılığını gösteren 18 Şubat 1903 tarihli irade

 

Resim: Sultan Abdülhamid Cuma Selamlığı’ndan gelirken

 

Muhalife Adaletle Muamele

İzmirli dava vekili, şair ve yazar Tevfik Nevzad (1865-1905), Sultan II. Abdülhamid’e muhalif kişilerden biriydi. 13 Mart 1884 tarihinde Halid Ziya (Uşaklıgil), Bıçakçızâde Hakkı ve İstanbul’daki Ubeydullah Efendi ile birlikte Nevruz dergisinin kuruluşunda rol oynamış ve yönetimine girmişti. 13 Kasım 1886 tarihinde ise, yine Halid Ziya ile birlikte İzmir’de Hizmet gazetesini neşretmişti.

1887 yılı sonuna doğru Avrupa’ya kaçmış ve Hizmet gazetesini bir süreliğine de olsa Cenevre’de çıkarma imkânı bulmuştu. Burada Sultan Abdülhamid’i tenkit eden ağır yazılar ve şiirler yayımlamayı sürdürmüştü. Ancak Osmanlı Hükümeti ile İsviçre arasında yapılan anlaşma gereği, zimmetine para (300 lira) geçirdiği iddiasıyla iade edilmekten kurtulamayacaktı.

İstanbul’a getirildikten sonra padişaha saygısızlıkta bulunduğunu itiraf eden ve affedilmesini dileyen pişmanlık mektupları kaleme aldı. Bir mektubunda bunu şu mısralarla dile getirmişti:

Bizi et padişahım dilşad

Eyleriz lütfundan istimdad (yardım)

Hangi bir bâb’a (kapıya) iltica ederiz

Padişahtan da görmesek istimdad

Nihayet Abdülhamid Han’dan beklediği şefkat ve lütfa nail oldu ve bağışlanarak İzmir’e gönderildi. Burada, 21 Şubat 1895’te başyazarlığını üstlendiği Ahenk gazetesini çıkarmaya başladı. Ne yazık ki, eski muhalif kişiliği tekrar nüksetti ve padişaha muhalefet eden grubun içinde yer aldı. Bu yüzden, 1897-1898 arasında kısa süreliğine Bitlis’e sürüldü.

Mayıs 1898’te tekrar İzmir’e döndü ve Hizmet gazetesinde yazmaya devam etti. 3 Aralık 1902’de Şair Eşref ve Hafız İsmail ile beraber bir defa daha gözaltına alındı. Toplantılarda, padişaha ve yönetime hakaret ettikleri gerekçesiyle üç ay süreyle İstanbul’da muhakeme edildiler. Neticede Tevfik Nevzad üç yıl hapse mahkûm edildi ve 3 Mart 1903’de Adana Hapishanesine gönderildi.

 

Belge: Tevfik Nevzad’ın kızlarının Sultan II. Abdülhamid’e 28 Haziran 1905’te gönderdikleri arzuhal

 

Padişaha Sunulan Arzuhal

Tevfik Nevzad hapisteyken, ortağı Ağadoplu, Hizmet gazetesine el koymuş; eşi ve üç kızı büyük maddi sıkıntı içerisine düşmüştü. Bu arada, 22 Mayıs 1905’te ailesine gönderilen bir telgrafta, “Tevfik Nevzad’ın kendisini bir kuyuya atarak intihar ettiği” bildirilmişti. Hadiseden bir ay sonra, 28 Haziran 1905’te Tevfik Nevzad’ın üç kızı Padişah II. Abdülhamid’e bir arzuhal/dilekçe göndererek; babalarının “hapishanede intihar ettiği için maişetsiz kaldıklarını; bundan dolayı evleninceye kadar kendilerine 200’er kuruş aylık bağlanmasını” rica etmişlerdi.

 

Belge: Aydın Valisinin 26 Temmuz 1905’te Padişah Abdülhamid’e gönderdiği cevap

 

Abdülhamid Han yardım talebiyle yakından ilgilenmiş, Aydın valisine 22 Temmuz 1905’te bir irade göndererek durumun incelenmesini istemişti. 26 Temmuz’da validen gelen cevapta, ailenin durumunun araştırıldığı ve gerçekten de müşkül durumda oldukları ifade edilmişti. Vali yazısında ayrıca, Tevfik Nevzad Bey’in ölümüne de ışık tutmuş ve “intihardan önce cinnet belirtileri gösterdiği halde görevlilerin ilgilenmediğini” dile getirmişti.

Görüldüğü gibi Sultan II. Abdülhamid, çok defa saygısızlık ve hakaret boyutlarına varan ağır eleştirilerine ve yıllarca muhalefet etmesine rağmen Tevfik Nevzad’a şefkat ve adaletle davranıp defaatle affetme âlicenaplığını göstermişti. Üstelik kendisi intihar ettikten sonra ailesinin ve kızlarının maddi ihtiyaçlarıyla yakından alakadar olmaktan da geri durmamıştı.

 

Resim: II. Abdülhamid Han’ın cülus merasiminden

 

Abdestsiz yere basmazdı

Sultan Abdülhamid’in kişiliğinin en baskın tarafı dindar olmasıydı. Doğru ve sağlam bir dini itikada sahipti. Osmanlı’nın ‘veli’ padişahı olarak nitelendirilecek kadar dindar ve takva ehli bir sultandı. Şazelî ve Kadirî tarikatlarına intisaplıydı. Kadere inanışı fevkalade kuvvetliydi.

Hayatı boyunca ibadetlerini aksatmadı. Sarayın hususî bahçesinde beş vakit ezan okutur, namazlarını cemaatle kılmaya hassasiyet gösterirdi. Mümkün olduğunca İstanbul’daki selatin camilerine devam eder, halk ile de namaz kılmaya çalışırdı.

Sürekli Kur’an-ı Kerîm okur ve okuturdu. Buhârî-i Şerif’i özel olarak bastırmış, tüm Müslüman memleketlere ve camilere hediye etmişti. Çanakkale Harbi’nde sürekli Buhârî-i Şerif okuyarak dua etmişti.

Gün içerisinde abdestli durur, devlet işlerini ve evrakları abdestli haldeyken imzalardı. Yatağının başında daima temiz bir tuğla bulundurur; yataktan kalktığında çeşmeye kadar abdestsiz yere basmamak için teyemmüm amacıyla kullanırdı. Neden böyle hareket ettiği sorulduğunda şu düşündürücü cevabı vermişti: “Halife olarak biz sünnet ölçülerine dikkat etmezsek, ümmet-i Muhammed bundan zarar görür!”

 

Resim: Londra British Müzesinde bulunan II. Abdülhamid’in emriyle diktirilen altın ve zümrüt tel işlemeli Kâbe’nin iç kapısı

 

Ramazan Hassasiyeti

Ramazan ayı geldiğinde Sultan II. Abdülhamid’in dindarlığı ve hassasiyeti zirveye ulaşırdı. Mübarek ayın ruhuna ve adabına uygun hareket edilmesi noktasında saray sakinlerini, İstanbul halkını ve tüm memleketi uyaran emir ve iradeler neşreder, gazetelere ilanlar verirdi.

 

Resim: Abdülhamid Han, Ramazan ayına sarayın ve halkın özel ihtimam göstermesine önem verirdi

 

Belge: Sultan Abdülhamid ve Saray’ın Ramazan hassasiyetini gösteren 10 Ocak 1899 tarihli irade

 

10 Ocak 1899 tarihli iradede Padişah, Müslümanların Ramazan-ı Şerifini tebrik ettikten sonra şu ikazlarda bulunmuştu:

“Şerefle gelip yaklaşmakta olan mübarek Ramazan ayının bilcümle müminler ve Allah’ın birliğine inananlar için günahlarının affına vesile olması ve bütün ehl-i İslam’ın bu ayın kudsiyetini nazar-ı itibara alarak İslamiyet’in yüce prensiplerine aykırı hareketlerden, mübarek gecelerde münasebetsiz ve çirkin yerlerde bulunmak gibi İslam’a yakışmayan ve men edilmiş hallerden katî surette uzak durmaları, oruç, namaz vesaire gibi dini vazifeleri yerine getirmeye bir kat daha dikkat etmeleri velhasıl müminlerin dinin açık hükümlerine tamamıyla riayet etmeleri Yüce Yaratıcı’nın rızasına, Peygamber Efendimizin hoşnutluğuna ve her iki dünyada kurtuluşa mucib olacağından şüphe bulunmamaktadır. Bu sebeple bu konuya dair emir ve tembihlerinin ilanı Padişah Efendimizin emir ve iradeleri gereğindendir.”

 

Belge: Ramazan’da Müslümanların adap ve dinî vazifelere uymaları gerektiğine dair Padişah iradesi

 

Sadrazamlık makamına gönderilen 8 Kasım 1904 tarihli iradede ise, Müslümanların bu ayda İslam adabına ve dinî vazifelerine daha fazla itina göstermeleri hususunda tedbir alınmasını ve gönderdiği ilanın gazetelerde yayımlanmasını istemişti:

“Her vakitte ve özellikle mübarek Ramazan’da bütün Müslümanların İslam adabına ve dinî vazifelerine itina eylemeleri lüzumuna dair Dâhiliye Nezareti’nden Zabtiye Nezareti’ne yazılacak tezkire suretiyle, yine Dâhiliye Nezareti’nce gazetelere yazdırılacak ilan metni Zat-ı Şahanelerinin ferman-ı hümayunlarına uygun olarak taraf-ı sadaretinize gönderilmiş olup, tezkerenin Zabtiye Nezareti’ne iletilmesi ve ilanın da yarın çıkacak gazetelerde yayınlanması Padişahımız Efendimizin emir ve iradeleri gereğindendir.”

 

Resim: Abdülhamid Han’ın gizemli portresi ve saltanat dönemiyle ilgili okunabilecek bir kitap

 

 


Haziran 2017, 486 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Osmanlı'da İlginç Vakıflar

OSMANLI ÜLKESİ, akla hayale gelmedik envai çeşit vakıfla bezenmiş bir Vakıf Cenneti gibiydi. Yedi iklim, üç kıtaya adeta çil çil serptiği, nakış nakış işlediği on binlerce hayrat müessesesiyle diğerkâmlığın zirvesini yakalayan Osmanlı insanı, cümle mahlûkata hizmet etmeyi kendisine ulvî bir gaye edinmişti. Prof. Ziya Kazıcı’nın kanaatine göre bu durum; “Müslümanların fazilet, cömertlik, diğerkâmlık ve vatanperverlik gibi millî ve manevî ruh ile heyecanın kuvvetli tezahüründen başka bir şey değil

Devamı »

Bir Mübarek Proje Hicaz Demiryolu

Devamı »

Osmanlı Su Medeniyeti

Osmanlı'da içme suyu ve havzalarını koruma bilinci

Devamı »

Osmanlı Devleti'nde Dünyanın İlk Mükemmel Çevre Düzenlemesi

Devamı »