TR EN

Dil Seçin

Ara

Fatih Sultan Mehmed Han

Fatih Sultan Mehmed Han

Sultan Murad Han, âdeti üzere her zaman sabah namazından sonra hatm-i şerif okumakta idi. O gün Muhammed Sûresi’ni henüz bitirmiş ve Fetih Sûresi’ne başlamak üzere iken cariyesi gelerek, Fatih Sultan Mehmed’in doğumunu müjdeledi. “Ravza-ı Murad’da bir gül-i Muhammedî açtı.” diyerek bu kutlu haber karşısında heyecanlanan ve çok mutlu olan genç padişah: “Sure-i Muhammed’i bitirdikten sonra bu müjdeyi aldım; adı Muhammed olsun. Fetih Suresine başladım. Yâ Rabbi, bu surenin hürmetine İstanbul’un fethini ona müyesser kıl.” diye dua etti. Zira o güne kadar çeşitli melikler ve padişahlar tarafından yirmi sekiz kez teşebbüs edilmiş ancak hiç kimse İstanbul’u almaya muvaffak olamamıştı.

İlim, sanat ve siyasi hayatın örnek şahsiyetlerinden biri olan Fatih’in yetişmesinde temele ilk harcı koyan babası Sultan Murad Han’dır. Mânevi değerlere tutunmuş, kahraman olduğu kadar âlim ve şair olan bu ulu arifin, Fatih’in ruhunda tutuşturduğu meşale, kendisinden sonra gelen Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi devrinin en mümtaz âlim ve mürşitleri ile beslenerek kuvvetlenmiş ve sürekli olarak etrafını aydınlattı. Sultan Murat Han’ın, özellikle oğlu Fatih’in yetişmesinde takip ettiği ciddi ve disiplinli eğitim şekli, daha sonra sistemleşerek, diğer şehzadelerin de yetiştiği bir müessese halini aldı.

Yıldız mesabesinde olan Fatih’in babası Sultan Murat Han, devletin bütün hazineleri ve imkânları elinin altında olduğu halde dünya malına asla rağbet etmedi. Sahip olduğu tek bir yakut yüzüğün vefatından sonra satılıp kabri başında Kur’an okuyanlara dağıtılmasını vasiyet istemesi bunun en açık bir delilidir. Bütün malını milleti uğruna sarfetmiş olan Sultan Murad’ın asıl büyüklüğü, Fatih gibi müstesna bir evladın yetişmesinde gerekli rolü ifa etmesidir. Çünkü o büyük insan, siyasî görüşü kuvvetli, nüfuzlu bir hükümdar olan ve seyf-i İslam’ın elinde tutacak Fatih’i keşfetmesi, onun ileri görüşlü ve keramet ehli olduğunu gösterir.

Bir aksiyon insanı olan Fatih Sultan Mehmed’in çocukluğunun ilk yılları, cevval ruhlu olması, ata binme ve cirit gibi sporlara meraklı olmasından dolayı oldukça hareketli idi.

Akşemseddin, ilim ve fazilette olduğu kadar manevi sohbetleriyle de her zaman Fatih Sultan Mehmed’in yanında olup, savaşın en sıkıntılı anlarında duası, teşvikleri ve manevi himmetleriyle fethin kazanılmasında büyük katkısı oldu.

Fatih Sultan Mehmed Han döneminde ilme ve âlime çok değer verildi. Fatih’in hocalarından Molla Hüsrev, Ayasofya’daki derslerine talebeleri tarafından evinden alınıp ata bindirilerek getirilirdi. Zamanın Ebu Hanife’si sayılan Molla Hüsrev, camiye girdiğinde, hürmet ifadesi olarak ayağa kalkılır ve hoca, dersini bitirdiğinde talebeleri tekrar onu evine kadar bırakılırlardı.

Bu cihangir hükümdar, cihanşümul imparatorluğa lâyık bir şehir inşa edebilmek için titiz ve çok plânlı hareket etti. Bir yandan sarayları ve camileri inşaya başlarken, diğer taraftan da İslamiyet’ten aldığı dersle, ilim ve irfanlarıyla ün salmış ülema ve bilginleri İstanbul’a getirerek medreselerin tanzim ve işleyişini onlara bıraktı. Bunlardan birisi de İstanbul’un en yüksek tepelerinden birinde yaptırdığı cami ve etrafında ilim ve irfan yuvası olsun diye yaptırdığı sekiz adet medresedir.

Üniversite mahiyetindeki bu medreseler asırların ihtiyaçlarını ahenkli bir tarzda temin etmekte idi. Buralarda sadece İslami ilimler değil, zamanın bütün ihtiyaçlarına cevap verecek olan, fen, felsefe, tıp ve edebiyat gibi birçok ilimler okutularak asırlar boyu siyasi, idari, içtimai ve kültürel hayatın menşei ve kuvveti oldu.

O muazzam Osmanlı ruhunu inkişaf ettiren âlimlerin, padişahların, askerlerin ve halkın nasıl bir eğitimden geçtiği araştırılıp, bugünün buhranlarına, problemlerine çare olarak sunulmalıdır.

“Osmanlı hanedanı bu muazzam devleti nasıl kurdu, hükmünü nasıl yürüttü; idaresi altında toplanan farklı ırkları, çeşitli medeniyetlerden ve farklı diller konuşan milyonlarca insanı birbiri ile nasıl kaynaştırdı?..” Bütün bunlar merak ve heyecan ile araştırılmaya değer önemli konulardır. Toplumsal hayatın her boyutuyla ilgili böyle bir tarihi anlamak için eğitim sistemimiz gerekli bütün gayreti göstermek zorundadır.

Fatih’in bu gayretleriyle ülkenin her köşesinde ilim ve irfan yuvaları yükseldi. İnsanlığın gıpta ve hayranlıkla takdir ettiği nice mürşitler, maneviyat sultanları, bilim adamları ve şairler yetişerek o necip milleti kemalata, fazilete ve marifete ulaştırmak için çalıştılar.

O zamanlar İstanbul’a yardım için çağrılan Haçlı orduları, Hristiyanlığın kilisesi olan Ayasofya’nın tepesindeki altın haçı sökerek eritip satmışlardı. Fakat bir yeniçerinin fetih hatırası olarak saklamak maksadıyla Ayasofya’nın küçük bir çini parçasını koparmak istemesi üzerine, Fatih Sultan Mehmed o askeri “tahribe teşebbüs”le suçlamıştır.

Fatih için söylenen hükümdar, cihangir, serdar, sanatkâr, şair gibi birçok meziyeti yanında belki de en çok bilinmesi gereken deha derecesinde bir âlim ve mütefekkir olmasıydı. Bu vasıflarını hiç yanından ayırmadığı ilim adamlarıyla elde etmişti.

Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı Padişahları içinde en dirayetli, en faziletli ve en ziyade otorite gücüne sahip birisi idi. Fatih’e bu ruhu, bu çelik gibi iradeyi ve harika metaneti kazandıran, Allah’ın yardımıyla Molla Gürani, Molla Hüsrev ve Akşemsettin gibi öğretmenleridir.

İstanbul’un fethinde, güçlü imanın, yüksek şecaatin ve bunlara destek veren üstün bir askerî gücün elbetteki önemi büyüktür. Ancak bu fethi, başarıların en yücelerinden birisi yapan şey, onun maddi plânda olduğu kadar, manevi plânda da eşsiz olmasıdır.

Fatih ve askerleri, Hazret-i Peygamber’in (sav) medh-ü senasına mazhar oldular. Fatih Sultan Mehmed daha çocuk iken, duygu ve düşünce dünyasını fetih hayalleri ile süsleyip, o büyük müjdeye mazhar olmak için yanıp kavrulmuştu.

İstanbul’un fethi ile İslam’ın izzetini bayraklaştırdı, Bizans ve Avrupa’ya üstün geldi. Bu büyük bir şeref ve çok büyük bir payedir. Fatih bu payeyi, niyetinin sağlamlığı ile beraber, Allah’ın bahşettiği yetenekleri iyi kullanarak ve iradesinin hakkını vererek kazanmıştır.

***

Fatih Sultana Mehmed Han’ın cihangirliği, İslam dininin üç temel otoritesine dayanmaktadır. Dini, manevi ve siyasi olmak üzere, üç otoriteyi şahsında toplayan tek şahıs Hz. Muhammed’dir (sav). Bu üç otoritenin ayrı ayrı şahıslarda temsil edildiğini en açık şekliyle Fatih Sultan Mehmed’te özellikle de İstanbul’un fethinde görmekteyiz. Dolayısıyla siyasi otoriteyi genç Fatih, dini otoriteyi Molla Gürani ve manevi otoriteyi de Akşemseddin temsil etmiştir. İşte İstanbul’un fethinin sırrı budur.

İstanbul’un fethi, Fatih Sultan Mehmed’in kararlılığının ve büyük bir askeri deha olduğunun göstergesidir. Nitekim, İstanbul’un kuşatılması esnasında fethin uzaması ve Yeşilköy açıklarında Baltaoğlu kumandasındaki Türk donanmasının mağlubiyeti gibi burhanlı günlerin birinde Fatih Sultan Mehmed atını, kendi ruh deryasından daha sakin ve daha az hiddetli olan denize sürerek sarfettiği “Ya ben İstanbul’u alırım, ya da İstanbul beni.” sözleri, onun azmi, dirayeti ve kararlılığının en açık delilleridir. İnsanı derinden etkileyen ve aynı zamanda cengaverlerini de galeyana getiren bu hadisede, Fatih’in bindiği ve ona tahammülde güçlük çeken atının ağzından çıkan köpükler, aslında onun böyle ümitsiz günlere damgasını vuran, ruh deryasındaki fırtınaların köpükleri olmalıdır. Böyle başarısız durumlarda bile bir an tereddüt etmeden, muvaffak olamayan, Baltaoğlu’nun yerine Hamza Beyi tayin etmesi de aynı kararlılığın ve dirayetin bir neticesidir.

Akıllı, plan sahibi, kararlı ve dirayetli bir hükümdar olan Fatih’in hedefi işgalci bir politika değildi. Aksine onun izlediği politika, “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” mealindeki ilahi emirde belirtilen nuru ve rahmeti, dünyanın her tarafına götürme gayretidir. Böylelikle bu rahmet şemsiyesi altında herkesin kendi inancında, meşrebinde ve tercihlerinde huzur içinde yaşamaları temin edilmiş olacaktı ve öyle de oldu.

İstanbul’un fethi ile otoritesi fevkalade artan Fatih Sultan Mehmet, büyük kudret sahibi bir hükümdar ve artık cihanşümul bir hakimiyete namzet imparatorluğun başında cihangir bir hakan oldu.