ARAMA SAYFASI

Namaz Hayat Kurtarır

Namaz Hayat Kurtarır

Namaz, bu fani ve kısıtlı hayatı aydınlatır, nurlandırır, güzelleştirir, bereketlendirir ve beka bulmasına vesile olur...

 

2000’Lİ YILLARIN başında Amerikan işgaline karşı ülkelerini savunan Irak direnişçileri, Şoför Ali’yi rehin almışlardı. Amerikalılara yardım ettiğini sanarak ellerini kelepçelediler. Niyetleri kurşuna dizerek cezalandırmaktı.

İdamını bekleyen Şoför Ali, yatsı ezanını duyunca, “Nasıl olsa öleceğim, bari namaz kılayım, öyle öleyim” diye düşündü ve kelepçeli ellerini kulaklarına götürdü, “Allahu Ekber” diyerek tekbir aldı.

Direnişçiler, namaz kıldığını görünce hemen kelepçeyi söktüler, sonra da boynuna sarıldılar, bileklerini ovmaya başladılar. Akabinde de serbest bıraktılar. Sadece kendisini değil, diğer Türk işçilerini de salıverdiler.

Gazete haberi, “Hayat kurtaran namaz!” manşetiyle verdi.

Evet gerçek bu ki, namaz insanın sadece dünya hayatını kurtarmakla kalmaz, asıl itibariyle ahiret hayatını kurtarır, sonsuz hayatını ihya eder.

Dünyada insan ömrü ne kadar ki? Yılları sayılı, ayları sayılı, günleri sayılı ve sınırlı.

Şunun şurasında altmış-yetmiş sene, bilemediniz seksen sene, biraz ileriye gidecek olsa doksana zor varır. Ki bu yaşta da insan yaşlılık ve hastalıklarla uğraşır durur.

Namaz, bu fani ve kısıtlı hayatı aydınlatır, nurlandırır, güzelleştirir, bereketlendirir ve beka bulmasına vesile olur.

Her şeyden önce, günde beş vakit düzenli bir şekilde namazını kılan bir insan günün stres ve sıkıntılarından kurtulur, ruhunu dinlendirir, kalbini istirahata çeker.

Çünkü insan hemen her gün o kadar sıkıntılı, ezici, bunalımlı ve boğucu olaylarla karşılaşır; o kadar problem ve dertlerle yüz yüze gelir ki, bir anda içi daralır, kalbi sıkışır, morali bozulur, dünyası yaşanmaz hâle gelir.

İşte bu esnada öğle namazının vakti de girmiştir. Hemen gider, güzel bir abdest alır, seccadesinin başına geçer, bir an için dünyayı elinin tersiyle iterek, Yüce Yaratıcının huzuruna çıkar. İçini Ona açar, Ona döker, kulluğunu Ona arz eder.

Çünkü daralan ve bunalan ruhunun sahibi O, sıkışan ve kırılan kalbinin sahibi Odur.

Ruh ve kalp ancak namaz gibi güzel bir huzurla nefes alır, soluklanır; bu daracık dünya hanında sonsuz bir âleme yönelir, feraha, felaha ve rahata kavuşur. Mutmain olur.

Bbu sebeple beden ve ruh temizliği olan namaz, aynı zamanda ruhsal bir terapi, psikolojik bir tedavi ve istirahattır.

Hepimizin yaşadığı şaşmaz bir gerçek var: Zaman geçiyor, ömür bitiyor, her gün güneşin batmasıyla birlikte hayat takviminden bir yaprak daha düşüyor, koca bir gün daha maziye karışıyor, tarih oluyor.

İnsan âciz, insan zayıf, insan çaresiz, insan fakir ve muhtaç...

Ve insan her gün biraz daha tükeniyor, ömrü azalıyor ve gün geçtikçe güneş gibi zevale yaklaşıyor. Hiçbir şey yerinde kalmıyor, hiçbir şeye sahip olamıyor, elindekiler bir bir çıkıyor, tutsa tutamıyor.

İşte bu vaziyette olan bir insan günlük işlerin tazyik ve baskısından kurtulmak, gaflet ve sersemlik veren hâllerin ağırlığını üzerinden atmak için, fâni, geçici, manasız ve bekasız şeylerden sıyrılmak için Bâkî ve Ezelî, Dost bir kudretin dergâhına yönelir.

El bağlayarak Onun huzurunda divan durur. Rabbinin verdiği bütün nimetlere şükreder, sadece ve sadece Ondan yardım ister, Onun azameti ve büyüklüğü karşısında eğilir, rükûa varır.

Kendi âcizliğini ve çaresizliğini idrak edip anlar, Onun sonsuz Cemaline ve sınırsız Kemaline karşı bir hamd eden bir muhatap olarak yere kapanıp hayret ve muhabbet içinde secdeye varır.

Kendi hiçliğini ve faniliğini tatlı bir tevazu ve mahviyet içinde gösterir, kulluğun zirvesine çıkar.

Kimsenin önünde eğmediği başını sadece Onun önünde eğerek, kimsenin karşısında bükmediği belini sadece Onun önünde bükerek, kimsenin huzurunda yere koymadığı başını sadece Onun huzurunda yere koyar ve secdeye varır. Bu anda insan o kadar tatlı, o kadar hoş ve o kadar lezzetli bir ânı yaşar ki, bunu ancak yaşayanlar bilir…

Namaz bir koruyucudur, bir muhafızdır, bir kalkandır, bir zırhtır ve bir çelik yelektir.

İnsanı kötülüklerden de korur. Çirkin davranışlardan muhafaza eder. Günahlara karşı bir siper ve engel olur. Zira her gün beş defa Rabbinin huzuruna çıkan, Ona kul olarak yaşamaya, emirlerini yerine getireceğine söz veren bir insan, namaz disipliniyle kendine bir çekidüzen verir, nefsine hâkim olur, his ve heveslerini kontrol altına alır, öfkesine yenik düşmez, başkalarına zulmetmez, haksızlık yapmaz. İşlerinde Rabbinin rızasını kazanmaya çalışarak yaşar.

Bunun için Kur’ân, “Namaz hayasızlıktan ve kötülüklerden alıkoyar” der. (Ankebut Sûresi, 29:45.)