34 Yazı Ömer Sevinçgül

Yazar Profili »

Uzayda Hayat

Ocak 2020, 517 385 Görüntülenme Eklenme Tarih: 25 Aralık 2019 14:55 Ömer Sevinçgül

 

“Dünyadan başka yerde yaşam var mı, yok mu diye tartışılıyor. Kimi var diyor, kimi yok diyor, kimi bilemeyiz diyor. Peki, sen ne diyorsun?”

 

Evrenimiz insan bedenine benzer. İnsan vücudunun her noktasının “hayat nurundan” pay alması gibi, bir büyük vücut diyebileceğimiz kâinatın da her yerinin hayattan nasibi vardır.

“Samanyolu” galaksisinde bir toz parçası kadar bile yer tutmayan dünyamızı sayılamayacak kadar çok canlıyla doldurup boşaltan yaratıcının, şu uçsuz bucaksız uzayı hayattan tamamen yoksun bırakması mümkün mü?

Küçücük dünya kulübesi canlılarla tıka basa dolu olsun da görkemli “yıldız sarayları” hayat sahiplerinden, bilinci bulunan yaratıklardan yoksun bırakılsın, bunu hangi akıl kabul eder!

Nasıl, bir kitap gözle görülüp elle tutulabilen kâğıtların, harflerin yanında, bir de içerikle, anlamla doluysa, şu “kâinat kitabı” da, maddenin ötesinde, görünmeyen varlıklarla dolu.

Yaratılanları sadece maddeden ibaret sanmak, kitabı yalnız görünen harflerden ibaret sanmak kadar yanlıştır. Kitaptaki kelime simgelerine karşılık, o görünmeyen âlemde de ruhlar, cinler, melekler, şeytanlar var.

Meleklerin, cinlerin, ruhların, şeytanların varlığını açıkça anlatıyor Kuran. Surelerden biri de Cin Suresi.

Topraktan insan bedenini yaratan zatın esirden, havadan, ışıktan, nurdan, dumansız ateşten, enerjiden, kokulardan, manalardan da bir kısım göze görünmez varlıklar yaratması elbette akla uygundur.

Bu görünmez yaratıklar maddi olmadıkları için, madde onların hareketlerine engel değildir. Morötesi, kızılötesi ışınlardan ya da röntgen ışınlarından yaratılan bir kısım canlılar hayal et. Bunlar insan bedeninden rahatça geçebilirler. Aynı yerde, aynı anda bulunsalar bile yer darlığı olmaz.

Sözgelimi, türlü ışınlardan yaratılan canlıların hepsi bir sandalyeye otursa, sonra bir insan da oraya yerleşse en küçük bir sıkışıklık olmaz. İşte, evren de o sandalyeye benzer.

Isı, elektrik nasıl demirden, bakırdan rahatlıkla geçebiliyorsa, nasıl cam ışığa, su balığa engel olmuyorsa, aynen öyle de, madde meleklere, cinlere, ruhlara, şeytanlara engel olmaz.

Evreni dolduran varlıkların tümünü burada anlatamam. Kısaca meleklerden söz edeyim. Belki başka bir konuşmamızda öbür varlıkları da anlatırım sana.

Melekler “nur” unsurundan yaratılmış varlıklar. İmtihana tabi olmadıkları, sınanmadıkları için makamları sabit. Yani meleklerde ne alçalma var ne de yükselme.

İradeleri var ama yalnız iyi yönde iş yapar. Bu nedenle meleklerin tümü hayrı, iyiyi, güzeli tercih ederler. Kötülük yapmaya yetenekleri yoktur. Kendilerine ne buyrulmuşsa onu yaparlar. İnisiyatif kullanamazlar. Hiçbir zaman isyan etmezler.

İlhamla iş görürler. Kâinattaki sayıya gelmez işleri yapmakla görevlendirilmişler. Her bir gök cismi onların sarayları hükmündedir. Bulundukları yerlerdeki ilahi sanat eserlerini tefekkür eder, kulluk görevlerini yerine getirirler.

Her varlığın “vekil” meleği vardır. Yıldızların, gezegenlerin, dağların, denizlerin birer vekil meleği olduğu gibi, her bir yağmur damlasının da birer melekle taşındığı hadislerden anlaşılıyor.

Hepsi aynı makamda değildir. Yaptıkları işlerin önemine göre dereceleri birbirinden farklıdır.

Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail meleklerin en büyükleridir. Cebrail haber iletmekten, Mikail kâinat fabrikasının işleyişinden, İsrafil hayat verme fiilinden, Azrail ölümden sorumludur. Bunlar, görev alanlarıyla ilgili meleklerin peygamberleri hükmündedirler.

Bir de “kâtip melekler” var. Biri sevapları, diğeri günahları yazar. İnsan, tek başına kaldığı zaman bile bu iki melekle birliktedir, yalnız değildir.

Bu iki mübarek arkadaşın varlığını iman ile hisseden insan asla yalnızlık çekmez. Beş vakit namazda beş kez bunlara selam verir, varlıklarını kendine hatırlatır.

Melekler insanı kabir hayatında da yalnız bırakmazlar. Münker ve Nekir adlı sorgu melekleri, ölen insanların ruhlarına sorular sorarlar. Kabir hayatı bu sorgunun sonucunda biçimlenir. Kimine cennet, kimine cehennem gibi olur.

Kâmil bir imanla kabre giren mümin için kabir melekleri birer arkadaş hükmündedirler, onu yalnız bırakmazlar. İnsanlardan ayrılan ve mutlak bir yalnızlık içinde bekleyen kişiye refakat ederler. Kişi müminse, bu iki melek birer sohbet arkadaşı olur.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Uzayda Hayat

“Dünyadan başka yerde yaşam var mı, yok mu diye tartışılıyor. Kimi var diyor, kimi yok diyor, kimi bilemeyiz diyor. Peki, sen ne diyorsun?”

Devamı »

Deprem Kader Değil mi?

Bediüzzaman Hazretleri, bir risalesinde, “insanların ağzından çıkan ve küfrü işmam eden kelimeler var,” der ve inananların bu kelimeleri “bilmeyerek” kullandıklarını söyler. Küfrü işmam eden, yani “koklatan, kendilerinden küfür kokusu gelen” kelimeler... Bu tesbiti okuduktan sonra ben de kelimeleri koklamaya çalışıyorum. Gün geçmiyor ki böyle bir sözle karşılaşmayayım. İşte onlardan biri: “Deprem kader değildir!”

Devamı »

Ruh Nereye Gider?

“Merak ediyorum, ölüm nasıl gelir, bedenden ayrılan ruh nereye gider, sonra neler olur? Bunları aşama aşama anlatır mısın bana!”

Devamı »

“Allah Nerede?”

Merakının bütün derinliğini sesine yükleyerek, “Söyler misin bana” dedi, “kâinatın sınırı var mı?”

Devamı »