73 Yazı Banu Yaşar
Psikolog/Psikoterapist

Yazar Profili »

Canı Sıkılan Çocuklar

Ağustos 2016, 476 281 Görüntülenme Eklenme Tarih: 12 Ocak 2020 18:11 Banu Yaşar

 

Değişen zamanla birlikte çocuk yetiştirme yöntemleri de değişti. Anne babalık tutumları, geçmiş dönemlere benzemiyor. Çok olumlu gelişmeler olduğu gibi, uzun vadede problemli kişilik yapılarının oluşmasına sebep olabilecek tutumlar da var.

 

Özgüven yüklemesi...

Özgüven, günümüzde sınırları doğru çizilmemiş, afilli bir kavram olarak sürekli karşımıza çıkıyor. Biz özgüvenli yetiştirilmedik diye, çocuklarımıza özgüven yüklemesi yapıyoruz. Yalnız yüklediğimiz şeyin özgüven değil, sadece şişmiş benlikler olduğunu fark edemiyoruz.

Gerçek özgüven, kendini beğenmek ve bunu her fırsatta narsistçe ifade etmek, diğerlerinden üstün olduğunu dile getirmek değildir. Ben harikayım, ben en güzelim, kesinlikle ben kazanacağım, en iddialı benim gibi söylemler son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz kavramlar olarak karşımıza çıkıyor.

Oysa gerçek özgüven, kendinden hoşnut olmaktır, verilen ve verilmeyenden memnun olma halidir. Kendini keşfetme, verilenin içinden güzel haller ve yetenekler bulup, bunları geliştirme sürecidir. Gerçek özgüvende kişi, kendini yetersiz ve değersiz hissetmez, bilir ki, onu seven ve severek yaratan, onun hamuruna ona özel sırlar koymuştur. Ona düşen onları farketmek, geliştirmek ve izini sürmektir.

 

Her istediği yapılan genç de mutlu değil...

Hedonizm, haz odaklı yaşamak ve düşünmek olarak çevrilebilir. İnsan nefsî dürtüleri aracılığıyla, her istediğinin anında ve beklemeden gerçekleşmesini, yerine getirilmesini ister. Bu şekilde tatmin olacağı düşünülen çocuklar sanılanın aksine maalesef ki, daha mutsuz ve tatminsiz olurlar. Hayattan ve yaşananlardan daha kolay sıkılırlar. Heyecan vermeyen şeyler zamanla anlam da vermemeye başlar. Anlamsızlık ve boşluk duygusu gençlik çağı depresyonlarının ve ruhsal sıkıntıların başlangıcı ve göstergesi olabilir.

Anlam arayışı ve yaşadıklarını bir anlam çerçevesinde yorumlayabilme, gencin yaşaması gereken bir duygudur. Yetişkin hayatında bu yetiyi kullanabilmesi için ilk alıştırmalarını bu yaşlarda yapması gerekiyor. Yaşadıklarını, başına gelen olayları yorumlayabilme, hatalarını ve sonuçlarını kabul edebilme ve bunlardan bir anlam çıkarabilme, gerçek bir özgüven için temel oluşturacaktır.

 

Çocukların da canı sıkılıyor...

Oysa Paulo Coelho çocuklardan öğreneceğimiz şeyleri sıralarken, onların sürekli bir şeylerle meşgul olmalarından ve mutlu olmak için sebebe ihtiyaç duymadıklarından bahseder.

Çocuklar için hayat uykudan gözlerini açtığı anda başlar. Hemen oynamaya ve koşturmaya başlar, sürekli bir şeylerle meşgul olur, mutlu olmak için biz yetişkinler gibi sebep aramaz. Yani canı da kolay kolay sıkılmaz.

 

Peki ne oldu?

Çocuklar bile artık canım sıkılıyor diye o kadar çok söylüyor ki, anne babalar için oldukça zorlayıcı bir durum halini alıyor. Devamlı can sıkıntısını ifade eden çocuklarına yeni fikirler ve alternatifler sunmaya çalışıyorlar. Resim yapabilirsin, oyuncaklarınla oyna, kitap oku, ders çalış gibi seçenekler sunuyorlar. Çoğu zaman da işe yaramıyor. Yine canım sıkılıyor ama diyerek başa dönülen bir süreç oluyor.

Anne babayı çaresiz bırakan, hatta öfkelendiren bu tutum neden bu kadar yaygınlaştı; yayılan bir virüs gibi girmediği ev ve hayat kalmadı… Ne kadar korumaya ve önlem almaya çalışsak da çoğu zaman yetersiz kaldı.

Aslında bununla nasıl baş edeceğimizin yöntemlerini de bilmiyorduk. Sebebi bilmeyince çözümü bulmak da güçleşiyordu.

 

Çocukluk çağı hırsızları...

Zamanımızda yaşanan çocukluk ve gençlikle bizim yaşadığımız arasında çok farklar var. Onların bizim sahip olamadığımız her şeyleri var ama çocuk olmak için, çocukça yaşamak ve hissedebilmek için zamanları ve alanları yok. Bizler bahçede, ağaç tepelerinde oynarken, onlar; bilgisayar ve tv karşısında büyüdü. Hayalleri ve istekleri ekran karşısında gördüklerine göre şekillendi… Böyle olunca gelişimleri için gerekli olan fiziksel aktiviteden de yoksun kaldılar. Koşup, oynanması gereken yaşlar sınavlar, bilgisayar oyunları ve kapalı alan oyunlarına endekslendi. Ve çocukluk çağı yaşanmadan, hakkıyla hissedilmeden geçirilmiş oldu. Sıkılmalar ve can sıkıntısı da büyük ölçüde bu çağın sağlıklı bir şekilde yaşanmamasından kaynaklanır oldu.

 

Peki ne yapılmalı, canı sıkılan gençlere ve çocuklara nasıl çareler aranmalı?

Canım sıkılıyor diyen çocuğa ya da gence hemen çözüm önerileri sunmak, onun kendini motive etme, çözüm bulma becerilerine zarar verir. Bu sebeple biraz can sıkıntısı ve buna maruz kalması iyidir denilebilir. Her şeye pratik çözüm bulan ebeveyn olmaktan vazgeçmeliyiz. Kendisi buna maruz kalmalı ve çözüm üretebilmeli…

Aynı zamanda, küçük yaştan itibaren yaşına uygun sorumluluklar verilmeli. Ev içinde ve dışında sağlıklı görev ve sorumlukları olan çocuklar ve gençlerde kendine güven duygusu gelişir. Yeterlilik ve işe yarama becerisi kazanır. Aile de bir yeri olduğunu, bir şeyleri yaparak işe yaradığını hisseder. Tembellik tembelliği doğurur. Bu sebeple küçük yaşatan itibaren sorumluluk duygusu verilen çocuklar ileride günlük hayatlarını planlamada daha yetkin hissederler.

Hiçbir şey yapmadığı halde aşırı pohpohlamak yerine, yaptığı güzel davranışları küçük de olsa farketmek ve takdir etmek, tekrar yapılma motivasyonunu artıracaktır. “Bugün ben söylemeden montunu asmışsın, kardeşine yardımcı oldun, bunu farkettim ve çok hoşuma gitti. Odanı toplaman işlerimi çok kolaylaştırıyor” şeklinde söylemek, sürekli yapılmayanı söylemekten, eleştirmekten daha çok işe yarayacaktır. Bu şekilde yetiştirilen gençler ileride can sıkıntısından sürekli şikayet etmek yerine, kendilerini oyalayabilen, sağlıklı uğraşılar edinebilen, sorumluluklarıyla ilgilenen bireyler olabilirler.

Anne baba olarak gence örnek olmak, sürekli söylemekten daha etkilidir. Kendimiz elimize kitap almadığımız halde, tüm günümüzü tv karşısında geçirerek ona yönlendirmeler yapıyorsak hiçbir işe yaramayacaktır. Öncelikle kendi günlük hayatımızı planlamak ve yaşamak konusunda ona doğru örnek olmaya çalışmalıyız.

Fiziksel aktiviteler konusunda uğraşabileceği alanlar oluşturmak, spora ve sanata dair beceriler kazanması için yönlendirmeler yapmak, onu tüm gün oturan ve canı sıkılan biri olmaktan önemli ölçüde koruyacaktır.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bu Günlerde Neyi Tüketiyorsunuz?

Devamı »

İnsanlar Değil, İmajlar Dolaşıyor Sokaklarda / Olduğun Gibi Görünmek

Kişilik, insanın bütün ilgi, yetenek, konuşma biçimi, tavır, görünüş ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini kapsar.

Devamı »

Yüz Çizgileri Ne Söyler?

“Elli yaşına geldiğinde herkes hak ettiği bir yüze sahip olur...” diyor, George Orwell. İlk okuyuşta çarpan bir cümle, biraz korkutan, biraz ürperten, hatta gidip aynaya baktıran cinsten... Neden elli yaşına geldiğinde, neden yirmisinde, otuzunda değil de, elli yaşına gelince hakettiğimiz bir yüze sahip oluruz. Neden başka bir kelime yerine hak etmek kelimesini kullanır George Orwell?

Devamı »

Aranızda Cennetin Rüzgarları Essin

Eş olmak yeni bir elbise giymek gibi, yeni bir rol ekler hayatımıza... Eskiden birinin kızı, oğlu, kardeşi, torunu, arkadaşı, teyzesi iken artık çok daha derin ve kalıcı bir isim eklenir. Hayatımız boyunca yeni isimler yeni etiketler alır ve bu duruma alışmaya çalışırız.

Devamı »