71 Yazı Banu Yaşar
Psikolog/Psikoterapist

Yazar Profili »

Şükür Terapisi

Ağustos 2014, 452 71 Görüntülenme Eklenme Tarih: 13 Nisan 2020 19:14 Banu Yaşar

 

Modern insan hem mutsuz hem de her şeyden şikâyetçi olarak sürdürüyor hayatını… Günlük olaylar, havanın değişimi, insanların tutumları, sıkıntı duymak için yeterli sebepler olarak algılanıyor. Yoğun olmak, zamanın azlığı, yetişememek, işleri bitirememek ve kronik yorgunluk hayatın içinde sürekli büyüyen sorun yığınları haline geliyor. Her şey sıkıntı ve şikâyet konusu oluyor.

En sevdiklerimiz, yıllarca sahip olmayı beklediklerimiz bile bundan nasibini alıyor. Bu olumsuz tutum ve sözler zamanla o kadar yaygınlaşıyor ki, toplumda salgın bir hastalık gibi artıyor. Yani mutsuzluk bulaşıcı bir virüs gibi insandan insana sürekli yayılıyor. Söylendikçe artan, bulaşan ve bunaltan bir hastalığa dönüşüyor.

Birbiriyle karşılaşan insanlar, nasılsın sorusuna, “ne olsun yuvarlanıp gidiyoruz işte…” tarzında birbirine benzeyen, serzeniş dolu cevaplar veriyorlar. Sanki hayatın içine atılmış ve öyle de bırakılmışlar gibi acziyetlerini öfkeyle ifade etmeye başlıyorlar. Hayatın içinde haksızlığa uğramış olduklarını ve herkesin aslında daha mutlu ve daha şanslı olduğunu düşünerek gizliden gizliye hayata, onun sahibine ve kadere öfke duymaya başlıyorlar. Bunu bazen bilerek, çoğu zaman da farkında olmadan ve düşünmeden dile getiriyorlar.

Zamanla bu o kadar kanıksanıyor ki, yolda karşılaştığınız bir arkadaşınız, “bugün çok iyiyim her şey yolunda…” dediğinde ve mutlu göründüğünde bile, bu halin gerçekliğini sorgulamaya başlıyoruz. Kendini özellikle böyle göstermeye çalıştığını, bu şekilde imaj oluşturduğunu, sıkıntısını bastırdığını ya da fazla düşünmediği için böyle mutlu göründüğünü düşünebiliyoruz. Kendini mutlu etmeye, hayata tutunmaya çalışan insanları da ya kafa karıştırıcı sorularla sorguluyoruz ya da onu kendi mutsuzluk bataklığımıza çekmeye çalışıyoruz.

Modern dünyada, dış görünümlerdeki benzerlik zamanla ruhlara da yansımaya başlıyor. Herkes birbirine benzediği gibi şikâyetlerin içeriği de bu aynılaşmadan nasibini alıyor. Sonuçta, herkes yorgun, hasta, endişeli, kaygılı, sabırsız ve bıkkın bir halde etrafta dolaşmaya başlıyor. Asık suratlar ve memnuniyetsiz ruhlar sadece kendilerine değil çevrelerindeki insanlara da olumsuz duygularını bulaştırdıkları için etraflarına yaydıkları olumsuz enerji ile içinde nefes alınamayan ortamlar oluşturuyorlar.

Bunun yanı sıra, sahip olduklarımız da zamanla değerini yitirmeye başlıyor. Kendi hoşnutsuzluğumuz elimizdekileri de değersizmiş gibi gösteriyor. Oysa bir zamanlar onlara sahip olabilmek için ne çok dua etmiştik… Ne çok istemiştik bizim olmalarını… Şimdi bizim yanımızda olmalarına rağmen gözümüze görünmemeleri ne acı… Azıcık kaybetme korkusu yaşasak, belki de eteklerimiz tutuşacak ama gözümüzün önünde olunca fark edilmemeleri ya da hep oradaymışçasına davranmamız ne büyük haksızlık… İnsan elindekilere aşinalık yaşamaya başladığında onların ne kadar kıymetli olduğunu ne yazık ki unutabiliyor. Elimizdekileri hep elimizde kalacakmış gibi hor kullanıyoruz. Onlara dair farkındalığımız da zamanla azalıyor.

Bugün bu durumu tersine çevirebilmek için küçük bir liste hazırlayalım… Bu listeye bize verilen ve kaybetmek istemediğimiz şeyleri birer birer yazalım. Sonra bunların bazılarının hayatımızda artık olmadığını, elimizden alındığını düşünelim… Ne hissederdik o zaman? Ne yaşardık?..

Kocaman bir boşluk ve acı yüreğimize otururdu, onları fark etmeden yaşadığımız zamana acıyıp dururduk. İşte bu yüzden insan elindekilerin farkına vardıkça, bunlar için minnettar oldukça kendini daha iyi ve daha mutlu hisseder. Bugün hayatımıza yeni bir terapi yöntemi ekleyelim… Mutluluk için yeni bir reçete… Yeni bir ilaç…

Şükür terapisi…

 

 


Ağustos 2014, 452 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bu Günlerde Neyi Tüketiyorsunuz?

Devamı »

İnsanlar Değil, İmajlar Dolaşıyor Sokaklarda / Olduğun Gibi Görünmek

Kişilik, insanın bütün ilgi, yetenek, konuşma biçimi, tavır, görünüş ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini kapsar.

Devamı »

Yüz Çizgileri Ne Söyler?

“Elli yaşına geldiğinde herkes hak ettiği bir yüze sahip olur...” diyor, George Orwell. İlk okuyuşta çarpan bir cümle, biraz korkutan, biraz ürperten, hatta gidip aynaya baktıran cinsten... Neden elli yaşına geldiğinde, neden yirmisinde, otuzunda değil de, elli yaşına gelince hakettiğimiz bir yüze sahip oluruz. Neden başka bir kelime yerine hak etmek kelimesini kullanır George Orwell?

Devamı »

Aranızda Cennetin Rüzgarları Essin

Eş olmak yeni bir elbise giymek gibi, yeni bir rol ekler hayatımıza... Eskiden birinin kızı, oğlu, kardeşi, torunu, arkadaşı, teyzesi iken artık çok daha derin ve kalıcı bir isim eklenir. Hayatımız boyunca yeni isimler yeni etiketler alır ve bu duruma alışmaya çalışırız.

Devamı »