119 Yazı Prof. Dr. Alaaddin Başar

Yazar Profili »

İlim Mi, Hurafe Mi?

Haziran 2013, 438 246 Görüntülenme Eklenme Tarih: 22 Nisan 2020 21:59 Prof. Dr. Alaaddin Başar

 

Nur Küliyatında geçen şu cümlede  çok ince bir hikmet ve rahmet tablosu sergileniyor:

“Toprağın, kudret-i Rabbâniye ile nebâtâta analık edip yetiştirdiği gibi, kudret-i İlâhiye ile taş dahi toprağa dâyelik edip yetiştiriyor.”

Bu cümleyi okuduğumda, bir anda Otuz Üçüncü Söz’deki, “Mayi haline gelen bir madde-i seyyaleden, taş ve taştan toprak halkedilmiş” cümlesi aklıma geldi. Bu iki harika cümle ile hayalimde şöyle bir tablo canlandı:

Bir anne…  Kucağında çocuğunu emziriyor.

O çocuğun kucağında bir başka çocuk, o da onu emziriyor.

İkinci çocuğun kucağında da bir üçüncüsü, o da ona annelik yapıyor. 

Her safhada bir başka yaratma fiili gerçekleşiyor ve ayrı bir kudret ve rahmet mucizesi sergileniyor.

Her gram toprak milyonlarca bakteriye analık yapıyor. Bu çocuklar el ele veriyor ve birlikte çalışıyorlar. Bu samimi yardımlaşmada onlara gaybî bir yardım geliyor: su.

O gaybî imdat ile deniz buhar haline, buhar yağmur haline getiriliyor. Ve karşımıza yeni bir anne çıkıyor: bulut.

Yağmurun yağması hakkında Üstat Hazretlerinin kullandığı çok harika bir teşbih var: damlaları sağmak.

Demek ki yağmur damlaları da süt gibi… Toprağın imdadına koşuyor.

Toprak taştan doğuyor, yağmur ise buluttan… Böylece iki annenin yavruları birleşiyorlar… Bu birleşme ile o nemli topraktan nice yavrular doğuyor.

Bu yavrulardan birisi bir meyve ağacı… Ondan da başka yavrular yaratılıyor… Ağaç, topraktan emdiği suyu yavrularına içiriyor…

Ve güneş, torunlarının torunları olan o güzelim meyveleri, o renk renk çiçekleri  zevkle seyrediyor.

Bir zamanlar Güneş’ten bir yavru kopmuştu… Henüz ismi konulmamıştı… Yavrusu yüz elli milyon kilometre ötelere gitmişti. Annesinden uzak kalınca üşümeye başladı… O soğuyan yavru farklı safhalardan geçti… Milyonlarca sene ile ifade edilen, bu terakki yolculuğunun her safhası bir anne gibi, bir sonraki safhayı doğuruyor ve onu besleniyordu… Ve sonunda Güneş’in iki ayrı cins torunu ortaya çıktı: deniz ve kara…

Çok uzun bir süre sonra denizin de milyonlarla çeşit yavruları oldu… Hepsine birden, cins ismi olarak, balık dediler… Karanın yavruları da milyonu aşkın türdeki bitkiler olarak boy gösterdiler.

“Yaratılış Tarihi”ne göz atarak biraz daha gerilere gidelim: Kâinat altı devrede yaratılmış da bu hali almış... Her tarafı kaplayan buharımsı bir maddeden güneş sistemi doğmuş. Altıncı devrenin sonunda kâinat ağacı meyvelerini vermeye, arz ve sema evlatlarını sergilemeye başlamışlar.

Üstat Hazretleri arz ve semanın izdivacından söz eder… Bu izdivaçla yaratılan canlılar da erkek ve dişi olmak üzere ikiye ayrılırlar, onların izdivacıyla da yeni canlılar dünyaya gönderilirler… Bunlardan sadece birisi insan nevi…

Bir insanın da ana rahminde geçirdiği safhaların her biri bir sonrakine annelik yapar…

***

Fizikî ilimlerin hepsi Allah’ın Hakîm isminin eşyadaki tecellilerini konu almakla büyük birer marifet ve tefekkür dersi verirken, bu ruhtan uzak kalındığında “faydalı ilim” olmaktan çıkarlar. Hurafe yollu anlatımlar sergilenir, yahut bütün bu harikaların tabiî olarak kendiliğinden meydana geldiği iddia edilerek materyalizme ve tabiatperestliğe kapı açılır.

Örnek olarak, yukarıda kısaca değindiğimiz ve ders kitaplarında hurafevarî bir şekilde anlatılan bir hadiseyi hatırlamakla yetinelim:

Güneş’ten bir parça kopuyor. Sonra yüz elli milyon kilometre kadar Güneş’ten uzaklaşıyor. Bu noktada nedense uzaklaşmaktan vaz geçiyor ve Güneş etrafında dönmeye başlıyor. Bir süre sonra o ateş parçası tam zıt bir tabiata bürünüyor; denizlere, okyanuslara dönüşüyor. Bir kısmı da kara oluyor. Denizlerinde balıklar yüzmeye, ormanlarında ceylanlar koşuşmaya, ovalarında karıncalar kaynaşmaya başlıyor. Böylece milyonlarca canlı türü, dünün ateşinde bugün mekân tutmuş oluyor. Bir o kadar da farklı bitki türü boy gösteriyorlar.

Kısacası, dünün o ateş parçası ileride misafir edeceği canlıları nazara alarak kendini onlara göre hazırlıyor; gece ve gündüz olsun diye kendi etrafında dönüyor, bu dönüşünü mevsimler teşekkül etsin diye yirmi üç derece eğimle gerçekleştiriyor.

Ateş deniz oluyor, ateş kara oluyor, ateş taş oluyor, toprak oluyor, ateş nehir oluyor, göl oluyor...

Bilim adamları güneşin hidrojenden ibaret olduğunu söylüyorlar. Ona bir şey demiyoruz; ancak şunu da sormadan edemiyoruz. Hidrojen gazından bugün yeryüzünde mevcut demir, nikel, bakır ve sair elementler nasıl meydana geldiler. Bunlar Güneş’te olmadığına göre yeryüzüne hangi ülkeden göç ettiler?

 

 


Haziran 2013, 438 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Ahlâk-ı İlâhiye / Allah'ın Razı Olduğu Ahlâk

Ahlâk-ı İlâhiye, “Allah’ın razı olduğu ahlâk” yani “Kur’ân ahlâkı” demektir. Bütün sıfatlarını, kabiliyetlerini ve duygularını Allah’ın razı olduğu şekilde kullanan insan, ahlâk-ı İlâhiye sahibi olur. Bunun ana maddeleri “iman, salih amel, takva ve güzel ahlak”tır. Bunlara sahip olan bir kul, bu dünyada bir nevi cennet hayatı yaşadığı gibi, ahirette de ebedî sadete mazhar olur.

Devamı »

Kalp Aynanız Nasıl? / Nefisle Boyanmak

İnsanların Allah’ı tanımada en yakın delilleri, içinde yaşadıkları kâinattır. Kâinat kitabını okumada ve doğru değerlendirmede ise en büyük ve yegâne rehber Kur’ân-ı Kerîm’dir. Bediüzzaman hazretleri bu İlâhî Ferman için “şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi” ifadesini kullanır.

Devamı »

İnsan, Hayatının Sahibi mi? / Nefsin Yanlış Kıyası

Biz “Benim kolum” sözünü, “Bu kolu kullanmaya benim ruhum yetkili kılınmış” manasında söyleriz. Hiç kimse, kendi kolunu kendisinin yaptığını iddia etmez. Aksi halde, her şeyi bu ters mantıkla değerlendirmesi gerekecek ve “ağacın dalı” derken dalı ağacın yaptığına inanması icap edecektir.

Devamı »

Şerlerin ve Çirkinliklerin Kaynağı Nedir? / Şerlerin Esası

Mesela: Bir aynayı şuurlu kabul edelim. Işığa kavuşmaya hayır, karanlıkta kalmaya şer diyelim. Bu ayna, iradesini doğru kullanarak güneşe yüzünü döndüğünde aydınlanır ve ısınır, ama bunların meydana gelmesinde onun hissesi çok azdır. Yaptığı tek şey “vereni kabul etmek” mânâsında güneşin ışığını almayı kabul etmektir. Bu ayna güneşe sırtını çevirdiğinde ise karanlıkta kalır, ışıktan mahrum kalma bir ademdir ve o ayna bu ademin, bu şerrin faili olur. İnsanın işlediği bütün hayırlar da kalbini ve

Devamı »