73 Yazı Banu Yaşar
Psikolog/Psikoterapist

Yazar Profili »

Ruhsal Şifa

Ocak 2012, 421 161 Görüntülenme Eklenme Tarih: 23 Mayıs 2020 17:17 Banu Yaşar

 

Soru: 

Dört çocuklu bir ailenin ilk çocuğuyum. Üçü erkek, biri kız. Babam yıllardır ticaretle uğraşıyor. Biz büyüdükten sonra babamla çalışmaya başladık. Her birimiz evlendi yuva kurdu. Çoluk çocuğumuz oldu. İşimiz ortak olduğu için kazançta aynı yerden geliyor ve paylaşılıyor. Babam yaşlandığı için artık işe aktif olarak katılmıyor ama sürekli işin başında duruyor. Kardeşler arasında zaman zaman sorunlar oluyor. Alınan kararlar ve harcamalar konusunda aramızda sıkıntılar yaşıyoruz. Nefis bu, rahat durmuyor, içmizde birbirimize karşı olumsuz duygular oluşuyor. Bu durum beni kardeş ilişkileri açısından endişelendiriyor. Daha kötüye gider, aramız bozulur diye korkuyorum. Bir sorun olunca bütün aile ve eşler de olayı öğreniyor, sorun daha da büyüyor. İşlerin kötüye gitmemesi için neler yapılabilir. İlişkiler nasıl korunur?

Bana yardımcı olursanız sevinirim.

 

Cevap:

Bazı ortamlar ilişkiler açısından kaygan zeminler oluşturur. Yani yakınlığa, arkadaşlığa ve akrabalığa zarar verir. İnsan nefsinin daha kolay aldanabileceği ortamlarda, nefsin eline bol miktarda koz geçer. Yaşananlar, alınan kararlar, yapılan davranışlar daha çok göze batar, öfkeye dönüşür. Zamanla bu öfke büyür, beslenir ve küçük bir olaydan büyük zararlara dönüşerek dışarı çıkar.

Birlikte oturmak, aynı apartmanda yaşamak ya da kardeşler olarak aynı işi yapmak, insan nefsi açısından riskli ortamlar oluşturabilir. Böyle ortamlarda aile içi dengeleri korumak, huzuru devam ettirmek, fitneye sebebiyet vermemek çok kolay olmaz. Mahremiyet bu ortamlarda daha azalır. Herkes diğerinin ne yaşadığına daha kolay şahitlik eder. Ne yaptığını yakinen görür ve şahit olur.

Ailenin mahremiyetini ve sırlarını korumak zorlaşır. Sürekli ortada yaşanan bir hayatın içinde sevgiyi ifade etmek kadar, öfkeyi yaşamak da güçleşir. Eşler ne sevgilerini rahat ifade edebilir, ne de kavgalarını doğal haliyle yaşayabilirler. Çok kısıtlanmış ve izlenen, yorumlanan bir hayatın içinde zamanla öfke büyür, tartışmalara ve sorunlara dönüşebilir.

Aynı işyerinde çalışmak da aynı apartmanda oturmak gibidir. Babanın kurduğu işi çocukların büyüdükten sonra devam ettirmesi bizim toplumumuzda oldukça sık rastlanılan bir durumdur. Bunun avantajları olduğu kadar, dezavantajları da çok olur. Hazır kurulmuş iş olması, kendi patronu olduğun bir işe sahip olmak, çocukluğundan beri aşina olunan bir iş olması çoğu zaman avantajdır. Fakat kardeşler arası dengeyi korumak, aile huzurunu devam ettirmek açısından riskli bir ortamdır. Çocuklar aile içinde büyürken çoğu zaman aynı muameleye muhatap olmazlar. Yaşlarına ve kaçıncı çocuk oluşlarına, mizaçlarına göre anne baba tarafından farklı tutumlara ve davranışlara şahitlik ederler.

Anne baba bazen bilerek, bazen de bilinçaltı yönelimlerle çocuklara farklı tutum ve davranışlarda bulunabilir. Birine daha koruyucu ve kollayıcı davranırken, diğerine sorumluluk açısından daha çok yükleyebilirler. Biraz daha kendi işini yapabilen, güçlü görünen çocuğa karşı daha beklentili davranıp, onun hatalarını abartabilirler. Bir kardeşin ihmalleri ve hataları koruyuculukla karşılanırken, bir diğerinin tüm tepkileri daha çok göze batabilir.

Kardeşler arası ilişkiler de anne babanın bu tutumundan oldukça etkilenir. Uzun yıllar aralarında çekişmeler yaşanabilir. Aslında tüm kaynak anne babanın diğer çocuğu kollayıp gözetmesi ile ilgili olabilir.

Aynı iş ortamında çalışma durumunda, kardeş ilişkileri ve anne babanın kardeşlere yaklaşımı da ortama etkili olmaya başlar. Evliliklerden sonra masrafların artması ve eşlerden gelen farklı talepler de ne kadar iyi niyetli olsa da sorun kaynağı oluşturabilir.

İlişkilerdeki zeminin kayganlığını azaltmak ve nefse fazla pay bırakmamak açısından, eğer aynı iş yerinde çalışma durumu zorunlu ise bazı tedbirler alınabilir. Mesela, sorumluluk paylaşımı çok kesin hatlarıyla çizilebilir. Boş alan bırakılmamaya çalışılabilir. Her kardeşe ait, hatları kesin çizilmiş sorumluluk paylaşımı yüreklerde soru işaretleri kalmaması açısından faydalı olabilir.

Sonrasında tüm hesapların rutin toplantılarla çok açık olarak paylaşılması, her hesabın çok ince ayrıntısıyla kaydının yapılması daha sağlıklı olur. Akılda kalabilecek soru işaretleri ve şüpheye yer bırakmaması açısından bu da faydalı olabilir. Aynı zamanda belki de en önemli şey, iş ortamında yaşanan şeylerin evde ve ailede paylaşılmamasıdır. Ailede paylaşılan ticarî her bilgi sorgulanacağı ve üzerinde konuşulacağı için sorun için zemin oluşturacaktır.

Sorunlar ve şüpheler yürekte büyümeden, öfkeye dönüşmeden önce güzel bir dille ifade etmek, rahatsızlık konusunu ilişki zarar görmeden önce sağlıklı bir üslupla söyleyebilmek ileride işlerin ve ilişkilerin bozulmasına da engel olacaktır.

 

 


Ocak 2012, 421 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bu Günlerde Neyi Tüketiyorsunuz?

Devamı »

İnsanlar Değil, İmajlar Dolaşıyor Sokaklarda / Olduğun Gibi Görünmek

Kişilik, insanın bütün ilgi, yetenek, konuşma biçimi, tavır, görünüş ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini kapsar.

Devamı »

Yüz Çizgileri Ne Söyler?

“Elli yaşına geldiğinde herkes hak ettiği bir yüze sahip olur...” diyor, George Orwell. İlk okuyuşta çarpan bir cümle, biraz korkutan, biraz ürperten, hatta gidip aynaya baktıran cinsten... Neden elli yaşına geldiğinde, neden yirmisinde, otuzunda değil de, elli yaşına gelince hakettiğimiz bir yüze sahip oluruz. Neden başka bir kelime yerine hak etmek kelimesini kullanır George Orwell?

Devamı »

Aranızda Cennetin Rüzgarları Essin

Eş olmak yeni bir elbise giymek gibi, yeni bir rol ekler hayatımıza... Eskiden birinin kızı, oğlu, kardeşi, torunu, arkadaşı, teyzesi iken artık çok daha derin ve kalıcı bir isim eklenir. Hayatımız boyunca yeni isimler yeni etiketler alır ve bu duruma alışmaya çalışırız.

Devamı »