TR EN

Dil Seçin

Ara

Kolesterol Faydalı mı, Zararlı mı?

Kolesterol Faydalı mı, Zararlı mı?

Son günlerde basınımızda kolesterol ile ilgili epey tartışmaya şahit olduk. Bazılarına göre kolesterol her hastalığın anası bir günah keçisi; damar sertliği yapıyor, kalp krizine, felçlere sebep oluyor vs. Bu yolla insanların evhamları tahrik edilip, gerek büyük ilâç şirketleri, gerekse pıtrak gibi çoğalan “bitkiselciler” büyük paralar kazanıyorlar. İnsanlar bilmedikleri şeylerden korkarlar. Bilmediğimiz bir şeyle vehmimizi kolaylıkla tahrik edebilirler ama o şeyin ne olduğunu bilirsek kimse bizi kolay kolay evhamlandıramaz.

 

O halde kolesterol nedir?

Kolesterol, insan ve hayvanların çeşitli organlarında sentezlenen ve kendisinden birçok önemli madde yapılan lipid (yağ) karakterinde bir moleküldür. Mumlar da lipid ailesinden bir bileşiktir. Bunlar yediğimiz yağlara benzemezler fakat onların bazı özelliklerini taşırlar. Yağların ana özelliklerinden biri sudan hoşlanmamaları, suda çözünmemeleridir. İşte kolesterolde de bu özellik olduğundan bir çeşit lipid sayılmıştır.

Kolesterol ilk defa 1754 yılında safra taşlarında bulunduğundan, “kole” (safra) sterolü olarak isimlendirildi. Sterol veya steroid yapı, kimyada özel bir yapıya sahip olan bir grup moleküllere verilen bir isimdir. Bu maddeler altıgen halkalar ihtiva ederler. Kolesterolde üç tane altıgen, bir tane de beşgen halka bulunur, kapalı formülünü (C27H46O) olarak gösterebiliriz. Bu molekül 2 karbonlu (C) bir bileşik olan asetik asitten başlar, bir dizi uzun reaksiyonlardan sonra kolesterol ortaya çıkar. Kolesterolün dikkatleri çekmesi kalb krizinden ölen insanların otopsilerinde damarları daraltan ve tıkayan plakların içinde bol miktarda bulunmasından sonra başladı ve sanki tek sorumlu oymuş gibi yayınlar yapıldı. Hâlbuki damar sertliği (ateroskleroz) oluşumunda genetik yatkınlıktan tut, şeker, yanlış beslenme, hareketsiz yaşama ve fazla kilolar gibi birçok faktörün rolü vardır.

 

Kolesterolün faydaları

Vücudumuzda günde sentezlenen yaklaşık 1000 mg kolesterolün %25’i karaciğerde sentezlenir. Geri kalan kısım ise ince bağırsaklar, böbreküstü bezleri, üreme organları hatta büyük damarların cidarlarında sentezlenir. 200-300 mg kadar da dışarıdan hayvansal besinlerle alırız. Eğer bir insan sıkı bir vejetaryen olup, dışarıdan hiç kolesterol almasa bile vücut kendi iç sentezini artırarak ihtiyacını karşılayacak şekilde programlanmıştır. Kanda ortalama %150-250 mg kadar kolesterol dolaşır. Bunlardan küçük rakam gençlere ait olandır. Yaş ilerledikçe kolesterol de bir miktar yükselecektir. 50-60 yaşında bir insan için %200-250 mg normal sayılır. Bitkisel yağlarda kolesterol bulunmaz. Kolesterolden zengin olan besinlerin başlıcaları ise kırmızı et, yumurta ve hayvansal yağlardır. “Kıymetli kitaplar, nüshalar çok basılır, teksir edilir” kaidesinde olduğu gibi bu kadar bol sentezlenen bir maddenin de elbette önemli gayeleri olmalıdır. Gerçekten de kolesterol, birçok hayatî moleküllere dönüşen öncü (prekürsör) bir moleküldür. Bunlar:

Cinsiyet hormonları: Erkekte testosteron, kadınlarda östrojen ve bunların türevi olan hormonların öncü maddesi kolesteroldür. Dolayısıyla kolesterol sentezini bozan ilaçların zaruret olmadan kullanılması cinsel problemlere sebep olacaktır.

Safra asitleri: Yağların sindirimi için zaruri olan bu asitler de kolesterolden yapılır. Safra aynı zamanda kolesterolün vücudumuzdan en önemli çıkış yoludur. Sindirim görevini yaptıktan sonra önemli bir kısmı bağırsaklardan dışarı atılır. Bir kısmı ise yeniden kullanılmak üzere emilip, karaciğere gönderilir. Fizyolojisinin bu şekilde programlanmış olması bile, bence kolesterolün önemini, kıymetini gösteren bir olaydır.

D vitaminleri: Kolesterolün bir kısmı cilt altı yağ dokusunda güneş ışınlarının etkisiyle, bir kısmı da böbreklerde D vitaminlerine dönüşür. D vitaminleri ise hem kemiklerimize kalsiyum (Ca) oturması için hem de besinlerle dış dünyadan gelen Ca’un bağırsaklardan emilmesi için gereklidir.

Böbreküstü bezi hormonları: Bunlardan aldosteron tuz metabolizmasını ayarlar. Aldosteron eksikliği devamlı tuz ve su kaybına yol açar, bu da hayatî tehlike demektir.

Kortizol: Kolesterolden sentezlenen diğer önemli bir hormon da kortizoldur. Kortizol, kan şekerini yükseltmek, glikoz sentezletmek, yağları parçalatmak, alerji önlemek gibi çok yönlü etkileri olan bir maddedir.

Görüyoruz ki kolesterol, ihtiyacımız olan birçok önemli bileşiğin ön maddesi olarak kullanılmaktadır.

 

Vücuttaki dolaşım sistemi

Kolesterol, yağ sınıfından bir madde olduğundan %90’ı su olan kan içinde taşınması zor bir özellik taşır. Yağlar kendi başlarına bırakılsaydı, sudan kaçan damlacıklar birbiriyle birleşerek koca damlalar oluştururdu. Bu ise sadece kılcalları değil, büyük damarları bile tıkayacak bir tehlike demektir. Suda çözünmeyen bütün yağ grupları, ayrıca demir ve bakır gibi ağır metaller kanda her biri kendine has ‘tır’larla taşınır. Bunlar uzun, büyük, suda çözünmüş bir halde bulunan özel proteinlerdir. Bunlardan lipid taşıyanlara genel olarak lipoproteinler denir. Bu lipoproteinler taşıdıkları lipid fraksiyonlarına başlıca dört gruba ayrılmıştır. Bunlar:

Şilomikronlar: Yemek sonrası bağırsaklardan emilen yağları karaciğere taşırlar. Bazı kilolu insanlarda yemekten sonra kan alınırsa, kana sanki süt karıştırılmış gibi renginin değiştiği görülür. İşte bu yağdan zengin şilomikronlardan ortaya çıkan bir manzaradır.

Çok düşük dansiteli lipoproteinler (VLDL): Bu grup karaciğerden diğer dokulara yağ ve kolesterol taşır. Yükünün bir kısmını bıraktıktan sonra LDL adını alır ve karaciğere dönüşe geçer.

Düşük dansiteli lipoproteinler (LDL): Dokulardan karaciğere giden bu gruba halk arasında şimdi “kötü huylu” kolesterol denmektedir. Dolaşımda bunun %130 mg’ı aşmaması tercih edilmektedir.

Yüksek dansiteli lipoproteinler (HDL): Kolesterol ve yağ yükü en az, fakat proteinden zengin olan bu grup, dokularda sentezlenen kolesterolü karaciğere taşır ve buradan atılmasını sağlar. Kanda %35 mg’ın altına düşmemesi istenen bu gruba da “iyi huylu” kolesterol denmektedir.

 

Gerçek tedavi nasıl olmalı?

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Kalp damarları ile ilgili bir problem yaşanmışsa, stent takılmışsa veya koroner by pass olmuşsa bu insanların elbette yediklerine dikkat etmeleri ve kardiyologlarının tavsiye ettikleri ilâçları kullanmaları gerekir. Fakat bunların hiçbiri yaşanmamışsa hemen kolesterol ilâçlarına sarılmak yerine günde hiç olmazsa 30 dk yürüyüş yapmak veya değişik aktivitelerde bulunmak daha yerinde olacaktır. Kendimizi asansör, araba, masa, koltuk kısır döngüsünden kurtarırsak, hiç olmazsa haftada bir gün de olsa korkmadan sucuklu yumurta yiyebiliriz.

Kolesterol düşürücü olarak kullanılan ilâçlar, uzun bir sentez zincirini sonlara yakın bir yerde durdurmaktadır. Tamam, kanda son ürün olan kolesterol azalmakta fakat zincirin koptuğu kademeye kadar olan ürünler acaba ne olmaktadır? Bir araba üretim bandını düşününüz, saçların preslenmesiyle başlayan uzun bir zincirdir. Ortalarda bir yerde şasi belirmeye başlar. Bu sırada bir arıza olsa da bant ilerlemese elbette ortalık karışacaktır. Çıkış noktasından araba gelmiyor, fakat alt taraftaki birimler çalıştığından bir sürü yarım kalmış oto veya molekül banttan fabrikanın (veya damarların) içine yuvarlanmaktadır. Fıtrat programında olmayan böyle bir şeyin elbette bazı zararları olacaktır. Nitekim son olarak yapılan bir araştırma bu tip ilâçları kullanan insanlarda şeker hastalığının %50 oranında daha fazla ortaya çıktığını göstermiştir.