478 Yazı Zafer Araştırma Grubu

Yazar Profili »

Uluslararası Kur'an Ve Sünnette Bilimsel Mucizeler Konferansı'ndan Notlar

Nisan 2011, 412 54 Görüntülenme Eklenme Tarih: 21 Eylül 2020 13:27 Zafer Araştırma Grubu

 

GEÇTiĞİMİZ Mart ayının önemli olayların biri, İstanbul’da Grand Cevahir Hotel’de düzenlenen Uluslararası Kur’an, Sünnet ve Modern Bilimler Sempozyumu’ydu. Suudi Arabistan merkezli Muslim World League’in öncülüğünde, Türkiye’den İslam Ansiklopedisi’ni hazırlayan İSAM’ın (İslami Araştırmalar Merkezi) katkılarıyla 11-13 Mart tarihlerinde gerçekleşen sempozyuma, çeşitli Arap ülkelerinden ve ülkemizden tanınmış bilim adamları katıldı. Dergimiz yazarlarından Ümit Şimşek, Taşkın Tuna ve Osman Çakmak da birer tebliğ sundular.

Kur’an ve Sünnette bilimsel mucizeler, sempozyumda “tıp ve biyoloji bilimleri” “insan bilimleri ve dini hikmetler” “astronomi ve uzay bilimleri” ve “yer ve deniz bilimleri” olarak dört ana bölümde ele alındı. Açılış ve protokol konuşmalarından sonra sempozyum Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri de geniş bir katılımla devam etti.

 

GENEL DEĞERLENDİRME

 

Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, sempozyumda sunulan tebliğler, Kur’an-ı Kerim’in bilimsel alana hitap eden ayetlerinin, asırlar öncesinde beyan edilmiş olmalarına rağmen, tam bir doğrulukla ifade olunduklarını bir kez daha gösterdi.

Kur’an’da dağların yere çakılı birer “kazığa” benzetilmeleri, atmosferin “korunmuş tavan” olarak isimlendirilmesi, yine dağların “bulutlar gibi” geçip gittiğine işaret edilmesi, insanın beyninin ön kısmının (frontal lob) davranışlardan sorumlu olan kısım olduğunu ifade eden, Alâk Suresi’nde “şiddetle yakalayıp çekeriz perçeminden…” denilmesi.. gibi daha birçok ayette ancak bugünkü bilimsel ilerlemeler sonucunda değerinin takdir edilebileceği pek çok bilimsel noktaya işaret ediliyor.

Ne var ki bu konunun kamuoyunda yeterince anlaşılabildiğini söylememiz halihazırda zor görünüyor. Belki 1800’lü yıllara kadar Batı dünyasında bilimsel anlamda ciddi bir ilerlemenin başarılamadığını, söz gelimi kurbağaların akarsu kenarlarındaki çamurun içine bıraktıkları yumurtlardan değil de, bizzat çamurdan meydana geldiğini zannedecek düzeyde bir bilimsel anlayışın hakim olduğunu göz önüne alırsak, Kur’an’ın 1400 yıl öncesinden beyan ettiği bilimsel hakikatlerin değerini daha iyi anlayabiliriz.

Hakikaten, Kur’an-ı Kerim’in indiği dönemde, ne yerin altını ne gökyüzünü ne de derin okyanus diplerini araştırmaya imkân verecek bir teknolojik ilerleme mevcut değildi. Ne göğe doğru yükseldikçe adeta göğsün sıkılıyormuşçasına daralacağını inceleme imkânı, ne de deniz diplerinde tıpkı deniz yüzeyindeki gibi dip dalgaların varolduğunu gözleme imkânı vardı.

Üstelik, göğe, deniz diplerine ve daha pek çok şeye ilişkin bu beyanların, hayatında ne pilotluk, ne astronotluk, ne de Kaptan Cousteau gibi denizcilik yapmamış, yıllarını deniz altını inceleyerek geçirmemiş olan bir insan (Hz. Muhammed s.a.v.) aracılığıyla beyan edilmiş olması, ayrıca dikkate değerdir.

Beşeri düzlemde bakan ve “Acaba beşeri bir çabayla mı bu bilgiler Kur’an’ın içine dahil edildi?” diye incelemeye girişen hiçbir göz, ne Hz. Peygamber’in hayatına bakarak, ne de onun yaşadığı dönemdeki bilimsel birikimi hesaba katarak, Kur’an’daki bilimsel gerçeklere işaret eden mucizevi ifadeleri temellendirebileceği en ufak bir delil bulamaz.

Tekrar belirtmek gerekirse, okyanus dipleri veya göğün yüksek katmanlarına veya beynin yapısına ilişkin bilimsel ilerlemelerin tarihi, en fazla, bir iki yüzyıllık bir geçmişe sahiptir.

Bu bağlamda, Muslim World League’in gayretlerini takdirle karşılıyoruz. Gerçekten bu sempozyumla önemli bir görev ifa edilmiş oldu.

 

İLGİNÇ ARAŞTIRMALAR

 

Sempozyumda bizim açımızdan dikkat çekici olan noktalardan biri de, Türk okuyucusunun pek haberdar olmadığı ya da dikkat etmediği bazı Kur’anî bilimsel mucizelere de yer verilmiş olmasıydı. Söz gelimi, Bakara Suresi 265. ayette şöyle buyrulmaktadır:

“Allah’ın rızasını kazanmak ve gönüllerindeki imanı iyice sağlamlaştırmak için malları harcayanların durumu ise, bir tepe üzerinde kurulu bir bahçeye benzer ki, yağmur yağdığında meyvesini iki kat verir. Hatta, yağmur yağmasa bile az bir çiseleme yine yeter. Allah sizin yaptıklarınızı görmektedir.”

Kral Abdülaziz Üniversitesi’nden Dr. Muluk Muhammed el-Hazzan, tebliğ sunumunda bu ayeti şöyle yorumladı:

“Bu ayet çiyin bitki sulamasındaki önemini ortaya koymaktadır. Biz biliyoruz ki, bitkiler yağmurdan ancak toprağa tam olarak nüfuz ettiğinde faydalanabilmekte ve bundan sonra bitki yağmuru emebilmektedir. Hafif yağmurun toprağın derinine ulaşması ve bitkinin onu emebilmesi mümkün değildir. Allah Teala çiyin önemini bu ayette birbiriyle ilişkili bilimsel ve kanunlaşmış bir surette izah etmiştir. Ve bu ilahî izah, çiyin bitkiler için ne kadar önemli olduğunu yeryüzünde dile getiren ilk beyandır.”

 

TOPRAĞIN TİTREŞMESİ

 

Bir başka ilginç araştırma, “toprağın titreşmesi”yle ilgiliydi:

“Senin yeryüzünü (kuraklıktan) boynu bükük huşu halinde görmen de O’nun ayetlerindendir; Biz ona suyu indiriverdiğimizde hareketlenir, titreşir ve kabarır. Şüphe yok ki ona o hayatı veren elbette ölüleri de diriltir. Doğrusu O, her şeye gücü yetendir.” (Fussilet, 39)

Mısır Esyût Üniversitesi’nden Doktor Kutb Amir Fargalt, ayette geçen “(Toprak) hareketlenir, titreşir ve kabarır” ifadelerini şöyle yorumluyor:

“Toprak dokusundaki, kıl taneciğinin çapı 0,002 mm’den daha küçüktür. Bu tanecikler “silika ve alumina” levhalarından ibaret olan kompakt tabakalardan oluşur ve bu alüminyum silikat bileşiği tabakaları şekilde görüldüğü üzere üst üste istiflenmiş durumdadır.

“Taneciklerin dengelenmesi, tanecik yüzeyinde atomların pozitif yönlü iyonlarının birleşmesi (alkali topraklarda olduğu gibi) veya hidrojen iyonlarının birleşmesi (asidik topraklarda olduğu gibi) gerçekleşir.

“Böylece tanecikler kendi yüzeylerinde (kil minerallerinin terkibinde yer alan parçacıkların elektrik yüklerindeki artış veya eksilmeden kaynaklanan) negatif ve pozitif elektrik yükleri taşırlar. İşte bu yüzden uygun miktarda suyun toprağa inmesi toprak taneciklerinin titreşmeye başlamasına yol açar.”

Doktor Fargalt, “toprağın kabarması”yla ilgili olarak da, “Taneciklerin yüzeyinde tutulan su (hidroskopik, kılcal su, gözenek ve ince çatlaklar içerisinde yüzey gerilimi nedeniyle tutulan su), tanecikler arasındaki mesafenin artışı dolayısıyla toprağın tümünün kalınlaşmasında büyük bir rol oynar. Böylece yer, suyun etkisiyle kabarır, büyür” açıklamasını yaptı.

 

HADİSLERDE İ’CÂZ VE ÖFKE KONTROLÜ

 

Sempozyumun dikkat çekici bir başka özelliği, ayetlerle birlikte hadis-i şeriflerdeki i’cazın de ele alınmasıydı.

Örneğin, Dr. Muhammed el-Acrûdî, “öfke” konusunda nebevi tavsiyeler ile günümüz psikoloji bulguları arasında tam bir paralellik olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koydu.

Acrûdî’ye göre, kendisinden nasihat isteyen bazı kimselere “öfkelenme!” tavsiyesinde bulunan Hz. Peygamber (asm), bu çerçevede şu yöntemleri ortaya koymuştur:

Öfkenin hemen sonrasında sükût; kovulmuş şeytandan Allah’a sığınmak; öfkeli iken vaziyeti değiştirmek; abdest almak; ve öfkenin şiddetlendiği anda yanağın yere değdirilmesi.

Tebliğinde Acrûdî, bu nebevi tavsiyelerin Mayo Tıp Eğitimi ve Araştırmaları Derneği’nin 2007 yılında açıkladığı “öfkeye karşı pratik öneriler” ile neredeyse birebir örtüştüğünü izah etti. Söz konusu derneğin, öfke kontrolünde önerdiği tavsiyeler şu şekilde:

Mizacını terbiye et (öfkelenme!); bir süre sus ve cevap vermeden

önce ona kadar say (Biriniz öfkelendiğinde sussun);

Vücudunu hareket ettir (Biriniz öfkelendiğinde ayakta ise otursun, eğer öfkesi hala geçmediyse uzansın);

Yüzmek (muhakkak ateş su ile söndürülür. Biriniz öfkelendiğinde abdest alsın.)

Kendini rahatlatacak bir kelimeyi tekrarla, mesela “Aldırma!” gibi (Bunun Nebevi reçetedeki karşılığı “eûzu besmele”dir.)

Bir şey söylemeden önce iyice düşün (Gerçek pehlivan öfkelendiği an kendisini tutandır).

 

SEMPOZVUMDA TANIDIK İSİMLER DE VARDI

 

Muslim World League’in düzenlediği sempozyuma Türkiye’den de tanıdık bilim insanları katıldı.

 

 

Dergimizdeki uzayla ilgili yazılarından tanıdığımız Prof. Dr. Osman Çakmak, tebliğinde, Kur’an ve yeni bilimlerin ortaya koyduğu metafizik gerçeklere değindi.

Yeni keşifler sayesinde üst katlardaki evrenler ve Kur’an’ın gaybî hakikatleri hakkında daha kolay fikir yürütülebilir hale geldiğini ifade eden Çakmak, söz konusu yeni gelişmelerin konuyu, mekânın dar kalıpları arasından çıkarmamızı ve inancın engin ve aydınlık ufukları ile buluşmamızı sağladığını belirtti.

Yine Çakmak’a göre, eskiden değişmez ve dokunulmaz ilan edilen ve adeta ilahlaştırılan fizikî prensiplerin Karadeliklerde alt üst olmasıyla birlikte felsefenin ve dinin gündemine yeni soruların girdiğini ifade etti.

Örneğin, “Kainat niçin yaratıldı ve niçin yok ediliyor?” “Beklenen karadelik kıyametinden sonra başka bir yaratılış var mı?” bu sorulardan bazıları.

Konuşmasının sonunda Çakmak, Yüce Kur’an’ın sırlarının daha iyi anlaşılması için yeni bilimlerin ortaya koyduğu gerçekliklerin erbabınca takip edilmesi ve değerlendirilmesi ihtiyacının her zamankinden fazla olduğunu söyledi.

Özellikle 90’lı yıllarda yaptığı “Kainatın Dilinden” belgeseliyle ve dergimizdeki yazılarından tanıdığınız araştırmacı Ümit Şimşek ise, tebliğinde “Bulutlar gibi geçen dağlar” konusunu işledi.

Şimşek, Kur’an’da 50’ye yakın ayette dağlardan söz edildiğini, bu ayetlerde dağların göründükleri gibi hareketsiz cisimler olmadıklarını, ayrıca onların hareketleriyle bulutların gelip geçmesi arasında bir paralellik kurulduğunu ifade etti.

Ümit Şimşek konuşmasına şöyle devam etti:

“Bugün bilim dünyasında kabul gören kıtasal kayma ve levha tektoniği teorilerinin ortaya koyduğu model, yeryüzündeki bütün kıtaların birbirine komşu olduklarını ve süratli hareket halinde bulunduklarını öne sürmekte, dağların oluşum ve hareketlerini de bu genel hareketlilik içinde açıklamaktadır. “Bulutların geçişi gibi hareket halinde bulunan dağlar”, işte bu levhalar üzerinde bulunan her şey gibi, o levhalarla beraber devamlı surette hareket halinde bulunan, daha da ötesi, bu hareketler sırasında vücuda gelen ve şekilden şekle giren jeolojik yapılardır.”

Son olarak, yine uzayla ilgili araştırmaları ve kitapları olan fizik yüksek mühendisi Taşkın Tuna, “Güneş de kendisi için belirlenen yerinde (yörüngesinde) kararlı bir hareket halindedir. Bu, aziz ve alim olan Allah’ın takdiridir” (Yasin Suresi, 38) ayetini yorumladığı tebliğinde, güneş sisteminin kendisine özgü bir hareketi olduğunun son yıllarda sürdürülen gözlem ve araştırmalar sonucunda ortaya çıktığını, böylece aslında Güneşimizin ve tüm sistemin, uzayda geçtiği bir noktadan bir daha geçmemek üzere planlandığı gibi, çarpıcı bilgilere değindi.

Organizasyon heyetinin sunulan tebliğleri yakın bir tarihte kitaplaştırma niyetinde olduğunu belirterek, yazımıza son verelim.

 

 


Nisan 2011, 412 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Satır Arası

Satır Arası Aralık 2020

Devamı »

Hazır Cevaplar

Hazır Cevaplar Aralık 2020

Devamı »

Sayılı Sözler

Sayılı Sözler Aralık 2020

Devamı »

Düşünceler

Düşünceler Aralık 2020

Devamı »